Sosyal Zincirlerimiz ve Erişilebilirlik

Fotoğraf: Wesson Wang

İnsan sosyal bir varlıktır. Öyleyse başka insanlarla erişim halinde olması, sosyalleşmesi kadar doğal bir olay yoktur değil mi? Peki sosyalleşme kavramı tamamen dijitalleşmişse ne yapmalı?

İş ilanına başvurmak için interneti kullanıyor, yemeklerimizi telefonla sipariş ediyor, arkadaşlarımızla, ailemizle bir ekranın arkasından konuşuyoruz. Kendimize, “iyiliğimiz için” yaptığımızı söylediğimiz bu yalnızlık kalesinin içine ne kadar gömüldüğümüzün farkında mıyız?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2016 verilerine göre Türkiye’de evlerin %96,9'unda cep telefonu var. Yaklaşık on hanenin sekizi ise internet erişime sahip. İnternet kullanan bireylerin %82.4'ü ise sosyal medyayı kullanıyor. Bu söylediklerim sadece bir tık uzaklığındaki bilgilerdi. (Kaynak: TÜİK)

WeAreSocial adlı dijital ajansın 2016 bilgilerine göre ise 36 Milyon kişi sosyal medyayı kullanıyor. Yaklaşık 4 saatimizi tablet veya bilgisayarda geçiyor; 2,5 saatimizi ise sosyal medyaya harcıyoruz. (Kaynak: WeAreSocial, Tr Özeli)

WeAreSocial sitesine göre 2016'da Türkiye’de Dijitalleşme.

Bu saydıklarım aklımdan uydurduğum bilgiler değildi. Kendinize veya çevrenize bakarsanız eğer, internetin, sosyal medyanın ve akıllı telefonların bizi ne kadar sardığını ve bu konuda ne kadar az farkında olduğumuzu anlayacaksınız.

WeAreSocial sitesine göre medya ile geçirdiğimiz zaman.

Sosyal medya sitelerinden bir mesaj veya bildirim aldığımızda buna erişme süremiz muhtemelen bir saat veya daha da düşük bir zamanda. Bir mesaj attığımızda hemen cevap almak istiyor, hızlı işlem süresi olan internet hizmetlerini tercih ediyoruz. Sabır kavramını unutuyoruz yavaştan… Aynı ortamda beklemek zorunda kalan iki insan sosyalleşmek yerine, cep telefonlarından sosyal medya sitelerinde zaman geçirmeyi daha rahat buluyor. Aile bireylerimiz de dahil olmak üzere, birbirimize yabancılaşıyoruz.

Birisine sosyal medya ile erişemediğimiz zaman, endişeleniyor, bir sorunun olduğunu düşünüyoruz. Sosyal medya kullanmayan insanlara garip bir gözle bakıyoruz. Dikkatimizi bir süre boyunca bir yerde toplayamıyor, dikkat eksikliği yaşıyoruz. Özellikle yeni nesilde dikkat eksikliği ile alakalı hastalıklar ortaya çıkıyor. Sosyal medyaya olan erişimimizle, insanlarla dijital etkileşimimiz yüzünden kültürel değerlerimizi de kaybediyoruz. (Abarttığımı düşünüyorsanız bir sonraki bayram dedenizin evindeyken -giderseniz tabii- telefonunuzu elinize almadan bir saat geçirmeye çalışıp lütfen beni yanıltın, lütfen.)

Öyleyse insanların bize istediğimiz zaman erişebilmesi, gerçekten bizim faydamıza olan bir şey mi?

Sorunun Tanımı ve Çözümü

Ben bu konuda uzman olduğumu iddia etmiyorum, öncelikle bunda anlaşalım. Yukarıda yazdıklarım tamamen kendi deneyimlerimden oluşan olgular/olaylar olduğu için bu kadar tanıdık geliyor. Yani söyleyeceğim şeylerin tamamen en iyisi olduğunu da söylemiyorum. Buraya kadar anlaştıksa, devam edebiliriz.

“Mesleğim gereği sosyal medyayı çok sık kullanıyorum.” Zamanında kendime söyleyip kandırdığım fakat gerçekle hiç alakası olmayan bir cümle.

Sosyal medyanın bağımlılık olduğunu, aldığımız “beğenilerin” beynimizdeki dopamin seviyesini arttırdığı bir gerçek. Bunu kabullenmek sorunumuzu çözmenin ilk adımını oluşturacaktır. Eğer sorunu kendi başınıza çözemeyecek gibi hissediyorsanız, deneyip başaramadıysanız, lütfen doktorunuzdan yardım almayı gözden geçirin. Doktor kelimesi geçince mesele daha ciddi oldu, fakat kendinize güvenirseniz, bu sorunu tek başınıza en aza indirebilirsiniz.

Sorunu tanıdıktan sonra kendinize sormanız gereken ve cevaplamanız gereken bir kaç soru olduğuna inanıyorum.

  • “Sosyal medyada ne kadar zaman harcadığımın farkında mıyım?”
  • “İnsanların benden hızlı bir dönüş almasına, hemen erişmesine gerek var mı?”
  • “Sosyal medya sitelerinde ne ile vaktimi harcıyorum?”
  • “Ekran başında geçirdiğim zamanı istersem azaltabilir miyim?”

Bu sorulara kendi içinizde cevap verdikten sonra internet kullanımızı ve erişilebilirliğinizi kontrollü olarak azaltabileceğinize inanıyorum. Sosyal medya ile bağlantınızı bir anda koparmak yerine, harcadığınız vakti daha el becerisi gerektiren işler yapmak, kitap okumak, yürüyüşler yapmak, sinemaya gitmek, insanlarla yüz yüze sohbet etmeye geçirebilirseniz daha iyi vakit geçireceğinizi biliyorum. Bir sonraki sefere bir mesaja, bir bildirime, bir tivite cevap vermek için acele etmediğiniz, sosyal medyaya ayıracağımız vaktin gerçekten sosyalleşmemize dönüştüğü zamanlara, hoşçakalın.

Bu yazı hoşunuza gittiyse benzer minvalde yazdığım bir yazım var. Yeniden kullanmaya başladığım bloguma eklediğim, üniversite zamanında yazdığım bir haftalık sosyal medya orucum yazım için, buraya tıklayabilirsiniz.

*

Her hafta pazartesi günleri girişimcilik, teknoloji, yapay zeka, makine öğrenmesi, gömülü sistemler, nesnelerin interneti, yazılım ve motivasyon üzerine yazılar yazıyorum ve İngilizce makaleleri çeviriyorum. Güncellemeleri alabilmek için twitter adresim @heyumitbulut’u takip edebilirsiniz.

Destek olmak için aşağıdan kalp simgesine tıklamayı unutmayın.

*