Al Capone hep tetikteydi!

Eric Hobsbawm, efsane kitabı Kısa Yirminci Yüzyıl’da “1929 ekonomik bunalımı olmasaydı ne Hitler ne de Roosevelt olurdu” demişti. Buna biraz yorum katınca “İtalya ve ABD’deki mafya örgütlenmesi yine olurdu ama bugün bilip merak ettiğimiz anlamda değil” sonucuna kadar gideriz.

1800’lerde Sicilya’da filizlenen, 1900’lerin başında derlenip toparlanan; İtalya’nın kurucu güçlerinden birine dönüşen “aile dayanışması”, 1929’la 1970’lerin sonuna dek altın çağını yaşadı.

1930’ların gangsterleri, hem İtalya’da hem de ABD’de hayli organizeydi; bu grup, ABD’yi 1929’dan çekip çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda mafyayı da büyüttü. 1920’lere kadar Five Points Gangs (Beş Nokta Çetesi), New York’ta bu temelleri çoktan atmıştı bile.

1920’lerin ikinci yarısında ABD’deki içki yasağı, mafyayı bir şirket gibi yapılandırırken ülkeye göçüp düzenini kuran Sicilyalı ailelerin elini de güçlendirdi. İçki yasağının neden olduğu kaçakçılık, ABD’deki Sicilyalıların servetlerine servet kattı. Böylece (Salvatore lo Piccolo’nun sonradan yazıya döktüğü) “Mafyanın 10 Emri” ve cebi dolan aileler arasındaki çekişme ABD sokaklarında gezinmeye başladı. Kendi topraklarında da ABD’de de yaşanan büyük mafya savaşları sırasında, özellikle 1950’lerden itibaren kan gövdeyi götürdü.

Sicilya Mafyası’nın ileri gelenleri, hem İtalya’da hem de ABD’de faaliyet göstermişti.

Savaş sadece kendi aralarında değildi; İtalya’da Mussolini döneminde Sicilyalı aileler, devletle kapışırken ABD’de ise devletle çalışıyordu; hem devlet mafyayı (istihbarat alanında) hem de mafya devleti (nüfuz elde etmek için ve kaçakçılıkta aracı olarak) kullandı.

Gangsterlikten mafyaya geçilince babaların varlığının da farkına varıldı. İçlerinde, yakalanıp konduğu kodeste 1940’lara dek lüks bir yaşam sürerken Mussolini’yi devirmeye çalışan ve ABD askerlerinin tutukluları salıvermesi sırasında hapishanede terk edilip susuzluktan ölen Vito Cascio Ferro da bulunuyordu, doktoralı fizikçi Michele Navara da… Pizzacılıkla nam salanlar da vardı, “Babaların Babası” veya “traktör” diye anılan Bernardo Provenzano da; boy kompleksi yüzünden manyakça cinayetler işleyen Salvatore Riina da felsefe meraklısı Al Capone gibi ağır adamlar da.

Al Capone, döneminde yazısız olan on emri büyük titizlikle uyguladı. On emirden belki de en önemlisi “Her zaman göreve hazır ol”u kendince yorumladığından sürekli tetikteydi: “Ben sabah bir adam görürsem dikkat ederim. Öğlen aynı adamı görürsem şüphelenirim. Öğleden sonra yine görürsem vururum.”

1929’da tutuklanıp 1947’de Alcatraz Hapishanesi’nde öldüğü güne kadar bu konuda hiç yanılmadı…

Like what you read? Give Ali Bulunmaz a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.