Bir çocuk kadar barışsever..
Yürüyoruz,
Eski binalar, eski sokakların içinden, saat sabah 3 gibi… Gün doğuyor hissediyorsunuz. Gecenin koyu maviliği yerini gökyüzünden süzülen ışıklara bırakmış, havada tuhaf bir aydınlık. Doğup büyüdüğüm yerde bu saatlerde gün doğmaz biliyorum. Şaşırmam gerekir, hayret etmem belki. Ama burada daha önce de kaldım. O yüzden yüzümde hafif bir tebessüm. 21 yaşında buraya geldiğimde tüm bu şaşkınlıkları, afallamaları yaşamıştım zaten. Bir çok ilki, unutulmayanları, unutamadıklarımı da yaşamıştım. 4 yıl sonra yeniden, yine bu yerdeyim. Tüm anımsadıklarımla beraber.
Yoldayız hala,
Kalabalıkların arasından geçip, doğan günle beraber, hızlı hızlı, eve ulaşmaya çalışıyoruz. Ev çok yakında değil, hava bir o kadar serin. Diğerleri daha hızlı ilerliyor, bense gecenin şehrin en sessiz olduğu vaktinde geçtiğimiz sokaklara tekrar tekrar bakıyorum. Hatırladığım resimler var, tarihin belli bir sayfasından. Onlarla eşleştiriyorum gözlerimin gördüklerini. Hiç bir şey değişmemiş, ama bir o kadar da değişmiş gibi geliyor bana. Sabahın ilk ışıklarında ben bir yola, bir binalara bakarken eve varıyoruz. Herkes yorgun, kısa bir gün değerlendirmesinin ardından yataklara dağılıyoruz. Dün başka bir şehirde, bugünse başka bir şehirde uyumaya çalıştığımı farkediyorum. Bulunduğum yerden, çevremdeki dostlardan ne kadar memnun olduğumu hissediyorum.
Dünse o şehirdeki son günümdü.
Ayrılırken yanımda getirdiğim en değerli eşyamın üzerine “her şey değişir, dostuklar hep sürer” diye yazıp hatıra için verdiğim oda arkadaşım akşam yemeği için çağırmıştı beni. Bu şehirde yaşıyordu artık, o da bir benim kadar uzaktı bu ülkeye. Bilmediğim bir yerde, bir kaç taşıt değiştirerek ulaştığım evinde beraber yemek hazırlayıp, eski günlerdeki gibi hemen hemen her şey üzerinde konuştuk yine. İkimizin gözünde de dünya hala hayal ettiğimiz yer değildi, her geçen gün daha kötü şeyler oluyordu. Bir kaç ay öncesine kadar ülkelerimizde saldırılar olmuş, masum insanlar öldürülmüştü. Üzerinde konuşacak bir konu daha eklenmişti masaya artık. Ona saldırılardan bir kaç gün sonra çektiğim İstiklal fotoğrafını gösterdim. “Hiç bir şey yokmuş gibi dolaştığımız yerlerdi burası” dedim, fotoğrafı gösterirken. “İyi misin orada?” diye sordu. İyiyim, diyebildim. Şimdilik.
Şehirde geçirdiğim son gün öncesinde bir kaç gün daha bu şehirde kaldım. Her sabah kalkıyor, çevremdekileri selamlayıp şehri gezmeye çıkıyordum. Bir çok insan gördüm, bir çok yüzle konuştum. Bir çok hayat, farklılıklar- benzerlikler hepsi şehrin sokaklarındaydı.
Şehirlerde en çok sevdiğim şey parklardır. Alabildiğince yeşil, insanların özgürce haraket edebildiği, zamanın sanki daha bir güzel aktığı yerler. Tepemizde güneş, gökyüzü mavi ise daha da güzel. Kent meydanının arkasında bulduğum parka gezintilerimin arasında uğrar oldum. Daha önce de buradaydım fakat şehir merkezine yakın bu kadar büyük bir parkın varlığı gözümden kaçmış olmalı. Ayaklarımı özgürleğe kavuşturup, çimlere uzandım. Bir ağacın gölgesinde etrafımdaki kuşların sesini dinliyordum. Onlar konuşurken buradan kilometrelerce uzakta, dünyanın bir başka köşesinde, doğduğum yerdeki kuşlardan hiç de farklı olmadıklarını farkettim bu şehrin kuşlarının. Çıkardıkları seslerde hiç bir farklılık yoktu, ayırt edemiyordum. Aynı dili konuşurlar mı diye düşündüm tüm kuşlar için. Ne ayırır onları birbirinden? Ait oldukları bir yer var mıdır? Kopabilerler mi, annelerinin doğduğu yerden? Farklı yerlere, farklı rüzgarlara kanat çırpabilirler mi? Yanımda getirdiğim defterime bir kaç birşey karalamama yardımcı olmuştu, gördüğüm- dinlediğim bu şehrin kuşları.
Şehirdeki son günümde ise bir deniz yolculuğu beni bekliyordu. Her zaman yaptığım gibi önce güvertede denizin rüzgarıyla buluşup daha sonra canlı müzik yapılan sahne ve dans pistinin yakınında kendime bir yer edindim. Ben ulaştığımda dans eden bir çok çift vardı. Bulabildiğim en güzel yere oturdum. Aralarında birlikte dans eden yaşlı iki kadın dikkatimi çekti. Mavi yolları aşarak ilerlerken, dünyanın en mutlu insanları olarak dans ediyorlardı. Gördüğüm en güzel şeylerden biriydi dans eden bu çifti izlemek. 70lerden bir şarkı çalıyordu, olabilecek en iyi şekilde müzikle uyum içindelerdi. Tanıklık ettiğim bu birliktelik karşısında bir o kadar mutlu oldum. Geminin pencereleri ardında, derin mavi denizle beraber yerlerine oturdular. Yorgun ve hala heyecanlıydılar. Masalarında yalnız kendileri vardı. Beraberdiler, birlikteydiler, mutluydular.
Yeniden başladığımız şehre dönüyordum. Hakkında hiç bir şey bilmeden gelip bir süre kaldığım bu ülkede birlikte güzel anılar paylaştığım bir diğer oda arkadışımla buluşuyoruz bu kez. Paylaştığımız bir çok hatıra var. Kent meydanında sözleştiğimiz yerde kendisini bulduğumda, buradaki ilk günümde, yaz yağmurunun eşlik ettiği beraber çıktığımız gezintide şehre dair hissettiklerim aklıma geliyor. Uzun bir zaman sonra hala hatırladığım gibi, hala yardımsever, hala aynı şeylere kızıp sövebiliyoruz bazen.
Bir kaç gün sonra şehre diğer arkadaşlarım da geliyor, beraber kiraladığımız eve ilk kez giriyoruz. Onca aradan sonra, neler yapıyoruz, hayatımızda neler değişti anlatıyoruz teker teker. Salondaki uzun yeşil kanepenin üzerinde hepimiz yanyanayız. Uzun uzun konuşuyoruz, saat belki gece yarısını çoktan geçti. Aynı mücadeleri verdiğimizi öğreniyoruz hepimiz. Ülkeler, sistemler farklı olsa da aynı yaşlarda olan bizler benzer sorunlarla başbaşayız kendi yaşantılarımız içinde. Konuştukça dünyaya dair aynı şeylerden endişe ettiğimizi söylüyoruz. Bana nasıl gördüklerini anlatıyorlar ait olduğum yeri, kendi yaşamlarını sürdürdükleri yerden. Hepimiz beraber sövüyoruz olan bitenlere. Keşke tüm dünya bu ev ve bizler gibi olabilse, dostluğun, beraberliğin, birlikteyken aklımızdan hiç geçmeyen kötülüklerden uzak bir yer olsa diyorum içimden.
Şehirden ayrılacağım gün öncesinde beraber dolaşırken kent müzesine gözüm ilişiyor. Ülkemdeki en büyük aydınlardan birinin söyleşisi olacak bugün burada. Burada yaşayan oda arkadaşım anlatmış, hatta konsolosluktan benim için yer ayırtmıştık. Merak etmeme rağmen eski dostlarla beraber daha çok vakit geçirebilmek adına o söyleşiye katılmıyorum. Söyleşinin yapılacağı yerin önünden geçerken bu şehri ve bu ülkeyi tanımlamak için söylediği söz geliyor aklıma adamın. “Bir çocuk kadar barışsever”.
Etrafıma bakıyorum, sokaklarda, meydanlardaki insanlar, gençler gözüme geliyor. Ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anlıyorum.
E.Y, 26–06–16

Hangi dili konuşur ki kuşlar,
Ülkeleri var mıdır, ait oldukları,
Kopamadıkları, ayrılamadıkları,
Annelerinin doğduğu topraklarda,
Kalakalırlar mı?
Ayrılamazlar mı başka yerlere,
Hiç olmadığı bir anda mesela,
Hiç akıllarında olmadığı,
Başka topraklara,
Başka rüzgarlara,
Ardında bıraktıkları onca şeyle,
Kanat çırpabilirler mi?