trakya

“balkanların makus talihi göç” isimli eser okunursa görülür ki, osmanlı’nın balkanlardan geri çekilmeye başlamasından, 1989'a kadar olan süreçte milyonla insan anadolu ve trakya’ya adeta akmıştır. bu insanlar yerleştirilirken özellikle cumhuriyet sonrası dönemde öncelik, ege ve izmir çevresine verilmiştir. çünkü o bölgeden çok fazla rum ve yahudi yerlerini terk etmişlerdir. bu bakımdan trakya en çok muhacirin konduğu ikinci bölgedir. fakat homojenite olarak egeden üstündür. arada deniz ve anadolu’ya uzak olması nedeniyle.

bu insanlara muhacir denir. bugün herhangi bir siyasi seçim yapıldığında veya o yöre gidilip gözlemlendiğinde türkiye’nin geri kalan kısmından çok daha farklı bir tablo ile karşılaşılır.

bunun temel sebebi de yurtlarından kopup gelen darmadağın insanların atatürk merkezli iktidar tarafından kollanması, desteklenmesi onlara birebir ev, tarla, bağ, bahçe verilmesi, atalarından ve geleneklerinden kopmuş bu insanlara dönemin zihniyetinin yeni bir yaşam modeli sunmasıdır.

böylelikle bu topluluklar tıpkı yetimhaneye sığınmış bir çocuk gibi gelişim, yaşam ve eğitimlerini bu yetimhaneye emanet etmişler ve sonunda da onunla organik bir bağ kurmuşlardır. muhacirler atatürk’e en şiddetli vefayı hisseden topluluktur. dönemin yöneticileri de bunu görmüş ve ellerine geçen bu hamuru istedikleri gibi şekillendirmişlerdir.

anadolu’da yaşayan farklı kültür çevreleri, halklar ise iktidar ile ilişki kurarken çok daha sert durmuşlar ve sadece bir bölümü tepeden inme cumhuriyet devrimlerine, atatürk vefat edene kadar tahammül göstermişlerdir. bu zatın vefatında hemen sonra, ismet inönü iktidarına karşı, yerleşik halklar ile muhacirler arasındaki tutum farkı açıkça gözlemlenmeye başlamıştır. artık sosyokültürel ve siyasal olarak ülke -kürtlerin icadına kadar- ikiye bölünmüştür. türkiye’de çoğunluk, atatürk sonrası kemalist rejime tepkisel hale gelmiş, buna karşılık asker ve muhacir halklar bu zihniyetin savunucusu pozisyonuna düşmüşlerdir. bu durum menderes’i, özal’ı, demirel’i, erbakan’ı ve nihayet erdoğan’ı iktidar yapmış bu seçimlere karşı duran güçler ise tüm vaziyeti darbeler marifeti ile rayında tutmaya çalışmışlardır. bu iş son 13 yıldır artık yapılamaz hale gelmiş, muhacir batı anadolu ve trakya halklarını özekliğe sıcak bakar hale getirmeye başlamıştır.

bir diğer ayırıcı husus taassup ve dindarlık eğilimlerinin muhaciler arasında zayıf iken anadolu halkları arasında kuvvetli olması konusudur. bunu tam olarak analiz etmem mümkün değil ama osmanlı’da ilk faiz uygulamasının tuna vilayetinde kavga dövüş çıkmadan uygulanabilmiş olması bu insanların türkiye topraklarına gelmeden önce de ekseriyetle taassup ehli olmadıklarını göstermektedir diye düşünüyorum. bu duruma etki ettiğini düşündüğüm hususlardan biri balkanlardaki müslümanların hristiyanlarla ve yahudilerle iç içe yaşaması ve bir çok yerde azınlık durumunda olmalarıdır. bir diğer açıdan da, nakşilikten ziyade bektaşiliğin ve aleviliğin bu halkalar arasında oldukça yaygın olması, bu tip bir sonuç doğurmuş olabilir. ama neticede, ata ve dedelerinden fiziken kopup gelen bu yığınlar, maddi varlıklarını geride bıraktıkları gibi irfani miraslarının da büyük bir kısmını bu kargaşa dolu göç serüveni sayesinde arkalarında bırakmışlardır.

günümüzde seçim sonuçları açıklanınca kıpkırmızı olan yerler tesadüfen kıpkırmızı olmamakta bu davranışın tarihsel bir geçmişi bulunmaktadır. trakyada insanlar hem milliyetçi hem de solcu geçinirler yani bir diğer ifade ile trakyada azımsanmayacak kadar çok “nasyonel-sosyalist” vardır. biliyorsunuz bu kavram da avrupa menşeilidir . . .