Fikir değiştirmek üzerine

İddia ediyorum: Dünyanın en zor işi başkasının fikrini değiştirmektir! Bunu size bilimsel ilerleme alanından iki örnekle açıklayacağım:

İlk örneğim, dünyanın ilk kadın astronomlardan Henrietta Swan Leavitt ve buluşu.

Çocukken aldığınız fizik derslerinden, lokomotifin düdük sesinin sabit bir nota çıkarmasına rağmen, lokomotifin hızı nedeniyle nota değiştiriyormuş gibi duyulmasını hatırlarsınız. Işığın ses gibi dalga boyu ile farklı renklere bürünmesinden hareket eden Leavitt, ışıktaki renk ve parlaklık değişimini mesafe ölçmek için kullanan ilk biliminsanı. Eskiden sönük ışıklı bir yıldızın çok uzakta olduğu için mi yoksa küçük olduğu için mi sönük göründüğünü bilmek imkansızdı. Leavitt, 1912'de ışığın spektrum ölçümleri ile, bazı yıldızların dünyaya uzaklığını ölçtü. Uzaklığı bilinen yıldızın büyüklüğü de ölçülebildi. Örneğin mesafe uzadıkça ışığın dalga boyu uzadığından cisimler daha kırmızı görünüyor. “Redshift”ya da “kızıllaşma” olarak bilinen bu fizik olayının astronomide uzaklık ölçümü için kabul edilişi ise Hubble’ın 1927 yılında yaptığı bir çalışmayla oldu. Yani Leavitt’in 1912'de kullandığı ışıkla ölçüm tekniklerinin bilim dünyasında yaygınlaşması için aradan tam 15 sene geçmesi gerekti!

İkinci örneğim Albert Einstein ve görelilik kuramı.

Einstein görelilik kuramı hakkında 1905 yılında yazmaya başladı. Çalışmaları boyunca çeşitli düzeltmeler ve eklemeler yaptı ve 1915'te kuramını önceki hatalarından arındırılmış ve bir matematikçi olan David Hilbert tarafından da doğrulanmış olan “genel görelilik” adıyla bilinen haline getirdi. Üzerinde en azından 10 yıl çalıştığı kuramı, bilimsel açıdan doyurucu ve birçok açıdan ispata dayalı olmasına rağmen, bilim dünyasında kabul görmedi. Işığın ve evrenin “büküldüğünü” ortaya koyduğu kuramı, dört yıl sonra 1919'da Afrika kıtasından izlenen bir güneş tutulması sırasında yapılan ölçümlerle doğrulandı. Ancak bilim dünyası 1921 yılında (başka bir konuda!) Nobel ödülü alıncaya kadar Einstein’ın kuramını yaygın olarak benimsemedi.

Bu örnekler, hayatını bilime adamış insanlar için bile apaçık bilimsel ispatlara rağmen, sabit fikrin ağır bastığını ve yeni bir fikri benimsemek için zamana ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bilimsel ispat biliminsanlarını şıp diye ve görür görmez ikna edemiyorsa, ekonomi, siyaset, din, insan ilişkileri ve iş yaklaşımları gibi daha göreceli alanlarda birini ikna etmek nasıl mümkün olabilir, varın siz düşünün! İnsan sandığımız kadar mantıklı bir hayvan olmayabilir. Fikirlerimizi mantığımızın ötesinde yöneten başka etmenler olabilir. (Tam burada Kahneman’ı saygıyla anıyorum.)

Evet, başkasının farklı düşünmesini sağlamak dünyanın en zor işidir. Bu beni hem korkutur hem de umutlandırır: birini ikna etmem gerektiğinde başarısız olmaktan korkarım. Dahası, eğer bu yazıda savunduğum gibi sabit fikir insanlığın kusuru ise, bu kusuru ben de taşıdığım için korkarım. Yine de bence umuda yer var: çünkü kusuru bilen değiştirebilir. Birini anlamıyorsam, sabit fikrimdendir, değiştirmek benim elimdedir. Birini ikna edemiyorsam, sabit fikrindendir, değişimin zorluğunu tanıyıp sabretmem gerekir. İkna etmek için gösterdiğim çaba kadar, karşımdakinin fikir değiştirmeye ne kadar hazır olduğu önemlidir.

Sabit fikir insana özgü bir kusursa, fikir değiştirmek özgürlüktür ve ikna bir mucizedir =)

Hepinize fikirlerinizi özgürce değiştirebileceğiniz ve mucizeler yaratabileceğiniz bir hafta dilerim!