sofia’nın hikayesi..

yapılması gereken her şey yapılmış gibi,

tek bir kusurlu nokta kalmamış gibi,

koşuşturacak nedenler yokmuş gibi,

yaşanacak hiç bir heyecan görünmüyormuş gibi artık,

bembeyaz saçları,

kırmızı ruju,

olabildiğince en şık,

ve de konforlu mantosu ile,

sofia,

yeni yıla daha iki ay kala,

vitrindeki noel temalı kartpostaların arasına dalmış,

bir ikisi arasında kararsız kalmış,

yüzyüze bakışarak,

hem hüzünlü-hem heyecanlı,

ruh hali okunan gözlerinden,

hem geçmişi anımsayarak,

hem gelecek planları düşünüp dururken,

insan tüm geleceği sorguluyor,

tüm bu duyguların yok oluşunu,

tüm bu hüznün,

ve de heyecanların,

yaşanıp bittiği anları düşünüyor,

ne ileri ne de geriye alınabilen bu hislerin,

ne kadar değerli

ne kadar yalnız,

ne kadar bir-tek,

ve ne kadar değersizmişcesine,

ne kadar yok olup gittiğini görünce,

insan,

cebinde elleri

vay-be dercesine,

tüm olan biteni,

düşünüyor…

e.y, 19/10–17, stockholm

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.