Zagreb — Yukarı Şehir

Ne kadar kaldım: 2 gün
 Nerede “ : House Hostel, (Otobüs terminaline 10 dk)
 Gezilesi yerler envanteri: Aşağı Şehir (Donji Grad), Mimara Müzesi, Yukarı Şehir (Gornji Grad, ünlü müzelerinin bir kısmı burada), Katedral, Dolac pazarı, bilimum ara sokaklar

Neden gidilmeli: Otantik! Dünyanın en eski şehirlerinden biri ve tarih üst üste binmiş.Orjinalliğini korumuş, atmosferi güzel, binalar,caddeler, ara sokaklar görmeye değer ve her köşesinden ilgi çekici şeyler çıkıyor. Müzeleri son derece yaratıcı ve turistler için herşeyi son derece kolaylaştırmışlar.
 Pahalı mı? : Dubrovnik’ten kesinlikle ucuz. Yemek ve hediyelikler Türk parasına göre bir tık pahalı ama fahiş değil. 3 kuna:1 TL şeklinde aklınızda tutabilirsiniz. Euroda ısrar etmeyin almazlar.
 Özgün yemekler: Yok denecek kadar az. Struckli diye bir tatlıları var.

Özgün içkiler: Hırvatistan genelinde Karlovacko ve Ojuzsko biraları
 Ne zaman gidilmeli?: Baharla yaz arası ya da sıcakların coşmadığı bir mevsimde.
 Tam olarak neler oldu?

Zagreb’e sabahın 06.30'u gibi bir saatte varıp yengeç gibi yan yan yürüyerek hosteli bulmaya çalıştım. Bir iki ufak çaplı zorunlu yürüyüşten sonra adres tarifine hayır duaları ederek, iki gün üst üste gece yolculuğundan sonra bana saray gibi gelecek hostele ulaştım. Sandra (hostelin gece nöbetçisi) bana kahve ikram edip, haritayla kitapçıkla olmaz o iş bacım dercesine Zagreb’in gezilecek yerlerini özetledi ve sigara içmediğimi öğrendiğinde çok şaşırarak Hırvatça’da “Türk gibi sigara içmek” deyiminin olduğunu paylaştı.

Kahvenin psikolojik etkisi ile birleşen ‘odaya gidersem akşama dek uyurum endişesi birleşince, hostelden topladığım broşürler ve irikıyım bir haritayla şehir merkezine yola koyuldum.

Ban Jelacic Meydanı

Şehir merkezi yürüyerek yarım saat tutar demişlerdi. 2 günü geniş bir zaman dilimi olarak algıladığımdan tramvayı es geçtim ve tüm şehri ilk gün 16 2. gün 18 km yürüyerek iki günde gezmiş oldum. Zagreb’ten ayrılacağım vakit, tüm caddeleri çözmüş kendimce kısayollar geliştirmiştim :)
 
 İlk olarak Yukarı Şehir (Gornji Grad) denen alanı görmeye karar verdim. Büyük bir hipotenüsü yürüyerek yaklaşık 25 dakikada Ban Jelacic Meydanı’nda buldum kendimi. Ban Hırvatistan’da prensliğe verilen unvanmış. Josip Jelacic’in (18. yy’da yaşamış ve Hırvatistan’da köleliği bitirmiş) adı verilen meydana, Hırvat Taksimi denilebilir.

Hırvatların Duran Adamı

O gün hava kapalı olduğundan meydan da turistik mekanlar da pek kalabalık değildi. Orada fark etttiğim ve sanırım yekten Zagreb’e hakim bir başka mimari harika da, kaldırımın olmamasıydı. Fotoğraf çeken turistler için son derece tehlikeli olabilecek şekilde, yaya yolu muamelesi yaptığınız noktadan araba ve tramvay geçebiliyor.

Burası Zagreb’i turlarken kilit nokta. Meydanın sağından yukarı giderseniz Katedral’e ulaşıyorsunuz. Bu bölge Zagreb’in en eski yerleşim birimlerinden, Kaptol olarak anılıyor. Roman Katolik kilisesine mensup bir papaz tarafından 1000li yıllarda yerleşime açılmış.Katedralin hemen önünde altından bir Bakire Meryem heykeli var. Buraya oluk oluk turist geliyor ve tur otobüslerinin sıkça işgal ettiği bir yer.

Ayrıca katedralin karşı kaldırımına geçip azıcık meydana doğru yürüdüğünüzde sağınızda kalan Katedralis’te faili meçhul tatlı-börek kimlik sorunu yaşayan struckli’yi deneyebilirsiniz. Tadı kötü değil, yalnızca neredeyse tuzsuz peynirden yapılmış böreğin üzerine krema döküp fırınladıkları, lezzet anlamında hiçbir yere koyamadığım bir gastronomik oluşum.
 O biraz dursun derseniz, katedralin hemen karşısındaki daralan sokak da Dolac pazarının kurulduğu alana çıkıyor. Bu pazar inanılmaz güzel meyvelerin (çilekler verniklenmiş gibiydi) bizim pazarlardakinden bir tık pahalıya satıldığı, hediyelik eşya standları da bulabileceğiniz (pek çok eşyayı hediye dükkanlarından 5 kuna ucuza satıyorlar) kırmızı şemsiyelerle dolu kocaman bir alanı kapsıyor.

Dolac Pazarı

Dondurma reklamlarından fırlamış gibi görünen meyvelere ihtiyati yaklaşarak ‘çok yürüyeceğim, yanıma şeker olsun diye çok az alayım’ der, ancak yolun ilk 10 dakikasında muhtemelen bitirirsiniz.

Tolkien’s House

Katedralin başında bulunduğu caddeyi merak eder sonuna dek yürürseniz Opatovino Sokağı’nın sonunda, bugüne dek gördüğüm en güzel tematik mekan olan Tolkien’s House var. Yüzüklerin Efendisi’ne yeterince aşinaysanız, sadece menüsünden gülme krizine girebileceğinize garanti veririm. Zaten siparişinizi de saçları dökülmüş bir orman elfi alacak :p Mekanda bol miktarda Koreli hobbit ve çoluk çocuğuyla oturan kadın kafilesi görebilirsiniz. Orta Dünya’yı aratmayan kozmopolitliğinin yanı sıra mekan biralarını kendi yapıyor ve sulandırmıyor. 
 Oradan ana caddeye dönüp yolun aşağı kıvrıldığı noktaya dek yürürseniz katedralin arkasından caddenin sonuna dek uzanan yemyeşil ve çok güzel bir park göreceksiniz. Özellikle hava çok sıcak değilken, biraz oturup dinlenmek için çok güzel bir alan.

Yukarı Şehir’e açılan füniküler

Ayy Zagreb bu kadar mıymış diye burun kıvırmaya hazırlanıyorsanız, yapmayın. Meydandan sola, tramvayların geçtiği caddeye devam eder, tabelaları takip eder ve sağa saparsanız, Yukarı Şehir’e uzanan merdivenleri ve yamacın bi kısmını kaplayan füniküler’i görürsünüz. 5 kuna vererek yaklaşık 20 saniye süren yolculuk yaparak yukarı çıkabilirsiniz ya da yandaki merdivenleri 2 dakikada tırmanabilirsiniz, aynı yere çıkıyorlar.

Çıktığınızda solunuzda Strossemartre yazan tabelanın altından uzuun bir yürüyüş parkı ve Zagreb manzarası seydererek birşeyler içebileceğiniz ufak mekanlar var. Sonuna dek yürürseniz, şehrin içine geri iner, Yukarı Şehir namına hiçbir şey görmeden, geri çıkmaya üşeneceğiniz bir mesafe kat etmiş olursunuz:)

Strossemarte Yolu
Kuleye tırmanış

Yukarı Şehir’in cevheri iç kısımlarında. Gradec bölgesi olarak geçiyor. Yine eski bir yerleşim yeri. Hemen fünikülerden çıktığınız noktadaki kuleye 20 kunaya çıkabilir, epey yüksekten tüm Zagreb’i izleyebilirsiniz.Çıkış biraz meşakkatli, en az 5 kat yangın merdiveni genişliğinde alandan binanın üst katına, bir 3 kat da daracık bir alanda kuleye çıkıyorsunuz. Son üç katı resmen maymun gibi çıkmak durumundasınız.
 
 Saat 12'de bu binadan top atılıyormuş.En yüksek noktasındaki manzara süper ve alan aynı anda 10 kişinin zor sığacağı genişlikte. Manzaraya kesinlikle değen bir tırmanıştı diyebilirim.Kuleden çıkınca göreceğiniz uzunlamasına sokağın sonunda, adını Pikselli kilise koyduğum St Markt Kilisesi bulunuyor. Dikkatinizden kaçamayacak kadar renkli zaten. Hemen kiliseye koşmayın :) Yolda Museum of Broken Relationship (sağda) ve Museum of Naive Arts (solda) gibi şimdiye dek gezdiğim en zevkli müzelere uğrayın.

(Museum of Broken Relationships) Cortlamış İlişkiler Müzesi şeklinde çevirebileceğim Museum of Broken Relationship, bir sergiyken müzeye çevrilmiş. Girişi 25 kuna. Dünyanın dört yanından, insanların bitmiş ilişkilerinden yadigar enteresan eşyalarını bağışladığı, gördüğüm en yaratıcı müze. Çok acıklı tarafları da var, kahkaha attıran örnekler de… Türkiye’den eski 1 milyon banknotu ve Zagor bağışlanmış :) Ama en etkileyici kısmı, yandaki açıklamasını okuduğunuzda, orada sergilenen eşyayı hikayedeki yerine koyduğunuz zamanki hissiyat. Gidin, gidilmesine teşvik edin :D

Naif Sanatlar Müzesi

Aynı caddenin az ilerisinde solda Naif Sanatlar Müzesi (Museum of Naive Arts) bulunuyor.Birbirinden değişik ve aklınızda yer eden cinsten renkleriyle oynanmış, bence biraz da doğayı hicveden onlarca resim sergileniyor. Hiçbirini daha önce görmemiştim :)

Bitmiş İlişkiler Müzesi

Bu iki müzeden sonra kiliseye bakıyordum ki kapısı kapalı. Kilisenin etrafındaki blokları olduğu gibi devlet daireleri çevrelemiş. Hırvat bürokrasisi maaile burada. Etrafta aylak aylak dolandığımı gören Bakanlıklardan birinin önündeki güvenlikçi ters ters bakmaya başlayınca kilisenin önüne geri dönüp aşağılara sardırıyorum. Karşıma Taş Geçit (Stone Gate) çıkıyor :) Şehrin bu kısmının 13. yüzyılda duvarlarla çevrelenmesinin ardından (Moğol istilasından korkuyorlarmış) sayılı kapılardan biriymiş burası. 17. yüzyılda, şehrin bu kısmını talan eden yangınlardan sonuncusunda, binada yaşayanlar bir mucizeye tanık olmuşlar.Binadaki tüm tahtalar yanarken, orada bulunan, ressamı belli olmayan ve Meryem’in resmedildiği bir portre, çerçevesi kül olmasına rağmen yanmamış. Bu olayı da mucize adledip o geçidi yatıra çevirmişler.Bu olayı internette okuduğum andan itibaren bana İbni Sina Hastanesi’nin oradaki şaibeli yatırı hatırlattığından, dua eden insanların dibinde kıkırdadığım için ters bakışlara hedef olmamak adına, mekanı çabuk terk ettim. Zaten oradan indikten sonra, şehrin eteklerinden tıngır tıngır aşağıya inecek merdivenlere ulaşmış oldum.

Taş Geçit

Mutfak anlamında Hırvatistan’ın ciddi hayal kırıklığı yarattığını eklemeliyim. Deniz ürünleriyle işin içinde çıkarsanız kazançlı sayılabilirsiniz. Ancak onda bile Güzelbahçe’de limanda müşterinin önüne sürseler kavga çıkabilecek nitelikle bir gastronomik yorum hakim. Et hayal meyal ateşe gösteriliyor. Çiğ deniz ürünlü salatalar çok moda. İlgimi çeken şey ise fırınlarında börek bulunması ve tuzlu yiyeceklere de yer verilmesi. Yukarı Şehir gezimi uzun bir gün olduğu için burada noktalayıp ertesi gün Aşağı Şehir’e söz vererek hostele gidip bayılıyorum…