DA‘İLİK
anlam olarak davet eden, seslenen, çağıran demektir. Dâ‘îlik çok eski bir terim olup, Şia mezhebini yayma yetkisi verilen kurumun unvanıdır. Bu kurumun başındakilere de Dâ‘î denir. İlk defa Mutezile ve Zeydiye mezheplerinde nadiren kullanılmaya başlanan Dâ‘îlik, esas gücünü ve anlamını İsmailiye (Haşhaşiler), Karmatiler ve Dürzîler zamanında kazanmıştır. İsmailiye ve Karmatiler’de davet adı verilen mezhep faaliyetlerini yürütmek için imam tarafından yetki verilmek suretiyle tayin edilen dâ‘îler, mezhep bünyesi içinde Hüccetten sonra gelen önemli bir mevkiye de sahiptirler. Kendi aralarında hiyerarşik bir sisteme tabi tutulan bu görevliler içinde en yüksek rütbeye sahip bulunan dâ‘î-i ekber’dir. Bu en yüksek dâ‘î, her türlü mezhep faaliyetini yürütme konusunda Hüccete karşı sorumludur. Dâ‘î’-belağ, dâ‘î-i mutlak, dâ‘î-i mahdûd, dâ‘î-i mahsûr gibi makamlar dâ‘îliğin önemli makamlarıdır. Bunlar tayin esasına göre çalışırlar ve en büyük dâ‘î tarafından tayin edildikleri bölgede mezheplerini ve inançlarını yaymaya çalışırlardı. Dâ‘îler içerisinde “mükâsir” ve “mükâlib” gibi sıfatları taşıyan kişiler mezhebe girebilecek kimseleri tespit eder ve bağlı bulundukları dâ‘î ile birlikte mezhep faaliyetlerini gerçekleştirirlerdi. Daima halk arasında faaliyet gösteren “mükâsir” ve “mükâlib”ler, mezhep konusunda sahip oldukları bilgiler yanında, davet edeceği kimselerin psikolojik ve toplumsal durumlarını analiz edip ona göre hareket eden kişilerdi. İsmaililer zamanında Şii imam tarafından tayin edilen ve güvenilir ajanlar olan dâ‘îler imamla doğrudan irtibat kurarlardı. Eğitimleri ve yetişmeleri itina ile gerçekleşir; halkın 
sorularına ve ihtiyaçlarına pratik bir surette cevap verebilecek kişilerden olması beklenirdi. Dâ‘îler, İsmaililer zamanında Fıkıh, Kelam, Kuran, Mantık gibi alanlarda konuşabilen ve insanlardan gelebilecek sorulara cevap verebilen bir yapıya sahiptiler. Dâ‘îler, imamlarına sadakatle itaat ederlerdi. Belli bir maaşları vardı ve halktan topladıkları paralarla fon oluştururlardı. Dâ‘îler, faaliyetlerini gizli ve ihtilalci metotlarla yürütürlerdi. İsmailî dâ‘îler, Büyük Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırmak ve hedefe ulaşmak için her türlü yolu mubah görürler; suikast dâhil her türlü yola başvururlardı. Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk bu suikastların birinde öldürülmüştür. Ayrıca devlet içinde korku salarak ve toplum üzerinde baskı kurarak faaliyetlerini sürdürürlerdi. Fedailer, imama bağlı olarak dâ‘îlerin de bilgisi çerçevesinde operasyonları gerçekleştirirlerdi. Dâ‘îlik İsmaililer ve Batınîler zamanında özellikle dâ‘î-i ekber Hasan Sabbah önderliğinde İran’da etkili olmuştur. Dâ‘î-i ekber altında yer alan dâ‘îler bütün faaliyetlerinde ona karşı sorumluydular. Büveyhiler ve Hasan Sabbah’tan beri İran’ın stratejik politikalarından birisi olan “dâ‘îlik”, Şiiliği yaymak ve Sünni inanca bağlı insanları Şiilik mezhebine sokmak üzerine temellendirilmişti. Selçuklular, dâ‘îlerin Türkler arasında nasıl bir fitne unsuru olduğunu gördüklerinden bunları sürekli kontrol altında tutmaya çalışmışlardır. Şii Fatımilerin, Şiiliği daha sistemli hale getirmek ve yaymak amacıyla Kahire’de kurmuş olduğu El-Ezher Medresesi, ahunt ve da‘î yetiştiren önemli bir eğitim kurumu haline gelmişti. Selçuklu veziri Nizamülmülk, Ezher Medresesi’nin bu faaliyetlerine karşı Sünniliği korumak için Nizamiye Medreselerini kurmuştu. Bu medrese bir prototip olarak İslam coğrafyasında yaygınlaştırılarak, Şiilik inancının önüne geçilmeye çalışıldı. Türklerle Şiiler arasındaki mücadele, Selçuklu Devleti’nin kurucularından Tuğrul ve Çağrı Beyler döneminde Şii Büveyhoğullarının Bağdat’ı ele geçirmesiyle başladı. Tuğrul Bey, Abbasi halifesini Şii Büveyhoğullarından kurtararak, Sünni hilafetin devamını sağlamıştır.
Türklerle İranlıların Alp Er Tunga döneminden beri devam etmekte olan mücadelesi Selçuklular döneminde de devam ediyordu. Osmanlılar döneminde de devam edecekti. Zaten Türk tarihi, Çin ve İran ile mücadele tarihidir.
Osmanlı döneminde deda‘ilerin mezheplerini yayma ve casusluk faaliyetleri devam etmiştir. Özellikle Fatih sonrası yerleşik hayata geçmek istemeyen göçebe Türkmenler, İran ajanı da‘iler tarafından devlete karşı kışkırtılmıştır. II. Bayezıt döneminde yaşanan, Şii ajanlar tarafından kışkırtılan Şahkulu İsyanı’nda, Osmanlı Devleti yıkımın eşiğine gelmiş, devletin bekası tehlikeye girmiştir. Osmanlı Devleti de da‘ilerin Şiilik faaliyetlerine karşı Selçukluların Türk politikasını devam ettirmiştir. Yavuz Sultan Selim, bu tehlikeye karşı askeri tedbirler almış ve Nizamülmülk örneğinde olduğu gibi eğitim faaliyetlerine ağırlık vermiştir. Bu sayede Anadolu’daki Türkmenler arasında da‘iliğin etkisi kırılmıştır. Kanuni dönemine gelindiğinde, İran ile Irak toprakları üzerinde mücadeleye devam edilmiştir. Da‘ilerin toplum arasına soktuğu Şii kökenli fikirlere karşı, Osmanlı bürokrasisi ve Şeyhülislam Ebusuud Efendi başta olmak üzere ulema fetvalar yayınlamıştır.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.