Tamamen Duygusal??

Tuhaf bir şekilde ‘duygusal’ olarak nitelendirilmekten rahatsız olan insanlar görüyorum. Bir hakaret kelimesi olarak ‘duygusal’ı kullananları duyuyorum. ‘Duygusal’ diye reddedilen, ilişkinin kıyısından dönen kadınlar/adamlar tanıyorum. İş hayatında ‘duygusal’ olarak etiketlenip dışlananlar biliyorum.

Duygusal kelimesini duygulara dayanan, hissî diye açıklar TDK. Çok yeterli ifade edilmiş bir tanım olmasa da bu açıklamadan anladığım ‘duygusal’ olmak bir şeylerin tüm benliğime hitap etmesine izin vermek, daha çok ve daha kolay hissetmek etrafta olup biteni… O halde, kendini en savunmasız halinle bile insanlara korkusuzca gösterebilmek demek ‘duygusal’ olmak!

Benim için önemli bir beceri, büyük cesaret işi, aklımın alabildiği en güçlü duruş biçimidir ‘duygusallık’. Kendimizi naifçe açtığımız en dürüst halimizden ötesi değildir ki o… Bu kadar negatif yükü bir kelimenin üzerine yüklemek azıcık haksızlık.

Bir duvar yazısının beni maziye götürmesine, bir bebeğin suratının beni gülümsetmesine, beğendiğim birinin midemde kelebekler uçuşturmasına, izlediğim bir filmin gözlerimi doldurmasına, arabanın açık camından vuran rüzgarın bana verdiği özgürlük hissine tüm gücümle sonuna kadar sahip çıkmanın nesi yanlış olabilir ki?