Adam Haklı Beyler

“Man is born free and everywhere he is in chains” demiş Rousseau. Yani demek istiyor ki; özgürüz ama zincirler içinde. Bunu söylerken kastettiği şey modern toplumun yazılı veya yazısız kurallarının insanları nasıl bir kıskaca aldığı. Özgürlük izin almamak değil bu adam için; özgürlük başkaları ne der dememek ve aslında demediğini sanırken bile içten içe adapte olduğumuz toplum algısının biz farkında olmadan üzerimizde yarattığı baskı ve bizi içine koyduğu zincirler;

Adam haklı beyler,

Düşündüm taşındım. Ben dedim, acaba kendi kararlarımı aldığım bu özgür ve zengin hayatımda beynimin ve duygularımın oyununa mı geldim? Ben başarıyı kovalarken ve bunun beni tatmin ettiğini düşünürken acaba toplumda başarıya olan takdirin gözlerimi boyamasına izin mi verdim? Belki de ben başarısızlığı da severdim.

Bırakın çalışmayı, bunlar kapitalizmin oyunları! tatavalarına hiç girmeyeceğim. Değinmek istediğim konu da o değil zaten. Koyduğumuz hedefler gerçekten bizim kendi(!) hedeflerimiz mi ben onu merak ediyorum.

Bundan 15 sene önce anne tarafından bilmem kimin büyük halası yıllarca Amerika’dan oğlunu bekledi. İkindi çayını demledikten yarım saat sonra masa başına toplanmış bilumum mahallenin bütün teyzelerine kaşlarını kaldırıp ‘Kerem de Amerikalarda yavrum; okuyor’ dedi. İmrenerek baktık. Ben kenarda soğutulmaya çalışılan paşa çayıma odaklanmış görünüyor olabilirim ancak ‘amerikalar’ bizim mahalleye ne kadar uzak acaba diye de düşünüyordum. Bahsedilen bu halaoğulları, komşu kızları o zamanlar haritada yerini gösteremediğimiz yerlerde okur/çalışırlarken benim kafamda hepsi birer ütopya, hepsi birer başarı öyküsü, çok yağlı bağlı insanlardı. Biz sıradandık. İkindi çayı içiyorduk.

Aradan yıllar geçti ben de büyüdüm. Farkında olmadan bende ‘bizim kız da İngiltere’de okuyor’ cümlesindeki özne olmuştum ve çok şükür ki sevgili kardeşim de ‘kızımız mühendis’ mertebesine erişmeyi başarmıştı. Tamamdık; mission completed!

Zor olmadığını görmüştüm; ben ütopya değildim, pek başarı öyküsü sayılmazdım ve yağlı bağlı kategorisine ancak gülümsediğimde girebilirdim. Eskisi gibi değil tabi her şey daha kolay şimdi, biliyoruz. Yine de en çok da teyzelere anlatmayı sevdim ben.. Sebebi malum.

Şimdi ben basamaklarımı bir bir tırmanıyorum ve (kendi) çizdiğim yolda ilerliyorum. Kimse bana şunu yap bunu yap demedi. Büyük halanın oğlu Kerem de neler yaşadığından hiç bahsetmedi. Kendi kendime kafamda bir başarı yolu buldum, e haydi dedim sıra bende. Mutluyum, çünkü başardım. İstediğim şeyi yaptım! Ama sonra;

Sonra acaba yaşadıklarımı kendimi tatmin etmek mi yoksa çevremdekileri tatmin etmek için mi yapıyordum açıkcası emin olamadım. Kafamda bir yol vardı, gittim. Halbuki gidilecek tonlarca yol vardı ve tutan da yoktu hani. Şuan buraya sıraladığımda ‘vasat’ diye değerlendirebileceğinize emin olduğum onlarca yolu neden seçmemiştim? Siz bana vasat demeyin diye mi? Edindiğim markalar bana mutluluk getirdi mi gerçekten, yoksa bende Kerem’in annesine yaptığını mı yaptım. Soruyorum..

Şuan mutsuz muyum? Cevabım kesinlikle hayır olacak, ve kendimi rahatlatmak için de değil. Gerçekten iyiyim. Ama insan sormadan da edemiyor. Acaba daha iyi olur muydum? Özgürüm ama gerçekten zincirler içinde mi be Rousseau ağbii?