Zamanda Yolculuk Üzerine

Zaman zaman etrafımdaki insanlara soruyorum, Sence zamanda yolculuk mümkün mü? diye. Çoğunlukla insanlar mümkün olduğunu düşünüyorlar. Genel kanı, geçmişe gitmenin mümkün fakat geleceğe gitmenin mümkün olmadığı yönünde. Sadece 1 kişi, geleceğe gitmenin mümkün ama geçmişe gitmenin mümkün olmadığını düşündüğünü söylemişti. Geçmiş yaşanmış ve artık olmadığı için, ancak geleceğe gitmenin mümkün olabileceğini söyledi. Ben ise Geleceğe Dönüş serisini izlediğimden bu yana, zamanda yolculuk science-fiction düzeyinde hep ilgimi çekmişti. Üniversite yıllarında konu üzerine biraz daha detaylı araştırma yapıp uzun bir makale de yazmıştım hatta okul dergisi için.

Peki temenni ve hayal dünyasının ötesine geçersek, zamanda yolculuk gerçekten mümkün mü? Modern zamanda yolculukla ilgili konuşmamız gerekiyorsa, sohbete Einstein’la başlamamız gerektiğini söyleyebilirim. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Einstein’in Görecelik Teorisi, bize zamanda yolculuğun mümkü olmadığı konusunda bir şeyler anlatıyor. Einstein bu teoreminde hiçbir cismin ışık hızını geçemeyeceğini ve bu sebeple zamanda yolculuğun mümkün olmadığını belirtiyor. Bu noktada ‘ışık hızı’ önemli bir yer tutar. Einstein’ın teorisi şöyle devam ediyor: ‘Maddenin hızı arttıkça kütlesi artar, dolayısıyla maddenin hızı ışık hızına doğru yaklaşırsa kütlesi de sonsuza yaklaşır.’ Yani teorem, ışık hızını yakalamanın mümkün olmadığını iddia ediyor.

‘Maddenin hızı arttıkça kütlesi artar, dolayısıyla maddenin hızı ışık hızına doğru yaklaşırsa kütlesi de sonsuza yaklaşır.’

Konuya bir de ‘kara delik’ler açısından yaklaşanlar var. Kara delikler uzayda yer alan, her şeyi yutan, şiddetli kütle çekimi olan gerçekliklerdir. Kara deliklerin zamanı ve görüntüleri yuttuğu da iddia edilmektedir. Bilim adamları eğer kara deliğin kütle çekimine dayanabilecek bir madde var olsaydı zamanda geriye gidişin olabileceğini söylemektedirler. (Kara deliklerle alakalı, Christopher Nolan’ın en iyi eserlerinden biri olan Interstellar’ı mutlaka izlemenizi öneririm. Özellikle filmde resmedilen kara delik, şu ana kadar bilim insanlarının elinde olan tüm rakamsal ve bilimsel çalışmalar göz önünde bulundurularak resmedilmiş. Dolayısıyla eğer bir kara deliği yakından görebilseydik, en yakın Interstellar’daki kara deliğe benzeyecekti diyebiliriz. Filmin sadece bu kısmıyla ilgili şu makale çok açıklayıcı: https://www.wired.com/2014/10/astrophysics-interstellar-black-hole/)

Zamanda Yolculuğa bilim hangi şekilde açıklama getirmeye çalışırsa çalışsın konu hala tüm karmaşıklığını korumakta. Bazı bilim adamları sadece geçmişe gidilebileceğini söylerken bazıları da sadece geleceğe gidilebileceğini söylemekte. Bilim adamlarını bir kenara bırakırsak konuyla ilgili en yaratıcı fikirler hayal güçlerinin sınırlarını zorlayan bilimkurgu yazarları tarafından üretiliyor. Onlarca yıl önce yazıkları öykülerle, romanlarla geleceği kısmen gözümüzde canlandırmamıza yarayan Jules Verne, George Orwell gibi yazarlar bir şekilde çağdaşlarına ve kendilerinden sonrakilere hayalleriyle yol göstermişlerdir. Mesela Orwell “1984” romanını yazdığında herkes acaba 1984 yılında gerçekten öngörülen şeyler gerçekleşecek mi diye merak ediyordu. Orwell’in öngörüsü gerçekleşmedi fakat bilim epey bir ilerledi bu konuda.

Örneğin Stephen Hawking bu konuya şöyle yaklaşıyor; “Eğer zamanda yolculuk mümkün olsaydı, neden bugün gelecekten gelmiş zaman yolcularıyla karşılaşmıyoruz? Peki ya ileride zamanda yolculuk gerçekten mümkün olursa ve gelecekten gelmiş kişiler aramızda yaşayıp bizi izliyorlar ve içlerinden gülüyorlarsa?” Başka bir paradoks da zamanın başlangıcına gidip Big Bang olayını ve hatta onun öncesini görmekle ilgili. Mümkün olsaydı ve buna teşebbüs etseydik ne olurdu? Bu durumda uzayın var olmayacağını ve uzay sayesinde var olduğunu düşündüğümüz fizik kurallarının da var olmamasından dolayı zaman makinemizin akıbetinin bu durumda ne olacağı tam bir muamma. Acaba aracımız o anda parçalanırdı ve biz de boşlukta bir yerlerde kayıp mı olurduk?Zamanda Yolculuk konusunda daha önce bir dergide yazdığım bir yazı nedeniyle fikirlerini aldığım ülkemizdeki bilimkurgu yazarlarından Emin Arı’nın da bu konudaki fikirlerine yer vermek istiyorum.

Emin Arı’nın özellikle zamanda yolculuğun var olup olamayacağı veya tarihin akışının değiştirilip değiştirilemeyeceği konusundaki görüşleri ilgi çekici:“Zamanda yolculuk mümkün değildir çünkü zaman diye bir şey yoktur! Çünkü zaman şimdiki anları birbirine ekleyerek aklımızın yarattığı bir yanılsamadır. Bu yanılsama yanan bir kibriti karanlıkta hareket ettirdiğinizde meydana gelen hayali çizgiye benzer. Aslında sadece alev vardır, çizgiyi oluşturan gözlerimizin yanılsamasıdır. Zaman sadece kavram olarak faydalı ve işe yarar bir şeydir. Ortak referans noktası sağlamak için kullandığımız zihinsel bir araçtır. Üstelik bunun mümkün olduğunu düşünürsek sebep-sonuç kuralına aykırılık etmiş oluruz. Geleceğe gidip piyango bileti numaralarını öğrenip geri döndüğümüzde o numaralara oynayarak zengin olabiliriz. Zengin olmak burada sonuç ise, sebep de bizim o rakamları öğrenmemizdir. Bu durumda önce sonuç, sonra sebep gelmektedir. Bu mantıksal olarak bir paradokstur.”

Benim kendi kişisel görüşüm de Emin Arı’nınki ile paralel. Yukarıda da okuduğunuz gibi aslında zaman diye bir şeyin olmadığını, zamanın yaşayışımızı anlara bölmek ve hayatımızı kolaylaştırmak için uydurduğumuz ortak bir takvim olduğunu anladığımızda aslında geçmişe gitmenin de fiziksel olarak mümkün olmadığını daha iyi anlayabiliriz. “An” bir kibrit ateşinin havada bıraktığı izdir. Yaşanır ve biter. Şimdi tam bu noktada kendimle de çelişiyormuş gibi görünen başka bir bilgi daha vereceğim. Zamanda yolculuğun gerçekleşme durumu, bildiğimiz anlamda geçmişe gidip kendi küçüklüğümüzü görüp, ya da 2. dünya savaşının başlangıcında Hitler’in resimlerini satın alıp onun siyasete dalmasını engellemekle gerçekleşmez. Eğer zamanda yolculuğun gerçekleşme ihtimalini zorluyorsak bu sadece, yaşanan “an”ların farklı bir zamanda başka bir kişi tarafından görünmesiyle gerçekleşir. Nasıl? Nasıl’ını somut bir örnekle anlatayim..

Şimdi Zamanda Yolculuk Yapmaya Hazır mısınız?

Hazırlanın. Kısa bir zamanda yolculuk yapacağız. Başrollerinde Jennifer Lawrance ve Chris Pratt’in oynadığı The Passengers filmini izlediyseniz eğer, büyük turuncu bir yıldızın yanında geçtiklerini hatırlarsınız. İzlemeyenler için de aşağıda bu etkileyici sahneyi koyuyorum:

Bu sahnede görünen yıldızın adı Arcturus. Bu yıldızı örnek olarak seçmemin sebebi, yaz akşamlarından kuzey yarımkürede görünen en parlak yıldızlardan biri olması. Arcturus, dünyadan 36.5 ışık yılı uzaklıkta bir yıldız. Yani buradan bir el feneri yaktığınızda, fenerden çıkan ışığın sonsuza dek ilerleyecek kadar güçlü olduğunu varsayarsak, 36.5 yıl sonra Arcturus’a varacağını düşünebilirsiniz. Şimdi bunun tersini düşünün. Açık bir gökyüzünde bir gece başınızı kaldırıp yukarı baktığınızda büyük ihtimalle Arcturus’u tam tepede görüyor olacaksınız. İşte o gördüğünüz yıldız, Arcturus’un aslında 36.5 yıl önceki hali. Yani bir nevi, Arcturus’un geçmişine yolculuk yapıyoruz her akşam ona baktığımızda.

Akşam olduğunda gökyüzüne baktığınızda, aslında ölmüş ve yok olmuş bazı yıldızların ışık saçtığı gençlik zamanını görüyorsunuz. Onların geçmişine yolculuk yapıyorsunuz.

Dolayısıyla eğer birisi, “Evrende herhangi bir cismin ya da kütlenin 36.5 yıl önceki halini, tam bugün şu anda, herhangi bir kayıttan yardım almaksızın, insan gözüyle görmek mümkündür” şeklinde bir önerme yaparsa, bu önermenin doğru olduğunu söyleyebiliriz. Gökyüzüne bakın, gördüğünüz binlerce yıldız için bu geçerli. Hatta işi biraz daha ileri götürelim: Gördüğünüz bazı yıldızlar, aslında yok. Çünkü bir supernova yaşayarak yok oldular… Bunlan belki onlarca belki binlerce yıl önce. Fakat o kadar uzaktalar ki, onların yok oluşunu biz henüz görmüyoruz. Henüz o yıldızların gençlik zamanlarını görüyoruz. İşte bu, bir nevi geçmişe yolculuk sayılabilir. Ve zamanda yolculuğun da gidebileceği en uç nokta bence bu.

Bilim henüz teoride dahi kanıtlamasa da insanoğlu inanmaya devam edecek. Çünkü hep düşlerimizin peşinden koşuyoruz. Emin Arı’nın da dediği gibi, bu konu fiction hikayeleri için çok bereketli. Zamanda yolculuk bize düş imkanı sağladığı gibi yazarlara da çok yaratıcı malzemeler veriyor. Bu noktada diyebilirim ki bu konu bizim vazgeçilmez ütopyalarımızdan biri.

Bonus: Zamanda yolculuk konusunda en beyin yakan hikayelerinden biri, Robert A. Heinlein tarafından 1958 yılında yazılan “All You Zombies” adında bir hikaye. Zaman ayırıp konstantre bir şekilde okuduğunuzda sizi bir sürü soruyla başbaşa bırakacak.