AKREP

IX

Telefon elimde ekrana bakakalmıştım. Bu kadar yıl sonra, tam ihtiyacım olduğunda gelen mesaj ile gözlerim doldu. Ne yazmam gerektiğini bilmiyordum. Bunu düşünürken bir mesaj daha geldi.

“Ben Bodrum’dayım. Görebilir miyim seni?”

Aradım. Daha çalmadan açıldı telefon.

“Selim nerdesin?”

“Sen ağlıyor musun Zeynep, ne oldu neyin var?”

“Burada olduğuna inanamıyorum şu anda ve tam seni aklımdan geçirirken geldi mesajın”

“Merkezde Marina Vista oteldeyim. Gelebilir misin bu tarafa?”

“Gelirim tabi, yarım saate ordayım”

Usulca yatak odasından içeri girdim. Serdar halen uyuyordu. Üzerime kırmızı hırkamı giyip dışarı çıktım. Salonda Derin ile burun buruna geldik.

“Bir yere mi gidiyorsun?”

“Türkan’lara uğrayacağım. Birkaç saate gelirim”

“Dedikodu yapmaya mı? Babamı ikna etmen zor görünüyor Zeynep. Sayende benim konularım ortadan kalktı bile. Sana siniri, bebeği aldırana kadar da geçmez. Hem belki yaşından dolayı, kendiliğinden düşer benimki gibi, kim bilir”

“Allah korusun. Ben sana karşı, senin bana olduğun gibi acımasız olmayı beceremedim hiç Derin’cim, biliyor musun? Belli ki babanın bana kızgınlığı çok hoşuna gitti”

“Sen benim hayatımdan babamı çaldın Zeynep. Geceyarılarında eve döndüğünden, yüzünü bile görmemiz, sohbet edebilmemiz mümkün olmazdı. Annem seni öğrendiğinden beri bir daha toparlayamadı.”

“Annenle babanın evliliğini bozan ben değilim Derin. Biz babanla tanıştığımızda zaten hasarlı durumdalardı. Size gelince ihmalinin bir nebze müsebbibi olabilirim, ama hatırlarsan babanın zaten sürekli iş yemekleri ve seyahatleri vardı. Biz haftada bir ya da iki zor görüşürdük. Biraz da sizin geceyarıları yatıp, öğlen uyanmanızdan olmasın sakın? Zira babanla en çok görüştüğümüz zaman, hepinizin uykuda olması sebebiyle bana geldiği sabah kahvaltılarıydı”

Bu cümleyi kurduğum gibi çıktım kapıdan. Biraz daha kalsam belli ki kavga çıkacaktı. İyilikle bir takım şeyleri aşabileceğime inanmakla nasıl bir saflık yapmıştım.

Marina Vista’nın otoparkına girdiğimde arabada oturdum bir süre. Yüzüm gözüm karışmış görünmesin diye makyajımı tazeledim. Lobinin yan tarafındaki restoranın içinden geçerek, havuzun olduğu alana açılan kapıdan çıktım. Selim’in oda numarasının yazılı olduğu kapıya geldiğimde, daha dokunduğum gibi açıldı kapı ve işte karşımdaydı.

Ne kadar sürdüğünü bilmediğim bir zaman boyunca sarılı kaldık. Neden sonra yüzümü kocaman elleri arasına alıp, en sevdiğim muzip, hafif alaycı yüz ifadesi ile gülümsedi.

“Neler oldu anlat bakalım. Ama istersen birşeyler de içebileceğimiz bir yerde oturalım”

“Bodrum’da herkes herkesi tanıyor Selim. Otele girerken bile tedirgin oldum, tanıyan biri olursa diye. Evdekilere Türkan’a gidiyorum dedim çünkü. Zaten papaz durumdayız Serdar’la. Bir de seninle buluştuğumu öğrenirse kıyameti koparır”

“Anladım peki. O zaman burada yaparız biz de sohbetimizi. Bakalım minibarda neler varmış?”

“Sen neden geldin Bodrum’a? Kaç yıldır neler yapıyorsun?”

“Hepsini anlatırım ama öncelikle seni dinlemek istiyorum. Gece rüyamda hastane, hastane seni aradım. Bilirsin benim rüyalarımın anlamı çıkar bir şekilde. Ödüm patladı sana birşey mi oldu diye. Yoksa hayatta mesaj atmazdım sana”

“Günlerdir nelerle uğraşıyorum bilsen. Derin burada, Serdar’ın küçük kızı. Yine intiharın eşiğinden döndü. Bu oyunu oynamaktan hiç vazgeçmeyecek. Bu arada Serdar, babası hastaneye kaldırıldığı için acilen İstanbul’a gitti ve bizi yalnız bıraktı. Hala hap kullanmaya çalışmasını engellememi mi anlatayım, intihar denemesine sebep olan hamileliğini mi? Allahtan düşük yaptı da, babasına açıklamadan kurtardık. Aslında Serdar döndüğünde yine anlatacaktım tabi ama benim şey olmasaydı.”

“Ne olmasaydı? Kendini daha nasıl zor bir duruma soktun acaba Zeynep?”

“Hamileyim.”

Gözbebeklerinin şaşkınlıkla büyüdüğünü gördüm. Böyle birşey beklemediği aşikardı.

“Üstelik araba kullanırken kendimden geçtiğimden bir de kaza yaptım”

“Of aman allahım. Serdar nasıl karşıladı bu durumu peki?”

“Nasıl karşılayacak? Hem böyle birşeyin olmasından beni suçladı, hem de bebeği aldırmayacağımı söylediğim için benimle konuşmuyor. Bu arada hastaneden çıkan babası ve beni bir kaşık suda boğmak için fırsat kollayan kızı da evde. Üstelik benim hamileliğim ortaya çıkana kadar, Derin’le aramızda bir güven bağı oluştuğuna inanmama az kalmıştı. Ben kapıdan çıkarken yine kustu tüm kinini. Pek bir memnun babasının benimle konuşmamasından”

“Peki sen ne istiyorsun Zeynep?”

“Kesinlikle doğuracağım ben bu çocuğu. Serdar bile engel olamaz artık bana. Bu benim son şansım. Gerekirse çıkar giderim o evden”

“Sen ciddisin anlaşılan. Bu yaştan sonra bir çocuğun sorumluluğunu almayı nasıl düşünüyorsun? İşini gücünü bırakıp geldin buralara. Allah bilir yazmayı da bırakmışsındır”

“Yok bitanem bırakmadım yazmayı. Ama yazdıklarımı toparlayıp göndermedim de. Şimdi yaparım işte”

“Ah be canım ya. Sevdiğin insanın hayaline eşlik etmene birşey demiyorum ama seni mutlu eden şeyleri ihmal etmene çok kızıyorum.”

“Şimdi tam da o dediğini yapacağım işte. Bu çocuğu istiyorum ve doğuracağım”

“Hadi bakalım hayırlısı”

“Sen anlat şimdi. Neden geldin buraya, neler yapıyorsun? Kızın ne oldu?”

“Kurdum çiftliği Sığacık’ta. Sen beni terkettikten sonra, İstanbul hepten dar geldi bana. İnanmayacaksın ama Vale geri dönmek istedi Moldovya’ya ve Ela da kaldı benimle. Birlikte yaşıyoruz kızımla. Bir sürü hayvanımız var ve organik tarım yapıyoruz. Bu arada üniversitede hep hayal ettiğim gibi hocalığa da başladım. Çok mutlu ve huzurluyuz. Arada o gidiyor annesinin yanına. Yine orada şimdi. Dün gece gördüğüm rüya sonrası, sabah erkenden arabama atlayıp geldim Bodrum’a. Seni görebileceğimden emin de değildim ama o kadar tedirgin oldum ki gördüğüm rüyadan, şansımı denemem gerekiyordu”

“Yıllar önce ben boşandığımda da, böyle ani bir kararla arabana atlayıp gelmiştin Bodrum’a. Beni alıp götürmek istemiştin buralardan. Şimdi mümkün olsa yine ister miydin?”

“Ben seni hep istedim Zeynep. Birgün bana geri dönmeni bekliyorum hala”

“Bu halimle de kabul eder misin beni peki?”

“Ben ederim etmesine de, sen mutlu olur musun bilmiyorum. Buna sen karar vermelisin. Ayrıca, Serdar’ın kızsa bile seni bu durumda bırakacağını hiç sanmıyorum.”

Konuşmamızı bölen telefonumun sesi oldu. Arayanın Türkan olduğunu görünce kaşlarım çatıldı. Yoksa Derin babasına nereye gittiğimi söylemiş ve Serdar da Türkan’ı mı aramıştı. Yok canım beni arardı, niye onu arasındı ki?

Elim ayağım birbirine dolanmış şekilde telefonu açtığımda, Selim de paniğimi anlamış bana bakıyordu.

“Merhaba Türkan’cım, nasılsın?”

“Zeynep nerelerdesin? Serdar burada”