ALDATICI YILLAR

Ahir Zaman
Sep 5, 2018 · 11 min read

قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتٌ، يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ، وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ، وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ، وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ، وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ، قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ؟

قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ يَنْطِقُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ

رواه ابن ماجه

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘İnsanlar üzerine öyle aldatıcı yıllar gelir ki o zamanda yalancı doğrulanır, doğru söyleyen yalanlanır, haine güvenilir, emin kimseye hain nazarıyla bakılır! O zamanda Rüveybida konuşur’ buyurdu.

Denildi ki:

−Rüveybida nedir?

Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−İnsanların önemli ve büyük işleri hakkında konuşan ‘aşağılık’ kimse buyurdu.

İbni Mace 4036, Albânî Sahiha 1887

Fahr-i kâinat, Hülasa-i mevcudât Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) saadet asrında sahâbileri ile sohbet ederken, âhir zamana ciddi tahşidatta bulunmuş ve bu dehşetli zamanı yaşayanları ikaz etmiştir.

Hususiyle hadis kitaplarında “Kitab’ul-fiten ve’l-melâhim” başlığı altında nakledilen hadislerde âhir zamanda cereyan edecek dehşetli hadiseleri anlatmasında birçok hikmet mebnidir. Müslümanlara âhir zamanın fitnelerine karşı nasıl tavır takınmaları gerektiği ihtar edilmektedir.

İşte Sünen-i ibn-i Mace Kitab’ul-fiten başlığı altında zikrettiği bir hadîs Rüveybida hadîsi. Bu hadîsi aynı zamanda Ahmet B. Hanbel de rivayet etmektedir.

Hadîsteki belli kavramlara im’ân-ı nazar ederek hadisin günümüze bakan yönlerini anlamaya çalışalım.

Öncelikle سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتٌ”Aldatıcı yıllar” kavramı karşımıza çıkmakta, ve bunun muhakkak gerçekleşeceği vurgulanmakta. Rüveybida zamanı, adeta aldatmanın ve teshirin zirvede olduğu ifritten bir dönem. Aslında toplumun ekseri gaflet batağında bocalamakta, ufûnetli çamurları misk-i amber diye yüzüne gözüne sürmekte. Üstad; dünyanın bilerek ahirete tercih edildiği, elsiz ayaksız kötürümlerin İskender diye alkışlandığı, sineklerin kartal muamelesi gördüğü bu dönemi bir sosyolog edasıyla ne güzel analiz etmiş:

“Geçen Ramazan-ı Şerif’te, Ehl-i Sünnet’in selâmet ve necatı için edilen pek çok duaların şimdilik aşikâre kabulleri görünmemesine hususî iki sebeb ihtar edildi:

Birincisi: Bu asrın acib bir hâssasıdır. {(Haşiye): Yani elması elmas bildiği halde, camı ona tercih eder.} Bu asırdaki ehl-i İslâm’ın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlîcenabane afvetmesi; ve bir tek haseneyi ve binler seyyiatı işleyen ve binler manevî ve maddî hukuk-u ibadı mahveden adamdan bir tek haseneyi görse, ona bir nevi tarafdar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalil olan ehl-i dalalet ve tuğyan; safdil tarafdar ile ekseriyet(çoğunluk) teşkil ederek, ekseriyetin hatasına terettüb eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine belki teşdidine kader-i İlahiyeye fetva verirler; biz buna müstehakız derler. Evet elması bildiği (âhiret ve iman gibi) halde, yalnız zaruret-i kat’iyye suretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer’iye var. Yoksa küçük bir ihtiyaçla veya heves ile veya tama’ ve hafif bir korku ile tercih edilse; eblehane bir cehalet ve hasarettir, tokada müstehak eder. Hem âlîcenabane afvetmek ise, yalnız kendine karşı cinayetini afvedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen cânilere afuvkârane bakmağa hakkı yoktur, zulme şerik olur.

İkinci Sebeb: Yazmağa izin olmadığından yazılmadı.”

Kastamonu Lahikası

Evet toplum sefahet ve bir iç çürüme ile kendi değerlerinden uzaklaştıkça uzaklaşmış ve şuursuz yığınlar akı karayı seçemez hale gelmiştir. Toplumun bu şaşkınlığını bir de Hocamızın değerlendirmeleriyle daha arîz ve amîk görmeye çalışalım:

“Seni tutup ulvîleştirecek faziletlerin kol gezdiği iklimlere yükseleceğine, gidip şerlere gömüldün. Aradıklarını, hiçbir zaman bulamayacağın çorak yerlerde araştırdın. Çölde gül, mezbelelikte ıtriyattan bir şey araştırır gibi!.. Kaç defa, en aydın, en Sünnî atmosferini bırakarak, yolların en çapraşığı ile en karanlık dehlizlere yuvarlandın. Kaç defa, Ömerlerden kopup, Nazzamların arkasına düştün, Yavuzları terk edip Şah İsmaillerle hemdem oldun! Söyle, Allah aşkına! Sen bu milletten misin, yoksa ona hasım olanlardan mı?..”

Tufeyli, Kasım 1982

خَدَّاعَاتٌ kelimesi iştikak bakımından mübalağalı kipte kullanılmış. Buradan hem halkın büyük çoğunluğunun aldanacağı; hem de bu aldanmanın defalarca(seçimlerde) tekrarlanacağı anlamı çıkarılabilir.

Halkın büyük bir çoğunluğu doğru söyleyenlere bir türlü inanmıyor, yalanlarla teselli olmak hoşlarına gidiyor. Rüveybida halkın bu durumunu iyi okuyor ve “yeni Türkiye” “hedef 2023” yalanlarıyla milleti kolayca manipüle ediyor.

Evet, ahir zamanda bir adam çıkacağı ve ona “Süfyan” denileceği ve aldatmakla iş göreceği, çoğu kere ise onun harikalarından bahsedileceği ve komutanlığına da dikkat çekildiğini görüyoruz. Aynı zamanda hadislerdeki ifadeyle Türkler içinde 70.000 taylesanlı (sarıklı, ulema-i su’) ona destek olacak.Rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla tatmin olmaz bir yükselme hırsı, doyma bilmeyen mal biriktirme hastalığı, başkalarının muvaffakiyetini çekememe kıskançlığı, sürekli kendisinin ön plana çıkarılması arzusu gibi hastalıkların esiridir. Gittikleri her yere nurdan ocaklar açan bir hareketi engellemek ve müesseseleri kapattırmak için yabancı devlet erkanına yalvaracak, para teklif edecek kadar aşağılık biridir.

Ruveybida kendi yalanına inanacak kadar mitomani seviyesinde bir hastadır. Koskoca ülkeyi parçalanma noktasına sürüklerken de; devletin önemli kurumlarını özelleştirme bahanesiyle peşkeş çekerken de halkın bir kısmı ona tam inanmaktadır. Bir kısmı ise “çalıyor ama çalışıyor” diyerek hırsızlığı normal görme gibi bir gafletin ve dalaletin ağına mahkûm oluyor.

Toplum hainlere güveniyor; ama emin insanlara hain nazarıyla bakıyor. Onlarca senedir evlatlarına ahlak ve terbiye veren simaları dırahşan; çok iyi tanıdığı masum insanlara terörist diyor; Suriye’de kanlı katillere binlerce tır silah ve mühimmat gönderen ülkeyi kan gölüne çeviren teröristleri “vatan sevdalısı!” diye alkışlıyor. Alkışlamayı vatanseverlik olarak addedip gururlanıyor adeta.

Evet bu çağ adeta aldanma çağı teshir çağı. İletişim kanalları zift akıtarak halkı normal düşünemez duruma düçar etmiştir. Bu çağ Süfyan çağı, Rüveybida çağı…

Halk, büyük bir ekonomik kriz, geniş alanlı doğal afet, iç savaş, dış savaş ve daha bilmem hangi bela ile kendine geldiğinde kaybettiklerine yanacak ve feryad edecek ancak ba’de harab’il Basra.

وَيَنْطِقُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ”yetekellemu” “konuşacak” demiyor. يَنْطِقُ “nutuk atacak.” diyor. Demek ki meydanlarda halka hitap edecek ve emin insanları hainlikle suçlayacak. Bunlar hain, bunlar çete, bunlar sülük, bunlar haşhaşi diyecek ve şuursuz yığınlar ona inanacak.

Rüveybida sıradan bir konuşmacı değildir, o konuşmasıyla toplumu yönlendiren ve aldatan bir yalancıdır. Makam olarak da halkın kanacağı bir makamdadır. O bir demagoji üstadıdır. İnşallah, maşallah diyerek halkın dini duygularını sömüren bir dessâstır.

الرُّوَيْبِضَةُ Rabada kökünden tasgîr sigasıyla gelmiş bir kelime. “rabada” değersiz, sığ manalarına geliyor. Bir diğer anlamının da bağırsak olması da manidar değil mi? Değersiz, sığın da alçağı manasına geliyor küçültme siğasıyla. Yani çukur! Bu arada şifre bir sözcük gibi gelen bu kelimenin sessizleri R, B, T birinin ismini çağrıştırıyor mu acaba?

Ashab soruyor: “Rüveybida nedir?”

Allah Rasûlü: İnsanların önemli ve büyük işleri hakkında konuşan ‘aşağılık’ kimse buyurdu. Burada farklı rivayetlerde geçen tanımlamalarla beraber Rüveybidayı yakından tanımaya çalışalım.

سِفْلَةُ النَّاسِSefil adam. Ayaktakımı, soy bakımından sıkıntılı yetişmiş, başa gelince de kendinden geçmiş biri. (bkz. Türkiye’de Kim Kimdir)

الرَّجُلُ التَّافِهُAşağılık adam. Kendisi milletin malından yüz milyarlarca servet, gemi filoları, villalar, arsalar edindiği halde en masum insanları ‘sülük’ diye yaftalayan birine ne dersiniz? “Aşşağılık adam.” Bilhassa şeddeli yazdım. Sadece bodruma yığdıkları dolar 17 ton civarında. Günlerce bir türlü sıfırlamaya muvaffak olamadıkları paralar… Diğer tarafta dünyaya okullar, yurtlar, kurslar, kültür merkezleri serpen ordu…

السَّفِيهُ Sefih, haram helal demeden para biriktiren, hırsızlığın babadan evlada geçtiğini kendi diliyle bağıra bağıra haykıran bir sefih. “Fakir çalmayı beceremediği için fakirdir.” vecizeleri unutulmayacak bir sefih. tek servetim bu yüzük diyerek halkı uyutan bir sefih.

الْفُوَيْسِقُ şirazeden çıkmış. Belki bir dönem istikamet adına sırat-ı müstakime yakın işler yaparken sonra fıska girip yoldan çıkan bir fasıkçık.

Bu arada Teberani’de geçen rivayette bu aldatan yılların başlangıcına bir işaret vardır.” يَكْثُرُ فِيهَا الْمَطَرُ ، وَيَقِلُّ فِيهَا النَّبْتُ “Yağmur çok yağacak ama nebat az olacak.”

2013 senesi, yağmurun çok; fakat ürünün az olduğu, aynı zamanda 17, 25 Aralık ve dershanelerin kapatılma kararının verildiği senedir. Aldatıcı yıllar bu yıldan itibaren en az 3 yıl olarak devam edecektir. Bunu hadiste geçen سَنَوَاتٌ ibaresinden anlıyoruz. Bu kelimedeki çoğulun ekalli 3'tür.

Evet Rüveybida, kitleleri ve kütleleri aldatmayı başaran bir aldatma ‘usta’sıdır. Halk onun için kabadayı, kasımpaşalı, cesur adam, temiz siyasetçi diyecek ve aldanacak. Ta ki peşpeşe yaşanacak birçok hadiseyle sarsılana kadar.

Hasılı, ahir zamanla ilgili diğer hadislerde olduğu gibi “Rüveybida hadisi”nde de Allah Rasulü ümmetini bu aldatıcı yıllar ve yalancı kahramanlar konusunda ikaz etmektedir. Bu hadis Allah Rasulü’nün ahir zamanın garipler kervanına şefkatinin bir delilidir. O demektedir ki “Ey emin güzergâhta yürürken hain ilan edilen fütüvvet topluluğu. Size onlar hain dese ne çıkar, ben emin diyorum yetmez mi? Sıkın dişinizi bu aldatan yıllarda, yolunuz doğru bir yol, sakın aldananlardan olmayın, sadıklarla beraber olun.”

Muhterem Hocamız, 2006 yılının Nisan Sızıntı dergisi başyazısında daha hiçbir şey ortada yokken “Fitneye Yenik Yıllar” başlığı altında bu aldanış yıllarına dikkat çekmektedir. Bu yazıyı da bu bağlamda okumanızı tavsiye ederek yazıyı bitirelim.

Evet, zaman ahir zaman. Zuhur eden de alâmât. Medet ya Rab!

Fitneye Yenik Yıllar Nisan 2006

Fitneye; deneme, test etme, potadan geçirme, hası hamdan, altını taştan-topraktan ayırma denebileceği gibi, kargaşa çıkarma, bozgunculuk yapma, hercümerce sebebiyet verme ve insanları birbirine düşürmeye de fitne denegelmiştir. Ayrıca, bizim için bazen bir risk de ifade eden bedenî ve cismanî yanlarımızın ve mal-mülk, evlâd ü iyal, sıhhat, afiyet, gençlik, makam, mansıp türü şeylerin yanında, fakr u zaruret, hastalık, yaşlılık halleri; günahlara açık ortamda bulunma, nefs-i emmârenin güdümünde olma, insî-cinnî şeytanların tuzağına düşme; ehl-i küfür ve ehl-i ilhadın zulüm, işkence ve baskılarına maruz kalma; değişik dayatmalarla dine-diyanete aykırı şeylere zorlanma; Müslümanca yaşamadan ötürü mahkemelerde sürünme, zindanlara atılma, sürgünlere gönderilme; yakınlarının, hususiyle de kendi evlâtlarının inanç ve düşünce istikametini bozacak cereyanlar karşısında sağlam durup duramama; münafık gürûhun farklı yollarla milletin birlik ve beraberliğini bozma gayretlerine karşı dayanma… evet, bunların hemen hepsi de birer fitnedir ve bu fitnelerin bazıları, Kur’ân’ın ifadesiyle, insan öldürmeden daha büyük bir cinayettir.[1][1] Aslında Kur’ân-ı Kerim “İmtihan olarak sizi şerle de hayırla da deneriz.”[2][2] buyurarak bize fitnenin çeşitliliğini hatırlatır ve yürüdüğümüz yolun ülü’l-azmâne bir metanet istediğine dikkatlerimizi çeker.

Evet, insan, bedenî ve cismanî arzularıyla imtihan olduğu gibi, bazen dünyanın câzibedar güzellikleriyle, maddî imkân ve servetle, iktidar ve kuvvetle, bazen belâ ve musibetlerle, değişik ihtilâf ve iftiraklarla, bazen de içtimaî düzenin bozulması, toplumun anarşi ve kargaşaya girmesi… gibi hususlarla da imtihan olur.. ve bunların bütünü de fitne kategorisine girer.

Bir toplum ve ülke için fitnenin tahribatı, haricî düşmanların o ülkeyi işgal edip o toplumu esir almalarından daha tehlikelidir. Milletler, yabancı müstevlîler karşısında her zaman derlenip toparlanmış, bir cephe oluşturmuş ve onları ülkelerinden sürüp çıkarmışlardır ama, kendi içlerindeki fitne ve fesadı aşmada o kadar başarılı olamamışlardır.. ve hele bu fitne, yabancı ideolojilerin güdümünde, değişik kesimlerin birbirlerine karşı kinleri, nefretleri, kıskançlıkları körüklemesine dayanıyorsa.. evet, böyle bir fitneyi aşmak hiç de kolay olmasa gerek. Her şeyden evvel öfke, nefret, hazımsızlık ve ilhad düşüncesi çok defa fazilet hislerini baskı altına alır; toplum fertleri arasında evrensel insanî değerleri yok eder ve fertleri insan bozması birer canavar hâline getirir. Her yanda ihtilâf ve iftirak hırıltıları duyulmaya başlar; zayıf karakterler teröre sürüklenir. Bazen de her şey öylesine şirazeden çıkar ki, mesele korkunç bir hercümercin her tarafı sarmasıyla kalmaz, anarşi dalgaları pek çok kimsenin iman ve ümidini de alır götürür.

Bütün bunların yanı sıra biz, din ve diyanet adına maruz kalınan şeylere de fitne deriz. Ne var ki böyle bir fitne, ehl-i iman için bir mânâda belâ sayılmasının yanında, çok defa onların iman iradelerini güçlendirdiğinden, musibetzedelerin pek çoğunu ahlâkî arınmaya götürdüğünden ve hatalara keffaret olma özelliği taşıdığından dolayı yararlı da sayılabilir. Hele, böyle bir ibtilânın ızdırar diliyle Cenâb-ı Hakk’a teveccühe vesile olma gibi bir yanı vardır ki, insan bu şekilde bir dua ufkunu ancak değişik belâ, musibet ve fitnelerin pençesinde kıvranırken yakalayabilir ve “nur-u tevhid” içinde “sırr-ı ehadiyet” tecellisinden ne iltifatlar ne iltifatlar görür.[3][3]

Ayrıca, aktif sabır ve kadere rıza çerçevesinde fitneler imbiğinden geçmenin, çok defa farklı mevhibe sağanaklarına vesile olduğu da sık görülen hâdiselerdendir. Ancak konuya, fitneye maruz kalan ve başına gelenleri “Allah’ın takdiri” deyip gönül hoşnutluğuyla karşılayan değil de, ona sebebiyet veren, onu körükleyen ve onunla bir yerlere varmak isteyen zalimler ve tiranlar açısından bakıldığında, durum tamamen farklılık arz eder; evet, o, mü’minler için izafî bir rahmet olmasına karşılık, Kur’ân-ı Kerim’in de pek çok âyât-ı beyyinâtıyla ifade buyurduğu gibi, fitneye sebebiyet veren gaddar ve hattâr kimseler zaviyesinden bir şeytan işi, küfre denk bir fesat ameliyesi, ehl-i imana karşı mülhidlerin küfürlerini ifade etmelerinin unvanı, imansızların, mü’minleri yürüdükleri yoldan saptırma cehdi, İblis’in, insanlar içindeki yardımcıları vasıtasıyla şeytanî oyunları ve bunların, zayıf karakterli ve her zaman şuna buna âlet olabilecek veya provoke edilebilecek kimseleri, yerinde kargaşaya, yerinde anarşiye sürükleme gayreti olarak yorumlanmıştır.

Bunların yanında günümüzde ideolojik, siyasî ve ilhad, inkâr kaynaklı bir fitne daha vardır ki, zannımca en tehlikeli olanı da işte budur. Bu tür fitneler bazen bütün toplumu temelinden sarsacak öyle geniş alanlı hercümerçlere sebebiyet verir ki, hiçbir şey yerinde kalmaz. Topyekün değerler altüst olur, her yanda kol gezen anarşi karşısında kuvve-i mâneviyeler kırılır, iradelerde çatırtılar duyulmaya başlar ve toplumu/toplumları bir baştan bir başa yeis kaplar.

Bugüne kadar gelmiş-geçmiş toplumların en gözdesi ve güzîdesi Asr-ı Saadet insanları dahi –belli ölçüde de olsa– hercümerç yaşamış ve iç içe fitnelerle kan ağlamışlarsa, bu devvâr u gaddardan bugünkü nesiller de, yarınki kuşaklar da daha çok çekecek demektir. Bir kısım olumsuz tesirleriyle ta günümüze kadar gelen ve şimdilerde de bazı asabî ruhları harekete geçiren o kadîm fitne, hâlâ bazı mülhidlere, münafıklara ve İslâm’ın ikbalini hazmedemeyen din düşmanlarına malzeme teşkil etmekte ve onların eliyle yeni yeni fesatlara sebebiyet vermektedir. Hadis kitaplarında, “el-Fiten ve’l-Melâhim” başlığıyla verilen fitne, âhir zaman hâdiselerinin en büyüklerinden biri ve kıyametin de en belirgin alâmeti olarak zikredilmektedir.[4][4]

Konuyla alâkalı gaybî haberlere mahrutî ve küllî bir nazarla bakabilenler, bu fitne/fitnelerle büyük ölçüde İslâm’ın etrafındaki surların yıkılacağını, mü’minlerin paramparça olacağını, dinin inkâr edilip diyanetin zaafa uğrayacağını, her tarafta yalancı tiranların seslerinin duyulacağını, islâmî coğrafyada ırz, haysiyet ve namusun pâyimal olacağını, çalıp çırpmanın ahvâl-i âdiyeden sayılıp, helâl ve meşru mülâhazalarına itibar kalmayacağını, içki, zina ve değişik cinayetlerin herkesi canından bezdirecek şekilde yaygınlaşacağını, herkesin hayvanî hislerine yenik düşüp sadece kendini düşüneceğini görür ve ürperirler.[5][5]

Çalmanın çırpmanın yaygınlaştığı, hortumlayan hortumlayana millet malının çarçur edildiği, haramın-helâlin unutulduğu, yalanın, fuhşun mübah sayıldığı, dinin tahkîr edilip diyanetin gereksiz görüldüğü, her yerde kan dökülüp kan içildiği, dört bir yanda fitne çarklarının dönüp durduğu, gücü-kuvveti temsil eden bazı kimselerin bu fitne ve fesat çarklarına su taşıdıkları şu meş’um dönemi “el-Fiten ve’l-Melâhim” faslının neresine yerleştireceğimizi bilemeyeceğim ama, dünyada her şeyin şirazeden çıktığı ve büyük ölçüde insanî değerlerin altüst olduğu muhakkak.

Allah’ın inayetinden hiç ümit kesmedik; en büyük sermayemiz de işte bu ümit.! Kesmeyeceğiz de, zira aktif sabrımızın üzerinde temellendiği ruh da işte bu ruhtur.

Efendimiz, âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Kur’ân’da ağırlığı ile yerini alan bu husustan önceki iki âyette, salih kulların yeryüzüne vâris oldukları/olacakları anlatılmaktadır.[6][2] Kur’ân’da bu hakikati de ifade eden değişik âyetler vardır. Yeryüzünde söz sahibi olma, durmadan el değiştirecek ve neticede her şey, imanı tam, ameli sağlam salih kullara nasip olacaktır. Kur’ân, tarihî devr-i daimleri anlatırken وَتِلْكَ اْلاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ “Biz zafer ve muvaffakiyet günlerini insanlar arasında döndürür dururuz.”[7][3] buyurmaktadır. Bugün bazılarına bayram ve seyran, yarın da başkalarına.. bugün bazıları mamureler içinde mutlu ve müreffeh, yarın da başkaları.. bu, hep böyle değişip durmuştur, değişip duracaktır. Fakat yeryüzünde, hem gökler ötesinin hoşnutluğu içinde hem de ukbâyı netice verecek bir temsil er geç salih kulların eliyle gerçekleşecektir. Cennet’e girecek onlar olduğu gibi, yeryüzünde insanlığın mâkus tali’ini değiştirecek de –biiznillah– yine onlar olacaktır. Hususiyle ahir zamanda, Efendimiz’den sonra gelecek olan karakter insanlarının pişdârı ve rehberi olması itibarıyla hemen bu iki âyetin peşinden وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ gelmektedir ki, çok mânidardır. Biz, ilk salih zümrenin Efendimiz devrinde kendilerini ifade ettiklerini görüyoruz ve ümit ediyoruz ki, –inşâallah– son bir kere daha ümmet-i Muhammed yeryüzünde kendini ifade eder ve وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلاَّ رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ hakikati bütün dünyaca duyulur ve saygıyla karşılanır.

prizma-6 Yol Mülahazaları

Şu anda yeryüzü, tekmil yağmur duasına hazırlanmış gibi, urbalar altüst olmuş, eller aşağıya doğru çevrilmiş.. gözler ümitle açılıp kapanıyor ve yanık sineler, güftesiz bestelerle hafakanlar mırıldanıyor… üst üste yığılıp yeryüzünü şefkatle seyreden ruhanîlerin gözleri damla damla.. bilfarz, bulutların suyu tükense bile, sebepler ötesi âlemlerden gelecek rahmet esintileri, yeryüzünü Cennetlere çevirecek ve her şey gibi bizim de hasret ateşlerimizi söndürecektir.

Hele bir fasıl daha geçsin; varsa vicdan u iz’anın, sen de göreceksin sabahın nurdan hançerini zulmetlerin bağrına sapladığı günü ve dört bir yanın diriliş türküleriyle inlediğini.

Şimdi gel sen de dikenler içinde olsan bile, gül türküleri söyle! Çevrene yumuşatıcı nefeslerle bir şeyler fısılda! Toparlan, gönlüne açıl ve gelip ruhunun üzerine çöreklenen rahatlık cadısını kov! Âh u enîne hasret seccadene koş ve iniltilerini gözyaşlarınla nefeslendir! Nefeslendir ki, bu âh u efgân ve bu mübarek damlalar, değil muvakkat karanlık ve dünyevî ateşleri, Cehennemin kıvılcımlarını dahi söndürüp, ateşin bağrında “berd u selâm”lara inkılap edecektir. Çevrendeki sisten-dumandan endişe edip geri durma! Atmosferine çarpan şahaplarla sarsılma! Feleğin dölyatağında gerinen mutlu yarınları gör ve rüyaların Hira’sında, hülyaların Tûr’unda Sonsuz’dan gelen nefesleri duymaya çalış! Çalış ki, gönülleri pervaneliğe alıştıran dünkü renk ve ışık, eskisine denk bir tülleniş sath-ı mâiline girdi bile. Çalış ve çerağını, o ışıktan tutuştur; bir karanlık bucağı da sen aydınlat! Karanlığa sövmek değil, ışık yolunda bir mum yakmak mârifet..! Yarasaları yarasalarla baş başa bırak! Akrebin kuyruğunu kırıp kendi ağzına sok ve her gün biraz daha ışığa doğru kayan şu tâli’li dünyada bizlere ruhun bestelerinden bir şeyler mırıldan!

Tarihi Devr-i Daimler, Ocak 1991

[1][1] Bkz.: Bakara sûresi, 2/191.

[2][2] Enbiyâ sûresi, 21/35.

[3][3] Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s.4 (Birinci Lem’a).

[4][4] Bkz.: Ebû Dâvûd, melâhim 14; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 7/488; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 18/220–221.

[5][5] Bkz.: Bediüzzaman, Şualar s.563–584 (Beşinci Şua).