
OTOPSİ RAPORU
Selamunaleykum..
Bu sene aldığım stajlardan biri olan adli tıp stajından yola çıkarak buraya bir şeyler karalamaya çalışacağım daha doğrusu kendime ve yakın çevreme bazen bahsettiğim şeyleri toparlamaya çalışacağım.
Adli tıp biliyorsunuz, halk arasında ölüleri nedensiz yere kesip biçtikleri; işin tıpçasında da adli olguların çözümlenmesi için otopsi yapan ve başka başka işlevleri de olan bir bilim dalı desek özetlemiş oluruz sanırım. E tabi ilk dönem stajı alırken ilk defa bu kadar yakından ciddi ciddi nefes almayan, tepki vermeyen bir bedene hatta bedenin iç organlarına kadar bakacak olmanın verdiği heyecan yoktu desek abartmış olurduk.
Neyse.. İlk gün gelen vakalardan biri beni fazlasıyla düşündürmüştü, şu şekilde:Ölü 35-40 yaş civarında gayet yakışıklı bi abi idi.Sedye ile getirdiler, otopsi masasına alacaklar asistan abla kollarından tutup bedeni masaya çekince aradaki yükselti farkından dolayı beden masaya düştü ve sert bir seyin yere düşmesi gibi ses çıktı(ölü katılığından dolayı), tabi benim alt psikolojim abinin hala yaşadığını varsaydığı için ablaya neredeyse çıkışacaktım.(içimden yavaş abla napıyon dedim ama normal bi durumdu)
Sonra bak dedim işte murat, yaşasaydı itiraz etmez miydi anadan üryan haline refleks göstermez miydi veya gözüne bir anda enjektör daldırıldığında(sıvı örneği almak için) feryat figan etmez miydi? Şu insana baksana sokakta dün görsen gömleği kaşesiyle ‘küçük dağları ben yarattım’ değil miydi? Ama şimdi ne kadar da aciz vücudunu parçalıyorlar kalbini, beynini kesip inceliyorlar; itiraz etme şansı yok. Yine aynı gün ben yaşlarda gayet atletik bir çocuk vefat etmiş yatıyor sedyede onu görünce de dedim açıkçası:Bu mu yani,bu kadar mı, hepsi bu kadar mı ya cidden? Uzatmayalım, kısaca bunları neden anlattım: Vallahi vallahi unutuyoruz, gelmekte olanı.[Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; titizlikle korunan muhkem/sağlam kaleler içinde olsanız bile!(nisa-78)]
O hafta fark ettim ki herkes ölüm üzerinde düşünmeye başlamış, kendi aralarında bu konu hakkında konuşmaya başlamıştı. İşte o zaman hemen aklıma Peygamberimizin(sav) şu hadisi gelmişti: Size nasihat olarak ölüm yeter.Gerçekten de yetmiş, bambaşka şekilde yaşayan insanlar bir anda ortak bir noktada buluşuvermiş, erteledikleri görmezden geldikleri gerçekler hakkında düşünmeye başlamışlardı. Mushafta Kuranın da Tevratında bir ‘zikir’ olduğu geçer(Yasin-11,taha-99 vb.), manalarından biri de hatırlatıcıdır yani Tevrat İsrailoğullarına nasıl bir hatırlatıcı ise Kuran da bizim için öyle hatırlatıcıdır. Yaratan yarattığını, onun zaaflarını, onun unutacağını veya unutturucuların(nefs,şeytan,şeytanlaşmış insanlar,çevre vs.) olacağını bildiği için ona rehber olarak hem Kitap göndermiş bir hatırlatıcı olarak hem de kendi cinsinden bir Peygamber göndermiştir bir örnek,önder olarak.
O gün bütün herkesin şok etkisi içerisinde oluşu bazı gerçekleri göz ardı ettikleri gerçeğini hatırlamış olmaları(tabi ki benmde) yine hemen aklıma şu ayeti getirmişti: Oku kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak nefsin yeter!(isra-14)veya şu ayette bu bağlamda değerlendirilebilir:Doğrusu insan kendi kendisinin(nefsinin) şahididir, her ne kadar mazeretlerini ortaya atsa da. (Kıyamet suresi 14-15.ayetler)
Vallahi insan Allahın ayetlerine ne kadar itiraz etse veya yaşam tarzı belirlerken ne kadar hoyrat davranırsa davransın bilmektedir çünkü bu mekanizmayı Allah insanın içine koymuş, onu başıboş bırakmamış değindiğimiz gibi aynı zamanda Kitap ve Peygamberle onu desteklemiştir.
Ama doğrusu insan, kendisini müstağni(Allaha karşı ihtiyaçsız) gördüğü için azar(tağutlaşır,rableşir/kendini tanrılaştırır)[Alak Suresi 7-8. Ayetler].Evet, biz böyleyiz işte.Bizi yaratan, yaratmakla kalmayıp en güzel surette şekil veren, bunla da kalmayıp rızkımızı üzerine alan ve bize şaşırıp kalmamamız için Kitap ve Peygamber gönderene karşı kendimizi ihtiyaçsız hissedenleriz(farklı zamanlarda farklı ölçülerde).
Hesap gününü erteleyenlerin veya yok sayanların kendince rableşmesi ise kaçınılmaz olacaktır zira onlar yaşam standartlarını ‘gökten indiği sanılan kitaplardan değil bizzat ilimden,fenden,yaşamdan’ aldığını iddia edecekler halbuki bu insanın azması ve nefislerin ilah olmasına maske olmaktan ileri gidemeyecektir.Çünkü bu insanlar yeri geldiğinde bilim putunu da yiyecekler, bilimin dediğini de yapmayacaklardır.Yüzyıllar boyunca insan hep bu oyunu oynamış(kendine karşı) veya bu oyuna gelmiştir.İnsan aslında hep kendisine karışmayan,hükümler göndermeyen,yaşam standardı belirlemeyen sadece gökleri-yeri yaratan, yağmurlar yağdıran,rızık veren (yine bak:zumer-38/ankebut-61 vb.) yani insanın dışındaki etmenleri idare eden ama insanı başıboş bırakan bir Allah istemiştir.(İnsan başıboş bırakıldığını mı sanıyor?)[Kıyamet suresi,36] İnsan inansa da ona sadece Cuma günleri Cuma namazında veya işte namaz kılarken karışan ama namazın öncesinde ve sonrasında karışmayan bir Allah istemiştir.İnsan Allahı haşa camiye veya vicdanlara hapsetmek istemiş sosyal hayattan ise Allaha ve Rasulune el çektirmek istemiştir.Çünkü böylece istediği şekilde hareket edebilecektir nasılsa ona helvadan yaptığı putlar,mezardaki ataları,bilim,çeşitli ideolojiler,kendi aklı(nefsi) hükümler göndermeyecek veya gönderse de bu ilahlara şirk koştuğunda nasıl olsa herhangi bir cezası olmayacaktır.
İşte inanmayanların veya inandıktan sonra imanlarına zulüm bulaştıranların en son ahireti de yok sayanların psikolojisi budur:Hayvanlardan daha da aşağı olana kadar özgür olmayı istemek.(bkz:araf-179) Zaten müddessir suresindeki şu sıralama da bu işin belli aşamalardan sonra meydana geldiğini bize haber vermektedir:
43-Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik."
44 - "Yoksula da yedirmezdik." 45 - "Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik."
46 - "Ceza gününü yalanlardık." 47 - "Nihayet bize ölüm gelip çattı."
Kehf Suresi 54-55: Hakikaten biz bu Kuranda insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır. Kendilerine doğru yolu gösteren rehber (peygamber ve Kur’an) geldiği halde insanları, iman etmelerinden ve Rablerinden mağfiret dilemelerinden alıkoyan şey, ancak ve ancak evvelkilerin başlarına gelen, âdet-i ilâhî (olan felaket)in kendilerine de gelmesini veya onlara gözleri önünde (âhiretteki) azabın gelivermesi(ni beklemeleri)dir.
Tamam, biz bu misalleri temiz/ön yargısız bir kalple okuyacağız, öğrenmek/hayatımızda tatbik etmek için mücadele edeceğiz,Rabbimizden mağfiret dileyeceğiz,Kuranı ve Rasulu rehber edineceğiz, namazlarımıza dikkat edeceğiz, daha iyi insanlar olacağız ne zaman? Ölümü mü bekliyoruz yoksa ikinci bir şans verilmeyeceği Allah korusun ‘Ya Rabbi beni geri gönder de salih ameller yapayım.(Kuran)’ diyeceğimiz günü mü?Keşke toprak olaydım veya şu ölüm keşke işimizi bitirmiş olsaydı denecek günü mü?
Evet, şimdi evet şimdi ikinci şans vermedi mi Rabbim bize. Şu anda beni seni secdeye gitmekten alıkoyan nedir mesela? Allah bize binlerce şans vermedi mi, vermiyor mu? Bugün samimi olanlar o gün ikinci şansı istemeyenlerdir, zira zaten ona binlerce şans verilmişti.
Ve son olarak kalp…Allah Kuranda bizim sinelerimizde olanları bildiğini,onu açığa vursak da gizlesek de fark etmediğini söylüyor.Ne kadar zor bir durum!Hani otopsiden konu açıldı otopside bazı organlardan kesitler alırlar kalp,beyin gibi incelerler bir patoloji/hastalık var mı diye.Otopsi raporuna da ‘şu şu hastalıkların şu şu komplikasyonları sebebiyle öldüğünü bildirir rapordur’ yazılır.Acaba ben de biz de kalbimizi elimize alsak şöyle kesitlere ayırsak hatta mikroskobik inceleme yapsak hani iman ediyoruz ya ne çıkacak acaba? Allah mı çıkacak yoksa taptığımız ideolojiler,ırkımız,partimiz-pırtımız,eşimiz-çocuğumuz-maşukumuz,kariyerimiz,ilmimiz mi çıkacak? Eğer başka bir şey varsa veya olan şey bizim için araç değil amaç olmuşsa o hastalıklarımızın ölmeden evvel tedavilerini arasak, ne güzel olur. Hani benim yaşamım,ölümüm,ibadetlerim Allah içindir(ayet) ya, mi acaba?
Bilemiyoruz, o zaman ölçüyü Allahtan alıp daha sonra da yalvarıp yakarmaktan başka nasıl bir çıkış yolumuz olabilir? Rabbim bizleri ihlaslı olanlardan,dininde devamlı olanlardan,Kuran ahlakı ile ahlaklananlardan etsin.Yazıyı okuyan kimseden dua rica ediyorum,dediğim gibi zor bir durum.
Çoklukla övünmek sizi oyaladı, taki kabirleri ziyaret edinceye kadar(Tekasur 1-2)..
BANA DA DUA ETMEYİ UNUTMAYIN ☺