Ağlarken Dans Etmek

Ben küçükken çok sevdiğim bir aile büyüğümüz çok tuhaf bir çorba yapardı. Özetle, kendisi mutfakta eline geçen ne varsa içine atar haşlardı. Ayıptır söylemesi bok rengi olurdu o çorba. İlk kez o çorbayla karşı karşıya kaldığımda, uzun süre ürkmüş gözlerle kasenin içine bakmıştım. Adını sordum çorbanın, ‘adı yok benim spesiyalim’ dedi tontiş teyzemiz. Çok yaratıcı olmasa da daha ilk kaşığımı yudumlarken buluvermiştim çorbaya bir isim: Karmançorman Çorba!

Ben de aynı o çorba gibiyim şimdilerde: öylesine karışık, öylesine kötü ve tuhaf bir yeşil…

Bazen bir gerçekle yüzleşiverirsiniz, dünyanız başınıza yıkılıverir. Aslında içten içe tehlikenin farkındasınızdır ama uzun zamandır yüzleşmeyi ertelemişsinizdir. Hastasınızdır artık resmidir. Bir yandan kendinizi suçlarsınız, bir yandan sizi bu durumla başbaşa bırakan kaderi… ‘Neden ben?’ diye şikayet ederken, ‘çıkmayan candan ümit kesilmez’ diye kendi kendinizi teselli ederken bulursunuz aynanın karşısında… Kötü haber karşısında arabada salya sümük ağlarken, radyoda o an çalan DJ Snake şarkısına eşlik edip dans etmeye zorlarsınız kendinizi… İçinizdeki bir ses kimseleri panik etmemek için ailenize bile bahsetmemenizi tembihler, başka bir ses ise deli gibi haykırmak ister ‘yardım edin n’olur bana’ diye…

Bu ikilemler arasında gücümü toplamaya çalıyorum şimdi ben de. Hangi duyguya hangi sözlere sarılayacağımı çok bilmiyorum. Yalnızca fark ettiğim bir şey var: Başıma ne gelirse gelsin bir kurban ya da edilgen bir cümle değilim ben. Yaşadığım her şeyin bir nedeni var. Belki şimdi değil ama ileride bir gün bugün yaşadıklarımın sebebini daha iyi anlayacağımı biliyorum artık. O yüzden içimden o an ne gelirse özgürce hislerimi yaşamaya söz veriyorum bugün kendime. Gerekirse annemin omzunda ‘alayına isyaaannn’ diye ağlarken, parmaklarımı fonda çalan popüler bir şarkıya eşlik edecek şekilde şıklatırım. Sevdiklerimin bana destek olmasına izin veririm. Sonra biraz kafa dinlemek istersem uzaklaşırım ama yalnız olmadığımı bilirim. Biraz kişisel gelişim kitaplarına sararım, olmadı Esra Erol izlerim. Gel-gitlerim çok olur, Demet Akalın şarkılarına dönerim belki biraz ama asla tamamen umutsuzluğu sahiplenip, yaşamaktan vazgeçmem. En kötü böyle kendi kendime konuşurum deli derler, desinler n’olucak. :)