İNGİLİZCE ÖZELİNDE ÜLKEMİZDEKİ DİL EĞİTİMİNE DAİR -1

Günümüzde yabancı dil bilmenin önemi ve gerekliliği şüphe götürmez bir gerçek. Ülkemizin dil eğitim tarihine baktığımızda karnemizin pek çok çevreden fikir yürüten insanların mutabık kaldığı şekilde kötü olduğu görüyoruz. Dil eğitimine oldukça fazla zaman, emek ve para harcamamıza rağmen bir türlü istediğimiz seviyelere çıkamıyoruz. Hikâyeyi bırakıp sadede gelelim. Bütüncül olarak baktığımızda bunun birçok nedeni var. Bu sorunları gidermek için planlanan — planlanmayan kimi çözüm olasılıklarından kendimce söz etmek isterim.

Öğretmenlere Yüksek Lisans Şartı Getirmek: Son günlerde öğretmen kalitesini arttırmak için yüksek lisans şartı getirmek gibi bir söylem var. Bu ilk bakışta bir çözüm gibi görünmesine rağmen, bence bu şart eğitimin gizli işlevi olan işsizliği önleme ve öğretmen sayısının birikmesine zaman kazandıracak yüzeysel bir çözüm. Yapılan kimi araştırmalarda öğretmen kalitesini arttırmada yüksek lisansın %1 ila %5 gibi küçük bir etkisinin olduğunu ortaya koyuyor. Yine de yapılacak yüksek lisans, uygulamalı eğitimlere ve eylem araştırması-araştırmacı öğretmen araştırması odaklı olacak ise, katkı yukarıda verdiğim rakamlardan daha fazla olabilir. Burada yüksek lisans ve doktorada ülkemizdeki öğrenci kalitesini ya da kalitesizliğini ve danışman kalitesini yada kalitesizliğini dikkate almak da gerekir diye düşünüyorum. Bu noktada, bu uygulama faaliyete geçirilecekse eğitim fakültelerinden ayrı olarak genel ve branş bazında uygulamalı eğitimleri öğretmenlere verecek kalitede, öğretmenlere has bir akademinin kurulması ve ilgili yeterliliğe sahip öğretmen eğiticilerinin buralarda görevlendirilmesi ve olası şartın buralarda yerine getirilmesi nispeten daha iyi bir çözüm olabilir.

5. sınıfları hazırlık yapmak: Dil öğrenmeye erken yaşlarda başlama yaklaşımı, dilin öğrenilmesini eğer dil edinimine benzer şartlar sağlanırsa, başarılı olabilir. Aksi halde yetersiz öğretmen donanımı, fiziksel şartlarla ilgili sorunlar, uygun materyal ve yöntem eksikliği ve sınıfların kalabalıklığı gibi sorunlar nedeniyle erken yaşlarda dil eğitimine başlamanın da en azından ülkemizde yeterince başarılamayacağını düşünüyorum. Kimi anaokulu ve kreşlerde İngilizce eğitimi verilmesine rağmen çocukları dil konusunda yeterince donatabilenlerin sayısının az olduğunu görüyor ve düşünüyorum. Resmi olarak İngilizce eğitimine başlangıç ülkemizde 4. Sınıftan 2’ye çekilerek, dil öğrenimine erken yaşlarda başlamanın ciddi katkılar sağlayacağı gerçeğine yaklaşılmaya çalışılmıştır. İleride bu daha da önceki sınıflara; kreş ve anaokullarına çekilebilir, fakat bu, dil eğiminde arzuladığımız noktalara gelebileceğimizi garanti altına almaz. En azından bugünkü şekli ile bunun gerçekleşmediğini görebiliyoruz. 2019 yılında 5. Sınıfları tamamen hazırlık sınıfı olarak değerlendirmenin de gerekli şartlar sağlanmadığı sürece çokta başarılı olacağını düşünmüyorum. Öğrencileri öğretilecek dile daha fazla maruz bırakmak neresinden bakarsanız bakın doğru bir yaklaşım ama bundan sonraki sınıf ve süreçlerde devamlılık sağlanmaz ise koskoca bir senin de heba edileceği kanısındayım. Yabancı dil öğrenimi hayatında hazırlık görmüş bireylerin, bazen 2 defa ayrı kademelerde, süreklilik sağlamadığı ve öğrendiği dili hobi haline getirip gündelik rutininin bir parçası haline getirmediği için hala iletişimsel dil yeterliliğine (pek çok dil öğrenme amacından biri) sahip olmadıklarını üzülerek görüyor ve duyuyoruz.

Sınavlar: Yabancı dil eğitimine bu kadar önem verip sonrasında öğrencileri dil becerilerinin yeterince ölçülemediği çoktan seçmeli ve beceri yönünden kısıtlı bir ölçmeye tabi tuttuğumuzda maalesef “fill in the blanks — boşluk doldurma” cı nesiller yetiştirmekten öte de gidemeyeceğimiz aşikar. Sınavları 4 ana beceri ve alt becerileri içinde barındıracak bir formata sokmak verilen eğitimin kalitesini ve yönünü belirlemede son derece önemlidir. Bu bağlamda yapılan dil sınavlarını mutlaka uygun bir formata sokmak durumundayız.

Öğretmen Eğiticileri: Çok yaygın olup olmadığını istatiksel olarak bilmeme rağmen, yabancı dil öğretmen eğiticilerinin lisans- yüksek-lisans ve doktora çizgisinden çıkarak öğretmenlik deneyimi olmadan öğretmen adaylarına nasıl dil öğretilebileceğini aktarmaları da anlamlı gözükmüyor bana. Bu çizgideki bir öğretmen eğiticisi yabancı dili nasıl öğretmeliyim?, bu alanda çalışan başka öğretmenler nasıl öğretiyor?, öğretmen adalarının öğretmenlik yapacağı öğrenci kitlesinin ne tür özellikleri var gibi irdeleyici ve kendisini sorgulayıcı-geliştirici sorular sormadıklarında verdikleri öğretmen eğitimi çok suni kalıyor. Öğretmen eğiticisi de işin mutfağında pişmeli ve tabiri caizse öğretmenlik yapıp sahne tozunu yutmalı diye düşünüyorum. Bu bağlamda öğretmen eğiticilerinin de kimi okullarda dönem dönem çalışma ve öğretmen adaylarının ders vereceği kitleyi bizzat tanıma olanaklarının sağlanması ve/veya zorunlu hale getirilmesinin doğru bir yaklaşım olacağı kanaatindeyim. Düşünsenize A ili-ilçesi Malazgirt ilkokulunda bu dönem dördüncü sınıf şu kadar saat İngilizce dersini Prof. Dr., Doç Dr., Yrd. Doç Dr. B yürütecek. Bence öğretmen eğiticilerinin bu deneyimi zaman zaman tecrübe etmesi onların öğretmen adaylarına aktaracaklarının etkisini arttırabilecektir.

Öğretmen Adaylarına Verilecek Uygulamalı Eğitimler: Bu kapsamda özellikle öğretmen adaylarına 2. sınıftan itibaren üzerinde düşünülerek ve planlama yapılarak gözlem –staj-okul deneyimi imkanların daha erken dönemlere çekilmesi ve sürekliliğinin sağlanması gerekir. Meb’in geçen sene atama yaptığı öğretmenlere getirdiği oryantasyon dönemi — ne kadar etkili organize edildiği sorgulanabilir, bu bağlamda da oldukça anlamlı ve desteklenmesi ve geliştirilmesi gereken bir yaklaşım. Özellikle üniversitelerdeki Yabancı Diller Yüksekokulları ile İngilizce öğretmenliği bölümlerinin organik bağlarının geliştirilmesi ve öğretmenlik adaylarına burada da tecrübeler edindirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.

Hizmetiçi Eğitim: Öğretmenlere, bu yazı özelinde, İngilizce öğretmenlerine verilen hizmetiçi eğitimlerin 3–5 günlük kurs yaklaşımdan öteye geçmeyerek ve devamlılık sağlanmayarak çok yetersiz olduğu kanısındayım. Hizmetiçi eğitimin öğretmenlerin akademik-rutin ve çalışma zamanlarının entegre bir parçası olması gerekir. Bu noktada öğretmenlerin zorunlu ders yükü düşürülerek, haftalık 5–10 saat hizmetçi eğitimin eklenerek çalışma yükü kapsamında değerlendirilmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Yani hizmetiçi eğitimin zaman zaman ve oldukça aralıklı olmaktan ziyade öğretmenlerin mutlaka çalışma hayatlarının ayrılmaz bir parçası olması gerekir.