Farklı Bakış Açısıyla Radikal Neden Kapandı!

Niye bu kadar eskimiş bir konu hakkında paylaşım yaptığımı merak ediyor olabilirsiniz.Bugün medium’dan hesap açmam ile beraber daha önce yazmış olduğum ancak yayımlamadığım yazılarıma bakmak istedim ve ilk bu yazıyı gördüm.Biraz revize edip yayınlamak istedim.Baharın başladığı bu eylül ayında Medium daki ilk yazım olsun.Hadi hayırlı olsun…

Öncelikle bu yazıya neden yazdığımı belirtmek istiyorum. Yıllardan bu yana dijital yayıncılığın çok kolay olduğu ve güçlü yatırımlar ile çok fazla para kazanılabileceği idea edilmektedir. Ama işin aslı öyle değildir. Özellikle radikal İnternet sitesinin mali durumlar sebebi ile kapanması bu yazıyı yazmama sebep olmuştur. Doğal olarak yazıyı okumadan önce hangi yetiler ile bu yazıyı yazdığımı sorgulayabilirsiniz. Lisans mezunuyum ve aldığım eğitimde sadece tek bir dersim iletişim ile alakalı..

İletişim konusunda eğitim almamış olmama rağmen yıllarca bu konuda araştırmalar yapan ve dijital içerik işi ile yıllarca proje üreten (deneysel amaçlı) bir kişiyim.2006 yılından itibaren İnternet kullanıcı deneyimlerinin yanı sıra yazılımsal olarak da asp ve php konusunda deneyim kazandım. Çok sayıda Cms (Content Management System) sistemini kullanmışımdır. Bunun yanında Google hizmetlerinden Adwords, AdSense, Analytics ve Webmaster Tools başta olmak üzere birçok Google hizmetini aktif bir şekilde kullandım ve kullanmaya da devam etmekteyim. Majestic başta olmak üzere çeşitli Seo araçlarını kullanmanın yanında Seo konusunda da kendimi geliştirdiğime inanmaktayım. Ancak klasik medya (basılı medya: gazete, dergi) deneyimim sadece bir sayı dergi çıkartmanın ötesine geçememiştir. Klasik medya tarafında deneyimim olmamasına rağmen kurgusunu tahmin ede-bilmekteyim. Uzatmadan madde başlıklar halinde konumuza dönelim isterseniz.

Klasik İçerik İle Dijital İçerik Arasındaki Farklar

Deneyimler elbet de önemlidir ancak aynı iş gibi görünse de oyuncular ve materyaller tamamen farklıdır. Yeni nesil dijital yayıncılık; klasik yayıncılığa göre girdiler ve materyal bakımından basit bir iş gibi görünse de işin aslı öyle değildir. Bu olayı isterseniz klasik içerik işi ve dijital içerik işi kavramlarını irdeleyerek ve bu kavramların Enstrümanlarına değinerek devam edelim.

Klasik İçerik İşi: (Basılı Yayın: Gazete / Dergi)

İşin başlangıcı MÖ 59 yılına uzanmaktadır. O tarihlerde Roma senatosu fethedilen topraklar, siyasi gelişmeler, toplumsal olaylar, gladyatör dövüşlerinin sonuçları gibi bilgileri Acta Diurna denilen taşa veya metale kazıyarak Dünyaya duyurmuşlardır. Tabiri caiz ise bu taş veya metaller Dünyanın ilk gazetesi konumundadır. 2000 yıl öncesinin Acta Diurna’sı basılı yayının atasıdır diyebiliriz. Kısacası insanoğlunun basılı yayınla tanışması çok eskilere dayanmaktadır. Radyo, televizyon ve ardından İnternet'in devreye girmesi basılı yayının popülaritesini zamanla düşürmüş ve basılı yayın organlarının dijital yayın mecrasına girişini sağlamıştır.

Dijital İçerik İşi: (İnternet Haber Siteleri, Portallar, Bloglar, Niş İçerik Siteleri ve Özgün Video İçerik Platformları)

Türkçe kelime anlamı Sayısal olan dijital kelimesi günümüzde çok kullanılan bir kelimedir. Dijital medya ise kabaca elektronik ortamda bulunan ve tek yönlü yahut çift yönlü paylaşıma (iletişime) olanak sağlayan her türlü dosya ve bilgi anlamına gelmektedir. Biliyorum kelime kökenleri ve tarihlerine çok giriyorum ancak temel kavramların anlaşılması konunun anlaşılması açısından oldukça önemlidir. Merak etmeyin çok uzatmadan bir kaç İnternet teriminden de bahsettikten sonra sadet’e geleceğim.”WWW” kısaltması World Wide Web (Dünya Çapında Ağ) kelimesi ilk olarak 1985 yılında kullanılmaya başlamıştır. World Wide Web (Dünya Çapında Ağ) Sör Tim Berners-Lee tarafından 1989 yılında html yazılım dili ile Dünya’ya merhaba demiş ve bir yıl sonra İnternet tarayıcısı 5 yıl sonra ise ağ ile ilgili standartlar (W3C) oluşmuştur. Ancak sektörün oluşması yazılım dillerinin gelişmesi ve aktörlerin devreye girmesini beklemiştir. Uzatmayalım ve Türkiye deki dijital yayıncılığa tarihi teferruatlar girmeden değinelim. 2000’ li yıllarda yavaş yavaş Portal siteler ve büyük gazetelerin gelir kaygısı olmadan kurdukları İnternet gazeteleri hayatımıza girdi. O tarihlerde bu işlerden para kazanmak çok da mümkün değildi. Risk alan Emre Kurttepeli (mynet sahibi) gibi isimler uzun uğraşlar sonucu bu sektörün ilkleri olmayı başarmışlardır. Bu arada birçok girişim de finansal kaynak bulamama neticesinde silinip gitmiştir. Düşünün o tarihlerde reklam serverları yok reklam veren yok. Google Adsense bile 2003 yılında piyasaya girmiş. Peki girmiş de ne olmuş. Reklam veren İnternet reklamına uzak, kullanıcı sayısı düşük ve e ticaretin ismi dahi geçmiyor. O tarihlerde yayıncılık yapmak cidden yürek isteyen bir işmiş.(Şu anda da deli işi ama neyse :) )

2000’li yıllar geçti reklam serverları oluştu, reklam veren bakış açısında inanılmaz gelişmeler sağlandı, İnternet kullanıcısı sayısı arttı, akıllı telefonlar ve operatörlerin interneti vermesi ve 3G ile beraberde büyük bir ekosistem oluştu. Evet yıl 2016 artık Google’ın yanında büyük reklam ağları da var, kullanıcı sayısı da hem çok hem de İnternete sıcak bakıyor. Ancak içerik rekabeti de bir o derece artmış ve hala Türkiye de reklam verenler istenilen seviyelerde değil. Kısacası Avrupa ve Amerika da olduğu gibi reklam veren rekabetleri ve CPC ne yazık ki ülkemizde düşük sevilerde.

Yazının bundan sonraki kısmında dijital medya terimini kullandığımda sadece içerik işini (İnternet Haber Siteleri, Portallar, Video İçerik Platformları ve Niş Web Siteleri) kastetmiş olacağım.

Üst kısımda anlattığım sıkıntıları biraz daha arttırmak istiyorum. İsterseniz maddeler halinde Türkiye de Dijital Medya’nın Zorluklarından bahsedelim.

-Yetişmiş ve kaliteli içerik oluşturabilecek entelektüel cevval kız ve erkeklerin az olması

-Kaliteli İçerik maliyetlerinin (Maliyetler aslında yüksek değil ama gelir-gider tablosu ölçüsünde değerlendiriyorum.) yüksek oluşu.

-Türkiye deki özellikle donanım teknolojinin pahalı olması.(İnternet omurgamızın durumu belli, Server şirketlerinin durumu da aynı şekilde. Birde üstüne üstlük Server şirketlerinin üzerindeki yasal sorumluluklar.

- Üst kısımda bahsettiğim gibi ABD’linin çöp içeriği bile değer ederken ülkemin içeriğinin İnternet reklam piyasasındaki emeklemeler sonucunda değer edememesi.

-Ucuz gibi görünse de yazılımsal sorunların en az üç dört kişi sonrası çözüme kavuşması yahut çözümsüzlük içinde kalması.(Ülkemde herkes işten anlarım dediği için.)

-Dijital medyada yatırımların geç dönmesi ve tatmin etmemesi sebebi ile motivasyon düşüklüğü.(Girişimler ne kadar profesyonel kurgulanırsa kurgulansın nefes tutma kısımlarının uzun olması) Her iki girişimden biri zaten ikinci yılı görememekte. İkinci yılı görenlerin ise kaçı başarılı?

-Üst kısımda anlattığım gibi gelirler kalemi için olmazsa olmaz reklam piyasasının durumu..

Peki, ne yapmalı?

Gelirler kalemi yani reklam piyasasında bireysel çözümler, reklam pazarlaması ve çeşitlemeler yapılsa dahi bu büyük pazarda etkimiz ve sürekliliğimiz ne kadar olacak. Kısa vadede nakit akışını arttırsak dahi kısır döngülere girebiliriz. Ülkemizin atasözlerinden biri ile yazıma devam etmek istiyorum. “Ayağını Yorganına Göre Uzat” evet ayağımızı yorganımıza göre yani şartlara göre uzatmalı ve bu işin Enstrümanlarının çoğuna hâkim olmalıyız. Ülkemizin gerçeklerinden uzak iş yapmamalıyız. Adamı mahzunlaştırırlar agaaa… Evet konumuza geri dönelim…

Ekonominin ve kar elde edebilmenin basit kuralı. Üçe al beşe sat.. Eğer satacağımız rakamı çok oynayamıyorsanız rekabet ve kalite kavramları ile değerlendirerek maliyetlerimizi düşürmeliyiz. Sakın yanlış anlamayın kalitemizi düşürelim demiyorum. Belli tavizler vererek, satın alma ve kiralama maliyetlerin de titiz davranarak karımızı arttıralım diyorum. Konyalı iş adamı tabiri ile hem kaliteli olsun hem de ucuz.. İşte işin o kısmı öyle söylemle olmuyor. Teknik bilgi ve tabiri caizse sektörün kanını bilmek gerekiyor. Zor bir işten bahsediyorum. Rekabet ettiğimiz kulvardaki diğer oyuncuları da değerlendirerek rekabet gücümüzü kaybetmeden maliyetlerimizi düşürelim diyorum. Hadi oradan git işine dediğinizi tahmin edebiliyorum ancak bu sektör de biraz böyle(zorlu)..

Yazımın bu kısmını dediğimin anlaşılması adına biraz örneklendirmek istiyorum. Örneğin Günlük 10 ila 50 bin arasında bir ziyaretçi trafiğiniz var. Yazılımsal cache nedir? , kodlama (php,asp, sql) nedir?, server nedir? , server sunucusu nedir? (Apache, LiteSpeed vb..) gibi soruların cevabını bilmeden bodoslama olarak işe girdiyseniz zaten hizmet alırken kaybettiniz demektir. Aylık 70 $ lık sunucu (ssd ile de çözülebilir.) maliyetiniz oldu mu 350 $ yani 5 kat arttı mı? Yılda ise 3360 $ kaybettik mi. Yazar maliyetleri konusu için bir bu kadar daha yazmam gerektiğinden bu konuya değinmeden dijital medya için yazar özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Yazarın konu seçimi nasıl? İnternet arama hacimlerine ve trendlere bakıyor mu? Seo (Search Engine Optimization) konusunda bir fikri var mı? Yahut siz yazara eğitim vermek yerine bu konular için sağlam bir redaksiyon yapan bir editöre sahip misiniz? Sorular sorular kafamda deli sorular… Gazete ve dergide beğenilerek okunabilecek 2000 kelimelik bir yazınız var.. Google aramayı açıp “içerik” kelimesini yazdığınızda ilk sırada çıkan içerik servisi sitelerinde afaki rakama satılabilecek bir içerik. Ama arama hacmi olmayan yada kurgusu iyi yapılmamış bir yazı ve Google amca 2. sayfada çıkarıyor. Ne oldu şimdi… Yazara verilen para (Maliyeti size kalmış) nereye gitti… Trafiğe dolayısı ile reklam gelirine dönmeyen bir harcama oldu.. Zaten çiftçilik gibi olan dijital medyada 5 yazınıza para harcarsınız biri tutar ve ilk sayfa ilk sıraya girer. O yazıda bu beş yazının maliyetini en az 7 ayda kazanır ve diğer maliyetlere de 2 ay verirsek 9. ay kara geçersiniz. İşte yazımın ortasında nefes tutma ve girişimlerin ömründen bahsettim ya işte bunu anlatmak istedim. Yazar maliyeti demişken şuan düşündüm de benim içerik yazarı nasıl olmalı ve ne ölçüde bütçeler harcanmalı isimli bir yazı yazmam gerekiyor. Biraz tembelim ama yazacağım dediğimi geç olsa da yazarım…

(Konu dışına çıkacağım biraz demez isem olmayacak. Ülkemde herkes işte şöyle bir iş kurarım şöyle olur böyle olur ve para kazanırım der. Yine çiftçilikten bir örnek vereyim elma bahçesi kuracaktır. Bilmem ne kadar fide işte 4. yıl yırttık. Köşe olduk ya… Sen elmayı ne kadar biliyorsun kardeşim? Doğru fide, toprak ve iklim özelliklerine hâkim misin? Hadi hâkimsin diyelim Tanrı ile anlaşma mı yaptın. 4. yıl da değil de 7. yılda senin öngördüğün verimin yarısı gelse bir planın var mı? Tamam bu işe gömeceksin paranı ve zamanını da.. Bilgin ve ekonomik gücün yoksa zaten ilk rüzgarda gideceksin be adam… Ama biz hep iyi örnekleri ve planları düşünürüz. Mehmet çok para kazanmıştır… Her neyse konuyu böldüm ama bizim genetik yapımız ülke kurtarma ve ah para olsa ne kazanırımlar ile geçen bir ülke…Bilgi yok ama fikir yığına…..Özür dilerek yazıma tekrar dönüyorum..)

Her neyse sosyolojik olarak ülkemizi değerlendirmeden vazgeçip konumuza dönelim. Aslında konuyu dijital medyada sosyal medya stratejileri diye de uzatmam gerek ve maliyet ve karlardan falan da bahsetmem gerek ancak içerik sitelerinin ana omurgasının organik aramalar olduğuna inandığım (Eski kafalı ve onedio’yu görmüyor musun diyebilirsiniz ama…) ve yazıyı da çok dağıtmamak adına (Ki çok dağıttım…) bu konuyu geçiyorum.

Radikal Neden Kapandı.. (Sonunda Gelebildik)

Asıl konuya geçelim geleneksel medyadan gelen ve aslında İnternet deneyimi de olan (Yılların kullanıcı deneyimi) Doğan Medya Grubuna ait bir Radikal’in zarar ettiğini beyan ederek kapatılması.. Evet şu Dünyaca kabul gören web site sıralama teknolojisi Alexa tarafından Türkiye ‘nin 45. sitesi. Hani şu 10 yıllık geçmişi ile en az gülük 60 haberin girildiği ve 600 bin index’li sayfanın yanında bir o kadarda arşiv içeriği olan bir haber sitesi.. Hani 5 milyon 750 bin web sitesinden referans baclink verilen yani kaynak gösterilen sitesi…

Google News servisinde 400 bin içeriği bulunan site. İşte güçlü Doğan Medya Grubunun güçlü marka değeri olan güzide haber sitesi RADİKAL… Bu kadar marka değeri ve arkasında ki güce rağmen nasıl zarar ediyor?

Konudan biraz uzaklaşalım ve biraz sorular soralım kendimize.. Büyümek iyi midir? Günlük 1 milyon ziyaretçi demek kar elde etmek mi demektir? Para var, kendi reklam şirketin var, iş gücün var, prestijin var? Tamam hepsi var da başarı her zaman karlılık mı getirir? Peki, başarı kavramı nedir? Detaylar mı önemlidir yoksa hele bir yola çıkalım biz zaten her işte başarılıyız demek midir önemli olan?

Tekrar konumuza dönelim işte 1996 yılında yayın hayatına başlayan ve 21 Haziran 2014 tarihinde yazılı basını sonlandırıp dijital ortamda yoluna devam eden Türkiye’nin prestijli markası 10 yıllık İnternet geçmişini hem ekonomik güç hem de prestij gücüne rağmen zarar etme sebebi ile kapatılması..

Bu kadar laf dolaştırmalardan sonra sadete gelelim isterseniz. Ben kişisel olarak iki tez üzerinde durmak istiyorum. Sonucu bu iki tez üzerinden kısaca değerlendirmek istiyorum.. Bu tezler benim KİŞİSEL DÜŞÜNCELERİMDEN FAZLASI DEĞİLDİR..

1. TEZİM: Kontrolsüz Büyüme Tezi

Büyük olmanın verdiği özgüven ile karlılık üzerinde durmak yerine büyümek ve gereksiz harcama kalemlerini arttırmak. Kısaca gelirler sabit büyürken harcama kalemlerinin orantısız artması.. Bu durum sadece ticaret de değil yaşamın her alanında görülmektedir. Bu durum bir çok alt maddeye bağlı kompleks bir konu olsa da bence temel sebep başarıyı yanlış anlama sonucu hatalı sebep-sonuç ilişkileri kurmaktır.

2. TEZİM: Geleneksel Medyadan Dijital Medya’ya Uyum Sağlayamama Tezi

Benzetme çok uygun olmasa da ana fikir açısından yıllar önce yotubenin olmadığı dönemlerde kişisel gelişim ve girişimcilik konusunda araştırmacı bir arkadaşımdan alarak izlediğim (vcd-cd dönemi — 2000’li yıllar) bir konferanstan bahsetmek istiyorum. Tekrar izlemek için İnternet'te aramalar yapsam da bulamadığım bu 90'lı yılların konferansının giriş ücreti 200 $ diye hatırlıyorum. Bir tek konuşmacı var.. İş adamı ve yazar Üzeyir Garih.. Üzeyir Garih iş adamlarına deneyim ve fikirlerini aktarmakta. Söylediği bir söz yıllar sonra bile aklımda.. Bir mahalle bakalı asla süpermarket sahibi olamaz. Mahalle bakkalı olmanın kendi içinde kuralları vardır. Kendine özgü işleyişi ve kurallarını içselleştirerek başarılı olan bir kişinin yeni kuralları olan bir mecra yani süpermarket olgusunda başarılı olması mümkün değildir. Düşünüyorum ve Üzeyir Garih’in söylediklerinin sonuna kadar doğru olduğunu anlıyorum. Küçümsemek içi söylemediğimi belirterek bir bakkalın fiyat zihniyeti, etiket anlayışı ve reyon kurgulamasını düşünüyorum.. Kendi kulvarının kralı olabilir ancak süpermarkete dönüşme isteği bir göl balığının okyanusta yaşama isteği gibi olacaktır. Kulvarında başarılı olmak yeni bir kulvarın enstrümanlarına adapte olarak yine aynı şekilde başarılı olmak anlamına gelmemektedir.

Klasik medyanın kurallarına hâkim olabilirsiniz ancak bu kurallar sizi dijital medyada (Her kesin birbirinin kabından tırtıkladığı bir dünyada) başarıya götürmeyebilir. Başarı derken Radikal başarılı benim başarıdan kast ettiğim ise karlılık diyerek devam etmek istiyorum. Aynı bakkal misali geleneksel medyada da işleyişler farklı. Matbaa var ve Google gibi bir arama motoru yok. Dikkat çeken başlıklar var. İnsan aramalarının bir önemi yok. Sizin başlıklarınızın önemi var. Kaliteli yazarlarınız güzel yazılar yazar ve basım ve dağıtım ağınız sayesinde dağıtırsınız. Satarsınız ve tekel olduğunuz içinde kendi belirlediğiniz reklam fiyatları ile de reklam alırsınız….. Dijital medya da öyle midir peki… Dijital medyada reklam verenler ölçülebilir geri dönüş rakamlarına göre çalıştığı için tabiri caizse sineğin yağını çıkarmaktadırlar. Onlar için siz sadece sayıdan, reklamdan, görülme ve tıklanma oranından ibaretsiniz. Bu Dünyaya uyum sağlamak ve iş modelini bu yönde kaydırmak kolay mıdır? Hele ki geleneksel medyanın işleyişini içselleştirmiş bireyler tarafından. Uzatmak istemiyorum daha çok şey yazılabilir ama anlatmak istediğim şeyleri kabaca belirttiğimi düşünmekteyim.

Google da şu anda radikal neden kapandı kelimesi ile bir arama yaptım ve çıkan sonuçlara bir göz gezdirdim. Benim baktığım pencereden bakan kimseyi de göremedim açıkçası. Çıkan sonuçların %90'ı siyasi nedenlere bağlamakta. Hakkılarda radikal biraz sivri (dobra artık ne derseniz) bir basın organı.Ancak ben bu açıdan düşünmüyorum. Düşünemem deki en büyük argümanım ise radikal’in kapanma kararı alınmadan kısa bir süre önce Doğan Medya Grubu’nun başına Mehmet Ali Yalçındağ’ın gelmesi.

Peki Mehmet Ali Yalçındağ Kimdir? Uluslararası Reklamcılık Derneği (IAA ) Türkiye Başkanı, Türkiye Reklam Konseyi Başkanı, TÜSİAD Üyesi, Doğan Holding yönetim kurulu üyesi ve Doğan Yayın Holding başkan vekili. Eeee bu kadar mı? En önemlisi de Rus arama motoru Yandex’in 2012 yılında Türkiye Ceo’su olması ve yönetim Kurulu Başkanı olduğu E-Glober’in Alibaba.com ile iş ortaklığı yapması sayılabilir. Anlaşılacağı üzere Mehmet Ali Yalçındağ dijital medyayı tanımakla kalmıyor, global İnternet dünyasında önemli roller alıyor. Bu dünyanın kurallarını ve mantığını bilen bir kişinin döneminde zarar ettiği ve “finansal açıdan sürdürülemez olduğu” açıklamaları ile bir site kapanıyorsa bence benim penceremden bakmak tuhaf karşılanmamalıdır diye düşünüyorum.

Yazımı burada sonlandırırken özellikle ülkemdeki web girişimlerinin uzun soluklu olmasını diliyor ve dijital içerik işinin basite indirgenmeyerek bir kompleks olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylemek istiyorum.Kelime hataları yahut konuyu dağıtarak anlatma şeklimden dolayı özür diler ve kendinize iyi bakmanızı temenni ederim….