Bir de ‘mağduriyet’ meselesi var. Mağdur olanın her zaman haklı olduğu tezi gereğince mağduriyetimizi her fırsatta dile getirip bunu insanlara yeterince derinden hissettirebilirsek en güçlü biz ve bizim ait olduğumuz grup olabilir. Tarihin başından beri büyük veya küçük toplulukların da yaptığı bu değil mi?
Tabii ait olduğumuz grubu belirginleştirmek için bir ‘öteki’ olması lazım. Bu ötekini istediğimiz gibi insanlıktan çıkartabilir; bazen tercihlerinin yanlış olduğunu düşündüğümüz ‘saman kafalılar’ yapabilir, bazen ise ne dediğini hiç sorgulamadan ‘dinsiz-imansız’ ‘İsrail askerleri’ gibi etiketler yapıştırabiliriz.
Kendimizi kimliklerimizin dağılmasını engellemek için bir gruba ait hissediyor ve bu grubun dağılmasını, tehlikeye girmesini önlemeye çabalıyoruz. Ezkaza gruba bir şey olursa kendi bireysel kimliğimiz sağlıklı gelişmediği için dağılırız. Böylece ait hissettiğimiz grubun içerisindeki yanlışları, adaletsizlikleri sorgulayıp o grubu daha erdemli hale getirmek yerine dogmatik bir şekilde sorgulamadan ait hissettiğimiz grubu savunuyoruz, onu yüceleştiriyoruz. Tabii kendimiz de o grubun alt kümesi olduğumuz için dolaylı yoldan kendi narsisistik ihtiyaçlarımı…