Başkalarının İmkansızı, Sizin de İmkansızınız Olmasın

Küçüklüğümüzden itibaren bazı şeylerin “imkansız” olduğunu, yapılamayacağını duymuşuzdur. Bu “imkansız”, kimilerimiz için hayatını istediği şekilde yaşayabilmekken, kimilerimiz içinse kilo vermek gibi daha basit bir eylem olabilir.

Peki, nereden gelir bu “imkansız“, gerçekten “imkansız“ mıdır insanın hayatını arzu ettiği şekilde değiştirebilmesi? Yoksa sadece arzuladıkları değişime cesaret edemeyen, konfor alanlarının dışarısına çıkmayıp, eyleme geçmekten ziyade konuşmayı tercih eden insanların oluşturduğu bir kalıp mıdır?

“İmkansız” kelimesi sadece buna inanan insanların inanç kalıplarından doğmuştur.

İmkansız kelimesine inandığımızda, başarmak istediğimiz şey her ne ise onu başarabilmenin imkansız olduğunu düşünürüz ve kendimize limitler koyarız. Zihnimizde bu limitler ile yola çıktığımızda ise, karşılaştığımız zorluklara dayanabilme gücümüz azalır, kolay pes ederiz.

Oysa ki, gerçekten istediğimiz hedefe kilitlendiğimizde, onunla yatıp onunla kalkmaya başlayıp her günümüzü o hedef doğrultusunda çalışarak değerlendirmeye başladığımızda, içimizde o hedefe olan inancın kuvvetlendiğini hissetmeye başlarız. Hedeflerimiz doğrultusunda çalıştıkça beslenerek kuvvetlenen bu inanç, bir noktadan sonra karakterimizin parçası olarak daha önceden yapılması çok zor, imkansız gibi düşündüğümüz eylemleri gerçekleştirebilmemiz için bize güç verir.

Buna en güzel örnek olarak, 1954 yılında İngiliz atlet Roger Bannister’ın 1 mili (1.6km) 4 dk’nın altında koşma rekorunu gösterebiliriz.

O tarihe kadar dünyada hiç kimse 1 mili 4 dk’nın altında koşamamıştı ve bu konuda uzman olan kişiler insan vücüdunun anatomik olarak böyle bir rekoru kıramayacağını, bunun imkansız olduğunu düşünüyorlardı. Bu düşünce tarzı ise insanlarda 1 milin hiç bir zaman 4 dk’nın altında koşulamayacağına dair bir inanç kalıbı oluşturmuştu.

Taa ki Roger Banister, 6 Mayıs 1954 tarihinde Oxford’da 1 mil rekorunu 3:59.4 ile kırıncaya kadar…

Bannister, daha sonra yaptığı açıklamada, bir yandan kendi geliştirdiği antreman teknikleriyle kendisini fiziksel açıdan bu rekoru kırabilmek için kuvvetlendirirken, bir yandan da uyguladığı imgeleme teknikleriyle zihinsel olarak da bu rekoru kırabileceğine dair içsel bir inanç geliştirdiğini açıklamıştı.

Bu konuda esas ilginç olan şey ise Roger Bannister’in bu rekoru kırışından sonraki 2 sene içerisinde bir çok atletin daha bu rekoru yenilemesiydi.

Ne dersiniz, insanların bu konu hakkındaki inanç kalıpları değişmiş olabilir mi?

“İmkansız”, bırakın başkalarının olsun.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.