‘Ayrıntı ustası ve naif’ Henri Félix Rousseau

Tarihte öldükten sonra efsaneleşen isimler var. İzlenimci ressam Henri Julien Félix Rousseau buna güzel bir örnek.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren resme merak salan Rousseau, ortaöğrenimini yarıda bırakıp katıldığı orduda, 1862–1865 arası Meksika’da keşif gezisi yapan bir grup askerle tanışır. Onlardan duyduğu öyküler, resimdeki rotasını belirler.

Rousseau, egzotik konulara yönelip manzara ve hayvan resimleri çizmeye başladığı dönemde, ailesi gibi memuriyete atılır ve 1871’de vergi tahsildarı olur. İşiyle ilgisi bulunmamasına rağmen “Gümrükçü” diye anılır.

Boş zamanlarında desenler çizerken aklında tek bir şey vardır: Resmen tanınmak yani akademik ressam olmak… 1884’te Louvre Müzesi’ndeki resimleri kopya etme izni aldığında, bu yolda umutlanır.

“Karnaval Akşamı”

1886’da, ilk sergisini açan Rousseau, sonradan başyapıtı diye anılacak “Karnaval Akşamı” tablosu da sanatseverlerle buluşmasına rağmen alaycı eleştirilere maruz kalır.

Tepkiler karşısında Rousseau, “Manzaradan başka hiç kimse bana bir şey öğretmedi” der. Aslında bu cümle, Fransa dışına hiç çıkmamış ve yaban hayata bir kez bile dâhil olmamış ressamın konuya ironik biçimde yaklaştığının göstergesidir.

Rousseau, işittiği hikâyeleri ve anıları kendi hayal gücüyle birleştirerek resim çiziyordu. Eleştirmenler, ürünlerini “ bir çocuğun elinden çıkma” diye niteleyip hafife aldıkça o, bildiği yolda devam etti.

1908’de, Rousseau’nun bir resminin üzeri boyanıp tuval olarak kullanılması amacıyla satışa çıkarıldığını gören ve onunla görüşmek için ortak arkadaşlarını araya sokan Picasso, bundan yaklaşık on yıl sonra bir dost ortamında şöyle diyecektir: “Rousseau’dan çok şey öğrendim. En başta nasıl portre çizilmesi ve doğaya nasıl bakılması gerektiğini…”

“Yadivigha Düşü”

Ömrünün sonuna dek akademik ressam olma isteğiyle yanıp tutuşan ancak çizimleri küçümsenen Rousseau’nun talihi, ölümüne sayılı günler kala döner: “Yadivigha Düşü” isimli tablosu, sanat çevrelerinin dikkatini çeker; eleştirmenler, ressama “ayrıntı ustası ve düş gücünü tuvale eksiksiz yansıtan naif” der.

Bu değerlendirmeler, bir itibar iadesidir âdeta.

Rousseau, “Yadivigha Düşü”nü bitirişinden kısa süre sonra, 2 Eylül 1910’da ölür.

Ölümünün ardından tabloları, en ünlü sanat müzelerinde sergilenip milyonlarca insanın beğenisine sunulan Rousseau anısına sergiler açılır, kitaplar yazılır, hakkında övgü dolu cümleler sarf edilir.