Kısır Döngüler , Sınanan Aşklar ve Senaryolar
Dizi sektörü ağır çalışma koşulları, çeşitli baskılar, değişen trendler,uzun süreler gibi faktörlerden etkilenmiş gözüküyor. Değişmeyen tek şey ise senaristlerin kısır döngü etrafında dönüp dönüp durması gözüküyor. Yabancı senaristler gibi istedikleri her şeyi ,kafalarında ki asıl hikayeyi yazamamanın verdiği bir rahatsızlık da bu kısır döngünün sebebi olabilir. Yabancı dizilerde ayıla bayıla izlenen senaryolar söz konusu yerli yapımlara gelince ahlak bekçiliğimiz, değerlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz ortaya çıkıyor. Dizi izleyici böyle olunca senaristler de her zaman tutan kozları ekrana servis etmekte mahsur görmüyorlar bir çeşit alan memnun satan memnun hesabı dönüyor masada.
Aşkı anlatmak için hep üçüncü kişiye ihtiyaç duyulması yüzyıllardır değişmiyor. Aşk eğer bir üçüncü kişi varsa, sevdiğin adam ya da kadın seni kıskanırsa vardır inanışı o kadar çok empoze edildi ki bugün reel hayatımızda yaşadığımız ilişkilerde de aynı kıskançlığı ,aynı sahiplenmeyi görmediğimiz de karşımızdaki bizi sevmemekle suçlayacak kıvama geldik. Aşk kodumuzu çocukluğumuzdan beri izlediğimiz dizilerle, filmlerle şekillendiğinden dizi de ki aşkları reele taşımayı hiç bir mani görmedik.İlişki bir anda sekteye uğrasa etrafta üçüncü kişileri arar hale geldik. Günümüz dizilerine bir göz atsak güçlü ayakları üstünde duran, aşkını dileğince yaşayan, aşkını yaşamak için ne bir imzaya ne de üçüncü bir kişiye ihtiyaç duyan kadın portreleri görmek neredeyse imkansız. Süper Baba’da Şevval Sam’ın hayat verdiği Denizler ya da Jülide Kural’ın hayat verdiği İpek karakterleri artık çok uzaklardan el sallıyor bize. Şimdi ise ya saf ya da fettan kadın rolleri arasında sıkışıp kalmışız tıpkı Yeşilcam filmlerindeki kadınlar gibi. Bu satırları yazarken aslında çok düşündüm çünkü iyi bir dizi izleyicisi olmayı bırakın iyi bir televizyon izleyicisi bile değilim. En son izlediğim dizi Çemberimde Gül Oya’ydı .Şimdi neden izlediğim ile ilgili geriye dönüp baktığımda Çağan Irmak erkek hikayelerinden daha çok güçlü kadınları getirmiş karşıma. Hayata karşı fettanlıkla,kötülükle değil de kadının gücünü göstermiş. Güçlü olmaları için illa maddi zenginlik olmadığının altını çizmiş gerek dul bir kadının güçlülüğü anlatan Suna Abla’da ya da Urfa’ dan büyük şehire gelen küçüçük dünyasını nasıl büyüttüğü adım adım gösteren Hancıların Sultan karakteriyle. Yurdanur ve Mehmet aşkı üçüncü şahıslar olmadan büyüyüp serpilmiş.
2015 yılında hayatıma giren Kiralık Aşk ile uzun bir aradan sonra yeniden bir diziyi takip edip yorumlar yapma noktasına geldim. Kimi zaman homurdandım kimi zaman keyifle izledim. Ancak artık şu soruyu sormaya başladım kendime neden bütün aşk üçüncü şahıslar etrafında dönüp ispatlanma gereği duyuluyor? Ömer Defne aşkına baktığımızda Yasemin Sinan’la başlayıp, İz ile devam edip, Selim ve Gallo ile ilk sezonu noktalarken Nihan ve Serdar’ın aşkının alevlenmesine İso üçüncü şahıs olurken , Sinan Sude ,Yasemin aşkı zaten hep 3 kişilikti. Şimdi Pamir ile sınanırken Defne Ömer Aşkı, İso Aysegül ilişkisi Cevdet ile , Sinan Seda ilişkisi de belki eski eşle sınanacak. Herhalde sınanmayan tek ilişki Hulusi Dede Türkan arasında dizi de. Sevdiğine sevgini ,aşkını neden başkasının verdiği gazla, tehdit görerek ispatlama gereği duyar ki insan? Aşkın neden hep sınanma halindeyiz? Aşkın diğer evrelerini iki kişilik olan kısımlarını neden kısıtlı zaman ve hayal dünyamıza bırakılarak izliyoruz?
Defne ve Ömer aşkların en büyüğü yaşıyorlar öyle söylüyorlar yolları hiç düz gitmediklerinden şikayetçiler. Ama dönüp baktığımızda birbirlerini doğru ya da yanlış ifade ettikleri, iletişim kurdukları bir sahne yok ta ki 50.bölüme kadar. 50.bölüm de fazla iletişimden yüzükleri atma noktasına geldiler. En büyük olaylar üç cümleyle geçiştirildi. Defne’nin sırrı anlatışı , Defne’nin Ömer gittikten sonra yaşadıkları gibi. Aşkın gerek üçüncü şahıslarla gerekse sır,Neriman, Sude gibi çevresel etkenlerle sınandığı bölümler yerine biraz da aşıkların iletişim kurduğu konuştukları birbirlerini iyi ya da kötü doğru ama yanlış anladığı bölümler mi izlesek biraz da diyorum? Defne’nin hangi balığı sevdiğini bilmeyen Ömer’e karşılık bilen Pamirler olması tuhaf kaçıyor. Belki de bu iletişimsizlik sebebidir Defne’ye “evlendin mi hayatında biri var mı “ sorusu . İkisi birbirini çok mu iyi tanıyor yoksa hiç mi tanımıyor terazi sürekli bir inip bir çıkıyor . Bir kere de oturup karşılıklı aşklarını, acılarını, korkularını konuşsalar diğer kişileri unutup.
Aşkın diğer kanatlarına baktığımız da bir iletişim sorunu yaşanıyor. Aşk ile evlenen Serdar ve Nihan ilk başlarda evlilikteki yaşanan çocuk sahibi olma, eşlerin birbirinden sıkılma durumunu işlerken şimdi onu bile yapmıyorlar. İletişimleri sürekli Defne ve onun dünyası hakkında. Oysa bir çok evli çiftin sesi olma yolunda olabilirlerdi. Üstelik şimdi bir de çocukları var.
İzleyici olarak da artık farklı şeyler görmek istediğimizi belirtmenin vakti gelmedi mi sizce de? Bu konuda biraz senaristlere yardım etsek, onları cesaretlendirsek . Her hoşumuza gitmeyen bölümden sonra Ömer kıskansın, Defne kıskansın ,kıskançlık şart diye tek bir hedefe kitlemesek konuyu? Aşkın diğer evrelerini görmek istesek ? Arz talep mevzusunu biraz farklı yerlere taşısak?
Şimdi beğenmiyorsan izleme diyebilirsiniz en haklı tarafından ama ben güçlü kadın portreleri çizen ve kendisinin de güçlü bir kadın olduğunu düşündüğüm Meriç Acemi’nin kaleminden böyle hikayeler de izleyebileceğimi düşünüyorum. Çocuk sahibi olmadan hazır mıyım anne olmaya diye sorgulatan , sonunda iyilerin kazandığı bir masalda , aşklarda üçüncü şahıslara sınanmadığı zamanlar yakın olsun.
Hayallerle kalın…