Empati ve O Kadın

Simple Monologues
Aug 8, 2017 · 3 min read

Kahve içerim, kitap okurum, diye oturdum bir kafeye. Hiçbir zaman tamamlayamadığım ‘Sapiens’ kitabında ilerlemeyi hedeflemiştim. Boş bulduğum ilk masaya oturup kitabı açmamla birlikte ağlamaklı o sesi duydum.

Hemen ön masamda oturan bir kadın arkadaşıyla dertleşiyordu. Konuşma ilerledikçe kadının boşanma sürecinde olduğunu anladım. Sesi o kadar hüzünlüydü ki bir noktadan sonra kulak misafiri olmak değildi artık benim yaptığım, basbayağı kulak kabartmaktı kadının anlattıklarına…

“Ben” diyordu, “Ben onun hayatına yeterince destek olmadım. O eğlenmeyi severdi, gezmeyi arkadaşlarıyla buluşmayı… Ayak uyduramadım.” Kadın hıçkırıklara boğulmuştu artık iyice. Arkadaşının elindense ona peçete uzatmaktan başka bir şey gelmedi. Kadın burnunu temizledikten sonra devam etti: “Çok eleştirdim onu, işiyle ilgili yorum yaptım hep, alkolü fazla kaçırınca söylendim…”

Kadın evliliklerinde kendini hatalı gördüğü her şeyi bir bir sıralıyordu. O anlattıkça bitmek üzere olan evliliğinden bir de oğlu olduğunu anladım. Kadın konuşmaya devam ettikçe öğrendim ki bu boşanma konusunda kadının kendi ailesi de sürekli onu suçluyormuş. Kadıncağız kendinden başka herkese hak veriyordu hikayesini göz yaşları içinde paylaşırken…

Böyle uzun uzun anlatınca bu hikayeden bir gönül ilişkisi dersi çıkaracakmışım gibi oldu ama benim derdim başka aslında… Hiç tanımadığım, arkası bana dönük bu kadının söyledikleri o gün içime işledi…

Empati kurdum.

Yani konuyu içselleştirdim. Kendimi onun yerine koydum ve düşündüm. Hayatında yeni bir başlangıç yapacak ama etrafından hiç destek görmüyor, üstelik sağlıklı ve huzurlu yetiştirmesi gereken bir çocuğu var. O kadın ben olsam acaba ne yapardım, nasıl başa çıkardım acaba? Onun üzüntüsünü paylaştım içten içe. Haklı haksız önemli değildi o an. Üzülen bir insan vardı.

Ama empati kurmam yeterli miydi? Bu ‘empati’ denen şey insan Kaynakları’nın düzenlediği eğitimlerde anlatıldığından daha öte şeylere vesile olmalıydı. Aslında;

Harekete geçmeliydim.

Tamam derdini, stresini hissettim bitti! Ne kadar mekanik, ne kadar içi boş.

Peki ya sonra?

O gün o kadına gidip, omzuna elimi koyup “şu an bulunduğun süreç sana ağır gelmiş olmalı, üzülme diyemem sana. Ben üzüldüm çünkü… Yine de yalnız değilsin, kendine zaman ver, evrene şans ver. İyi olacaksın!” demeyi çok istedim. Super-egom öğrendiği toplumsal kurallar gereğince, özgüvenim ise henüz muasır medeniyetler seviyesine erişemedinden bunu yapamadım tabii.

Eğer yapsaydım kadının kaybettiğini düşündüğü şeyleri ona geri kazandırmış olmayacaktım, hayır. En azından o gün boyunca kendini telkin edebileceği birkaç cümleyi hafızasına yerleştirecek belki. O telkin çocuğuna boşanma sürecini anlatırken cümlelerini toparlamasına yardım edecekti belki…

Her koyun kendi bacağından asılırcılar itiraz edecekler. Her yetişkin kendinden sorumludur diyecekler muhtemelen. Ya da ben çok peşin hükümlüyüm onlara karşı, bilmiyorum. Sadece, birimiz desteklendiğimizi hissedersek bir başkasını kaldırabiliriz düştüğü yerden gibi geliyor bana. O kalkan kişi bir başkasını, bir başkası diğerini derken zincirleme gider bu. Çok yalnız hissetmezsek hırslarımızı zaman zaman da olsa rafa kaldırıp kendi varlığımızla bile mutlu olmayı öğrenebiliriz hatta!

O halde yazmadan geçemeyeceğim: Hiç tanımadığım o ‘kadın’! Olur da bir gün bu yazıya denk gelirsen bilmeni isterim ki yalnız değilsin, hayatının zor bir dönemindesin, üzgünsün. Kendine biraz zaman ver. Şu an inanmak zor olsa da söz veriyorum her şey çok güzel olacak!

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade