Baba olmak…

Ev ödevlerinden nefret ediyorum. Hangimiz etmeyiz ki veya etmezdik? Uzunca bir süredir yaşamadığım bu hissiyatı dün akşam tekrardan yaşar durumda buldum kendimi. Etkili sunum teknikleri eğitmenimiz yarın yapacağımız ve yaparken içerisinde görseller kullanmamız gereken sunumumuza bir önceki geceden hazırlanmamızı rica etti. Sonrası benim için bilindik hikaye. Siz yabancılar ne diyordu? “Procrastination” mı? Aynen o şekilde… Şimdi yatayım da sabah erken kalkar çalışırım. Tanıdık bir hikaye daha.

Son bir senedir haftada bir iki tuttuğum 3–5 nöbetini bu gece de ve yine hiç haber vermeden “kitlediler”. Gerçi bu ara nöbetler güzel geçiyor. Gündüz doyasıya koklayamadığım kızımı koklama fırsatı buluyorum. Şikayetçi değilim yani. Yalnız uyku bir kez bölündüğünde geri dönüş her seferinde aynı kolaylıkta olamıyor. Bir de hay aksi yarın sunum vardı… Kafamda bu düşünceler gelip giderken cevabın tam da yanı başımda olduğunu fark ettim. Bana bakıyor ve “Baba” diyordu. Kafamdakileri toparlayıp sunuma hazır olduğumu hissetmem toplamda 5 dakika sürmedi. Yarınki sunumdan önce de buraya karalayıp (ki bu benim ne zamandır yazmak istediğim fakat konusuna bir türlü karar veremediğim ilk yazım olacak) tam anlamıyla hazır hale gelmeyi planlıyorum.


13/07/2015 çoğunuz için bir şey ifade etmiyor olabilir fakat benim hayatımın geri dönülmez bir şekilde değiştiği tarih. Tam da bu saatlerdi kızımı ilk kez gördüğüm an. 13 aylık tecrübem ve 5 farklı duygu ışığında babalıktan bahsedeceğim.

1) Mutluluk : Beni tanıyanlar çok iyi bir Eskişehirspor taraftarı olduğumu bilirler. EsEs hayatımda haddinden fazla bir alan kaplıyor ve bu “bağımlılık” duygusunu azaltmanın bir yolunu da bulamıyorum açıkçası. Geçen seneye kadar hayatımda beni en mutlu eden şeylerin başında Eskişehirspor geliyordu. Dolayısı ile mutluluk kavramının dönüp dolaşıp bir şekilde Eskişehirspor’a geliyor olması çok doğal. Konuya dair en mutlu olduğum günü düşünüyorum ki zaten sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Konya’daki şampiyonluk (Süper lig şampiyonluğu değil), Ankaradaki şampiyonluk (Süper ligi bırakın 1.lig şampiyonluğu bile değil), İnönü’deki (Vodafone Arena değildi o zamanlar) şampiyonluk (yine hatırlatmama gerek var mı bilmiyorum ama Süper lig şampiyonluğu değil) , 2012 UEFA Avrupa Ligi St.Johnstone deplasmanı ve son olarak sonu kötü bitse de Konya’daki kupa finali. Yukardakilerden hiçbirisini Dide’nin bana “Baba” dediği ilk güne değişmem. Öyle bir mutluluk işte anlatabiliyor muyum? Muhtemelen hayır.

2) Heyecan : Başak’tan haberi ilk aldığımda hissettiklerim bugün gibi canlı. Oturacak bir yer arayışına girmiştim. Ya o ilk tekmeleri hissettiğim an. Emin olun dünya üzerindeki hiçbir aşk midenizde bu şekilde bir karıncalanma hissiyatı yaratamaz. Midesini kafası sanacak kadar cahili olduğunuz ultrasound seanslarına belki bu defa yüzünü görürüz diye her ay ilk seansı kapıp aynı heyecan ile koşturmanız. Ki bir baba olarak o odada en son ihtiyaç duyulan şey sizsiniz. Ultrasound jeline bile sizden daha fazla ihtiyaç var emin olun. Bugün metrobüste yer verdiğim hamile arkadaş ile kızım hakkında konuşurken duyduğum heyecan ile kıyasladığımda ilk günkü heyecanımdan en ufak bir eksilme yok. Fazlası var eksiği yok. Ve yine eminim ki yarın daha da heyecanlı olacağım akşam eve gelirken.

3) Endişe : Kontrolü elinizde tuttuğunuz sürece endişe edecek bir konu olmadığına inananlardanımdır. Dide’nin doğumu ile birlikte kontrolümde sandığım çoğu şeyin aslında kontrolüm dışında olduğunun farkına vardım. Ya da şöyle söyleyeyim. Dide’nin doğumu öncesi kontrolümde olup olmamasını umursamadığım birçok konuya artık daha fazla kafa yormaktayım. Ülkede olup bitene sinir sağlığını koruma amacı ile mümkün mertebe kayıtsız kalan ben artık aynı kayıtsızlığı gösteremez durumdayım. Bu durum hali ile endişe seviyemi oldukça arttırdı. Cinsiyetin kız olduğunu öğrendiğimde cevap aradığım “Bu kızı nasıl vereceğiz ulan?” sorusundan darbenin yaşandığı gece “Bu ülkede 20 yıl sonra yaşam nasıl olacak?” sorusuna kadar geniş bir perspektifden bahsediyorum. Hep söylediğim bir şey var. Bundan 30 sene sonra kızım da benim şuan cebelleştiğim sorunlar ile boğuşacak ise pek de başarılı addetmem kendimi. Başarısız olma endişesi de kızımla ilgili yaşadığım diğer endişeler yanında devede kulak kalır hani.

4) Kıskançlık : Hayatınızda en fazla kıskançlık duyduğunuz an hangisi idi? İlk aşkınızı okul kantininde başka bir çocukla konuşurken görmek? İstediğin okulu sen birkaç puan ile kaçırmışken arkadaşının o kampüste okuma fırsatı yakalamış olması? Her yıl Mayıs ayının o günü başka takım taraftarlarının şampiyonluk sevinci yaşadığını görmek? Emzirme seansları esnasında Dide’nin Başak’a bakışlarını gördüğümde hissettiğim kıskançlık duygusu yanında yukardakiler solda sıfır kalır. Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum.

5) Gurur : Dide’nin kitaplar ile büyümesine azami gayret göstermeye çalışıyoruz. Kitaplarımızın başlıca konusu da hayvanlar. Kediler, köpekler, kuşlar, inekler… Hepsini biliyoruz, tanıyoruz ve hatta “Kızım kedi nerede?” dediğimde kitabın doğru sayfasını açabiliyoruz. Geçen hafta sonu Başakların köyündeydik. Hayvan sever bir çocuk için cennet denebilir. Sokaktan toparlamak pek de kolay olmuyor. Sürekli birilerinin kucağında kah tavuklara kah ineklere bakma seansları. Akşam yemek telaşı derken Dide’yi oyalama işi bana kaldı. Havhavlara bakalım mı kızım diyerek sokağa çıktık. Bir parça huysuz bir köpeğe denk geldik ki yüksek sesle havlaması beni dahi rahatsız etti. Fakat daha sonra çok enteresan bir şey oldu. Köpeğin bizden tarafa hareketlenmesi ile boynuma sımsıkı sarılan bir çift kol. Baba olduğunu gerçekten ne zaman hissettin derseniz söyleyeceğim an bu andır. Hayatımda bundan daha fazla gurur duyduğum bir anım yok.


Birazdan otobüse binip günlük ve toplamda yaklaşık 4 sürecek (Tuzla — Levent — Tuzla) yolculuğumun ilk ayağına çıkacağım. Yavaştan toparlayayım… Murathan Mungan’ın da o meşhur dizelerinde belirttiği üzere;

“Ya dışındasındır çemberin

Ya da içinde yer alacaksın…”

Babalık nasıl olduğunu anlamadan çemberin dışında kalabileceğiniz fakat aynı zamanda az biraz gayretle çemberin (tam ortasında olmasa da =)O kısım annelerimize rezerveli…) içerisinde kendinize yer bulabileceğiniz bir süreç. Şiirlerle şarkılarla kendinizi avutma hatasına düşmeyin beyler. Çemberin içerisinde yer kapmaya gayret edin!!!

Not: Son cümle; Rabbime bana bir evlat nasip ettiği için şükrediyor ve isteyen herkese annelik veya babalık duygusunu tattırmayı nasip etmesi için dua ediyorum. Tabi teşekkürün en büyüğü de dünyanın en güzel annesi Başak’a…