itina ile dinleyniz

Yalın, Perde, Bulut

Bundan bir kaç sene önce, yani gençken edindiğimiz bir alışkanlığımız vardı dedi, hafif bir ses tonu ile şöminenin çaprazında kalan koltuğa otururken. Elindeki uzunca törpüyü tüm asaleti ile oturan arkadaşına doğrultarak Ezgi ve ben her sene istisnasız, her sene sonbaharda ilk yağmur düşmeden buraya gelirdik. İlk zamanlar sakinliği seviyoruz diye avuttuk kendimizi.

-Daha sonraları aslında insanlar ile anlaşamadığımızı düşündük diye ekledi Ezgi incecik boynu ile beşik gibi kırmızı bir koltuğun içerisinde beni görmeye çalışırken.

Aralarında atışmaya başladılar birden bire, birbirlerini tamamlarcasına, kavga etseler bile sakince laf sokuşturmalarına bayılıyordum bu iki hatunun. Belki de bu deli saçması evde onca cinayetten sonra hala durmamın sebebi buydu. Onca vahşet tüm yalınlığı ile gözlerimin önünde yaşanıyor, bitiyor ve hepsi yazılmış ve her seferinde kapalı gişe bir oyun gibi sergileniyordu.

-İnsanlar ile anlaşamadığımızı mı düşündük?! Yoksa bir rakun ile gelincik arasında ki fark kadar onlardan farklı olduğumuzu mu? Yapma lütfen Ezgi üzerinde durduğun ayı postu ile bile anlaşıyorsun sen.

Ben yani Bulut ilk defa kızlardan biri ile aynı şeyi düşünmüş olmanın verdiği keyifle muhteşem bir senkron içinde Ezgi ile ‘Çünkü o ölü’ dediğimiz anda kahkahayı patlattı Simay.

-Haha, ölüleri çok yanlış anlamışız o zaman, yaşayanlar onlara haksızlık ediyor, bir mezar taşında onca kelime, beyinleri çalışırken anlamak istememeleri ve onca kelimeyi kullanamamaları ne kötü. Neyse ben bir kaç sene sonra bu minik kaçamaklara üçüncü kişileri de eklemeye başladım.

-Ki ben onlardan nefret ediyordum. Bir ara benim ile yalnız kalmaktan korktuğunu düşünmeye başladım.

-İlk konuğumuz Bengi’ ydi. Ona dokunmadık hala konuşuruz kendisiyle. Bizim insanları anlamamızı sağlıyor.

-Hem kelimeleri güzel kullanıyor hem de bir ayı postu kadar anlayışlı. Onun için kötü bir benzetme oldu aslında, minyon bir kız.

-Ondan sonraki, bayramdan bayrama görüştüğümüz arada ‘ne haber canım ya’ dediğim bir kızcağızdı. Onun ile kırk beş dakika geçirdikten sonra ne kendine, ne dünyaya bir hayrı olduğunu, ne de yirmi beş senelik ömrüne doğru düzgün bir anı yerleştiremediğine, nedendir bilinmez içim burkuldu.

-İçin falan burkulmadı. İçten içe kendi hayatına üzüldün itiraf et.

-İşte tam o anda şurada tam sağ ayağının yanındaki, o kızın hayatı kadar gereksiz ve boş duran az önce temizlediğimiz paslı şamdanı geçiriverdim kafasına. Kaçarsa yirmi beş senelik ömrü içinde bir anısı olacaktı, hatta belki de yaşadığı travmayı atlattıktan sonra bir başarı hikayesi kim bilir.

-Kaçamazsa ki yanlışlık ile benim uzatmış olduğum bacaklarıma takılınca, tam da böyle oldu, bizim yirmi beş senelik hayatımızda sadece birbirimize anlatacağımız hikayelerimiz ve bir amacımız oldu.

-Sonrasında şu meşhur perdenin altında en sevdiğim mozaiklerin üzerinde, yeni düzeneğin olduğu yerde onu usulca yıkadık. Yeni bir plak almıştın Ezgi o çalıyordu neydi?

-Ah! White Buffalo .. oh darlin, darlin what have i done…

-Now, i do my talking with a gun

And blood will spill into the gutters

İkisi de aynı anda o mükemmel tona ulaşmaya çalışarak hikayeye en uygun kısmı bir ağızdan söylediler. Evin tüm kasveti boğuk seslerine gömülüp tekrar geri geldi. Bugüne kadar cesaret edememiştim soru sormaya, tamam çok korkunç değillerdi ama yine de götü yemiyor insanın.

-Neden kırk beş dakika ve neden onları hiç bir zaman korkutmuyorsunuz? Bu soruya hep Simay’ ın cevap vereceğini düşünmüştüm. Ezgi cevapladı.

-Birini tanımak için, en azından yorumlayabilmek için kırk beş dakika yetiyor. Hele ki yeni tanışıyor isen tadından yenmez. Tüm egolarını, zevklerini hatta nasıl yalan söyleyebileceğini ya da söylediğini, hangi oyunları oynayabileceğini hangi entrikanın altından kalkamayacağını görürsün.

-Ya emin olamazsanız? Yani herkes aynı değil sonuçta ben nasıl buradayım, Bengi neden hala hayatta, en yakınımız dediğiniz ama hiç adını söylemediğiniz o kişi neden yaşıyor.

-Çok basit daha fazlasını istersen, daha fazla zaman harcarsın.

-Buna nasıl karar verebilirsin ki Simay?

-İkili oyunları hiç bir zaman sevmedim, belki kişiliğimden dolayı belki de yaradılışımdan hangi oyunun nasıl oynandığını tıpkı kıdemli bir oyun kurucu gibi daha top sahaya inmeden anlamak bir süre sonra muhteşem derecede sinir bozucu olmaya başladı. Ama bazıları, şu saydığın kişiler oyun oynamayı hiç beceremedi çünkü top yuvarlaktı ve saha hep aynı, bazı insanlara farklı sahalar gerekiyor, kimisi de yuvarlak toptan sıkılıp kare bir topla kendine hayatı zindan ediyor ama öyle mutlu.

-Korkutma kısmına gelince, ikimiz de sevdiğimiz insanları korkutmayı severiz, öldürmek onlardan nefret ettiğimizde başlıyor.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Handler’s story.