SOSYAL GİRİŞİMCİLİK: ELEŞTİREL BİR OKUMA

Sosyal girişimcilik, tarih boyunca olmasına rağmen yaygınlaşmaya başladığı tarihsel bağlam içinde neoliberal politikalarla kol kola ilerlemiştir. Kamu, özel, sivil toplumun yanında dördüncü “sektör” olarak nitelendirilmesi de tam da bu yüzdendir. Sosyal girişimcilik bu bağlamda bireyselciliği, piyasa bazlı çözümleri önplana alması, siyasetten arınmayı öncelemesi, güç ilişkilerini sorgulamaması gibi nedenlerle eleştirilmektedir. Her ne kadar sosyal girişimcilik yazını kavramsal çerçevesinin ortaya konulduğu 1980’lerden bu yana hızla gelişse de, sosyal girişimciliğe eleştirel yaklaşımlara ilişkin yazın yok denecek kadar azdır. Çalışmanın bu bölümünde sosyal girişimciliğe ilişkin eleştirel yaklaşımlar ele alınacaktır.

Sosyal girişimcilik yazınının ana konusu yaygın bir şekilde “Sosyal girişimcinin karakteristik özellikleri nelerdir?” sorusuna yanıt aramaktadır. Yapılan yazın taramasında sıkça rastlandığı gibi, sosyal girişimciler nicel ve nitel çalışmalar neticesinde belirli olumlu karakter özelliklerini taşıyan kimseler olarak resmedilmektedir. Yazarın taramasında gördüğü sosyal girişimcilere atfedilen tek olumsuz özellik, sosyal girişimcilerin yaygın olarak çocukluklarında travma yaşamaları olarak gösterilmiştir. Sosyal girişimcilik ekosistemine tüm bu yanlarıyla sosyal girişimcinin etkisinden ziyade kişiye odaklanıldığı yönünde yaygın eleştiriler yöneltilmektedir. Light tarafından sosyal girişimciliğin en önemli yayın organı olarak gösterilen Social Innovation Review’de yayınlanan bir eleştiride, sosyal girişimlerde tek bir sosyal girişimciye odaklanmanın ekibin önemine vurguyu azalttığını, daha önemlisi ise, az sayıdaki kişiye yönelik yapılan sosyal girişimci vurgusundan dolayı binlerce kişi, grup ve örgütün desteğinin istenmeden atlandığını belirtmektedir. Yine Light tarafından tek bir sosyal girişimciye odaklanılmasının anlamsız olduğu, hiçbir sosyal girişimcinin tek başına bir sosyal sorunu çözebilecek tüm yetilerle donanamayacağını belirtmektedir.

Sosyal girişimcilik yazınında kişilere bağımlılığın bir diğer eleştirisi de, başarılı sosyal girişimcilerin otobiyografilerinden yapılan analizlerdir. Söz konusu analizlere eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan Dey, sosyal girişimcilerin ailelerine ayıracak zamanlarından çokca feda etmek zorunda kaldıkları, gece-gündüz, iş dışı — içi gibi kavramların birbirine karıştığı, yoğun çalışmak zorunda kaldıkları dile getirilmektedir. Halbuki bu durum, yine liberal amentülerde kişinin kaderinin kendi elinde iyiye gideceği, toplumun da bundan olumlu etkileneceği varsamıyla hareket edip yoğun çalışmayı dikte ederken, artı değer kuramına odaklanan birçok analizde ise, insanların gereksiz yere uzun zaman çalışmak zorunda kaldığı dile getirilmektedir. Yoğun çalışma sonucunda ortaya çıkacak olan artı değer, yine toplum ve çevre üzerinde baskı yaratabilecektir. Öte yandan, söz konusu yoğun çalışma bir kariyer alternatifi olarka sunulmakta, otobiyografilerde çok çalışma idealize edilmekte, sivil toplum ve sosyal girişim sektörünün emek sömürücü ve düşük ücretli yanlarından dem vurulmamaktadır.

Sosyal girişimciliğe en büyük eleştiri kavramın “sosyal” olana ilişkin dönüştürücü gücünü azalttığı eleştirisinden gelmektedir. Bu çerçevede, kavramın kendisini muhafazakar olarak konumladığı ve güç ilişkilerinden sıyrılamadığı dile getirilmektedir. Dey ve Steyaert’in Edwards’dan aktararak belirttiği gibi, sosyal girişimcilik kavramı kapitalist sistemin yarattığı sorunların belirtilerine işaret etmekte, sistemin kökünü sorgulamayı önemsememektedir. Sosyal girişimcilikte piyasa dogmatizmi ve ekonomik olarak kendi kendine yeterlilik içkin olarak değerlendirilmektedir. Mair ve Marti’nin belirttiği gibi, sosyal girişimcilik, yaygın olarak inovatif bir sosyal girişim ve daha sınırlı olarak piyaa tabanlı faaliyetleri kullanarak sosyal eksiklikleri çözmek ve inovasyon vasıtasıyla gelir kazancı üretmek olarak karakterize edilmektedir. Denilebilir ki sosyal girişimcilik için piyasa aksaklıklarını çözmenin en iyi yolu, yine piyasadır.

Sosyal girişimciliğe yönelik bir diğer eleştiri de devletlerin sosyal devlet olmaktan vazgeçmeye başladığı dönemlerde artan sosyal sorunlara yönelik sosyal girişimler tarafından çözümler getirilmeye çalışılması olarak değerlendirilmektedir. Hükümet dışı örgütlerin ticarileşmesi olarak adlandırılan bu süreç, sosyal ve çevresel sorunlara hükümetlerin aktardığı kaynakların azalmasının sivil toplum örgütlerini kaynak geliştirmeye zorladığı yönündedir. Bu durum, devletlerin asli rolünün sosyal girişimlerce yerine getirilmesine neden olduğu için sosyal devletin aşındırılması bağlamında eleştirilmektedir. Bununla birlikte, söz konusu hipotezi doğrulayacak çalışma yok denecek kadar az niteliktedir.

Sosyal girişimlere ilişkin bir diğer eleştirel yaklaşım da, ticari girişimlerin doğası gereği iyi olduğuna ilişkin şüpheci yaklaşımların sosyal girişimlerde yerini sosyal sorunları azaltan, toplumsal pozitif dönüşümü hızlandıran, geleneksel iş yapış modellerini sorumlu hale getiren olarak algılanmalarıdır. Söz konusu durumu ispatsız olarak kabul eden bu yaklaşımın en azından normatif düzeyde sorgulanması gerekli olup, sosyal girişimciliğin hakim rasyonalite olan liberal ekonomik dogmatizmle ilişkiler ağının yapısöküme uğratılması gerekmektedir. Bu bağlamda ele alınan sosyal girişimler söylem düzeyinde bireyselliği, rasyonaliteyi, faydacılığı ve ilerlemeyi vurgulayan Batı merkezli değerlerle eşdeğer tutulmakta olup, sosyal değişimin kavgasız — gürültüsüz olarak ilerleyebileceğini içkin olarak savunmaktadır. Sosyal girişimcilik bu yönleriyle varolan işletme ve eylemleri sorgulamaktan ziyade, yenilikçilik ve yeni şeylerin üretimi olarak karakterize edilmektedir.

Sosyal girişimcilik literatürü ve uygulamasında yaygın bir şekilde kullanılan sosyal etki ölçümünün sosyal girişimin etkisini ölçen olmazsa olmaz araç olması da Batı değerlerinden olan faydacılığı dikte etmesi açısından sorgulanmaktadır. Ayrıca, sosyal etkiyi ölçmenin farklı bağlamlarda oldukça zor olduğu dile getirilmektedir. Tüm bu yönleriyle sosyal girişimcilik, devlet ve piyasa başarısızlıklarını çözmek için ortaya çıkan partilerüstü, yarı-ekonomik kurumlar olarak tahayyül edilmektedir.

Sivil toplumun piyasalaşması bağlamında ele alınan bir diğer eleştiri de, sosyal girişimlerin fon veren kuruluşlara karşı raporlama yapması ve etkilerini ölçmeye odaklanmasının sosyal girişimleri, üyeleri ve üyelerinin katkılarından koparmaktadır. Bu durum sosyal girişimlerin demokrasinin tabana yayılmasındaki geleneksel rollerinin azalmasını da beraberinde getirmektedir. Söz konusu yazının önde gelen isimlerinden olan Eikenberry tarafından kapsamlıca ele alınan bu durumu Eikenberry, “sivil toplumun kolonileşmesi” olarak ifade etmektedir. Sanders’in de vurguladığı gibi, sivil toplumun sorumluluk, insan onuru, hoşgörü, yurttaşların sorumluluğu gibi değerler, bireysel bazda belirli kişilerin erişebildiği mal ve hizmetlerle ekonomik ve rekabet bazlı değerlerle değiştirilmektedir. Bu yönleriyle sosyal girişimler ekonomik ve sosyal değerler arasındaki karşıtlıklar arasında zararlı bir evlenme olarak görülmektedir.

Yeni kaynaklar yaratmak ve kullanmak, sosyal girişimciliğin ortaya çıkması için zengin bir alandır. Bu durum ise, doğal kaynakların aşırı kullanımının devam ettirilmesi olup, yine sistemsel dönüşümü hedeflememektedir. Ayrıca, Linnanen’in belirttiği gibi, ekolojik sosyal girişimler her ne kadar ölçme konusunda iddialı olsalar da, ekolojik ve finansal perspektifleri aynı pencerede birleştirmek zor olmaktadır. Dahası, sürdürülebilir kalkınma konusunda çok farklı yorumların olması, ekolojik sosyal girişimlerin sürdürülebilirlikteki rolünü belirsizleştirmektedir.

Çakar ve Alakavuklar’ın belirttiği gibi, ekolojik sosyal girişimlerin etik olarak açmazları bulunmaktadır. Her şeyden önce ekolojik sosyal girişimler, kolay çözülebilecek ekolojik sorunları çözmekte, giderek karmaşıklaşan maliyeti artan makro bazda olanları ise çözebilecek kapasitede bulunmamaktadır. İkincisi ise, ekolojik sosyal girişimler ekolojik sorunların tamamen teknolojik gelişmeyle çözülebileceği algısı yaratmaktadır. Bu durum da, kapitalist sistemdeki bağlamsal dönüşümü hedeflemekten oldukça uzaktır.

Ekolojik sosyal girişimlerin bir diğer yetersizliği de, çevreye veya topluma zarar verenin etkisini bulanıklaştırmasıdır. Örneğin bir çevre sorunu ile mücadele eden sosyal girişim, kirleten öder ilkesinden ayrılarak, gönüllü katkılar, sübvansiyonlar ve bağışlarla zarar verenin sorumluluğunu saptırmaktadır.

Aydın ve Çakar’ın vurguladığı bir diğer husus da, girişimciliğin ekoloji ile bütünleştiği yeşil girişimciliğe evrilmeye çalıştığıdır. Bu ise, girişimlerin sözde ekolojik olmasını beraberinde getirmektedir. Birçok ekolojik sosyal girişimin, girişimcilikten miras kalan kar odaklılıktan dolayı gerçekliğinin günden güne azaldığını belirten Aydın ve Çakar, işletmelerin sadece görünürde ekolojik sosyal girişimci olduğunu ifade etmektedir. Bu noktada da, ilk olarak GreenPeace’in ortaya attığı yeşil boyama (greenwashing) kavramının sahte ile gerçek ekolojik sosyal girişimleri ayırt etmede anahtar rol oynadığı görülmektedir (Çakar ve Aydın, s. 58).

Aydın, E., Çakar, U. (2014) Ekogirişimcilik ve Yaratıcılık İlişkisi: Geri Dönüşüm Sektörü Üzerinde Bir Araştırma, Yönetim ve Ekonomi Dergisi, 21(1), 77–89.

Aykan, E. (2012).Girişimciliğin Değişen Yüzü: Ekogirişimcilik, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C.17, 195–212.

Chopra, K. (2014) “Ecopreneurship: Is it a viable business model?”, AEIJMR, 2(3), 1–5.

Darabi, M., Soltani H., Nazari, K., Emami, M. (2012) “Social Entrepreneurship: A critical review of the concept”, Journal of Applied Sciences Research, 8(6), 2932–2940.

Denizalp, H. (2009). Toplumsal Dönüşüm İçin Sosyal Girişimcilik Rehberi, Ankara: STGM Yayınları.

Dey P., Steyaert, C. (2012) “Social Entrepreneurship:critique and the radical enactment of the social”, Social Enterprise Journal, 8(2), 90–107.

Kayalar M., Aslan, E. T. “Ashoka’ya Üye Sosyal Girişimcilerin Türkiye ve Dünya’daki Faaliyet Alanlarının Karşılaştırılması”, Süleyman Demirel Üniversitesi Elektronik Dergi Sistemi, 56–76.

Kılıç Kırılmaz, S. (2014) “Sosyal Girişimcilik Boyutlarına Kuramsal Bir Bakış”, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 3(2), 55–74.

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı, Sosyal Girişimler ve Türkiye İhtiyaç Analizi Raporu, (2010).

Sabancı Vakfı, Hayırseverlikle Dolu Kırk Yıl, (2014).

Light, P.C. (2006) “Reshaping Social Entrepreneurship”, Stanford Social Innovation Review, 45–51.


Originally published at www.projepanosu.com.