Damien Hirst: Sanatçı mı, pazarlamacı mı?

“Çağdaş sanat” eserlerinin değeri, çoğunlukla ne anlattığıyla veya estetikle değil, ne kadar ettiğiyle ölçülüyor. Başka bir deyişle değer atfetmenin yerini etiket fiyatı almış durumda.

“Çağdaş sanat” söz konusu olduğunda kurulan piyasa denkleminin en önemli ayağı galeriler-galericiler, küratörler, müzayedeler, koleksiyoner “sanatseverler”, sponsorlar, müzayede evleri, tacirler ve sanatçılardan oluşuyor. Onlar arasında bir tür üretim-alış-satış fetişi mevcut. Buradaki en temel “strateji”; güvenilir ve işleri piyasayı hareketlendirecek bir “sanatçı” keşfedip onun ürettiklerine tatmin edici bir fiyat biçme ve nihayet “sanatseverlere” bunları pazarlama üzerine kurulu.

Tacir arayan “sanatçı” ile “sanat” arayan para buluştuğunda her şey rayına giriyor: “Sanatçı” marka olurken işleri imzası hâline geliyor; hem tacir-galerici-küratör üçlüsü hem de “sanatsever” kazanınca sanat fuarları, açık arttırma ve pazarlıklar ete kemiğe bürünüyor.

Bu anlamda günümüzün en pahalı “sanatçılarının” başında gelen; Britanya’nın işçi kenti Bristol’den çıkan, gençliğinde soyguna girişmiş, öz babasını tanımadığı gibi üvey babası tarafından terk edilen Damien Hirst, az önce bahsi geçen denklemin tam ortasında yer alan isimlerden.

Galericiler ile açık arttırma meraklılarını tatmin eden ve bu piyasada kendisi de bir hayli tatmin olan Hirst, Young British Artists grubunun maddi anlamda en önemli üyesi.

Saatchi’nin himayesindeki Hirst’ün çocukluk travmalarının yanı sıra bir dönem alkol ve uyuşturucu sorunu da had safhadaydı; yaşamındaki bunalımları, sanatla aşmaya uğraşırken eserlerinde ölüm teması öne çıkıyordu.

“The Pysical Impossibility of Death in the Mind of someone Living” (Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fiziki İmkânsızlığı).

Her ne kadar Wittgenstein “Ölüm yaşam olaylarından biri değildir, ölüm yaşanmaz” demiş olsa da Hirst’ün dünya çapında tanınmasını sağlayan “The Pysical Impossibility of Death in the Mind of someone Living” (Yaşayan Birinin Zihninde Ölümün Fizikî İmkânsızlığı) ve “Elmas Kafatası” olarak bilinen “For the Love of God” (Tanrı Aşkına) eserleri, ölümü yaşatan ya da en azından dünyada sanat yoluyla var eden çalışmaları. Elmas Kafatası ve formaldehitteki köpekbalığı, Hirst’ün ana teması ölümü ve ölümün gözümüze sokuluşunu fazlasıyla öne çıkaran iki eser.

“For the Love of God” (Tanrı Aşkına) ya da nam-ı diğer “Elmas Kafatası”.

Bütün bunlarla ünlenen Hirst’ün eserleri, tacirlerin sanatını icra ettiği önemli göstergelere dönüşmeye devam ederken onunla ilgili tartışma “Başarılı bir sanatçı mı, yoksa aşırılığın sıra dışı pazarlamacısı mı?” sorusu etrafında dönüyor.

Bu tartışmaya, sanat eleştirmenleri tarafından işlerinin “hafif” olduğu görüşü eklenince Hirst’ün popülaritesi de arttı ister istemez. İçinde yer aldığı Young British Artists üyelerini, sanata kafa yormaktan çok sansasyonel işlerle şöhret olma heveslileri diye niteleyenlerin sayısı hiç de az değil. Aynı kesim, Hirst’ün sanat piyasasının, mezatların ve galericiliğin kural ya da sınırlarını alaşağı ettiğini, hatta onun bir şirket hâline geldiğini söylüyor.

Tartışmalı sanatçılığına restoran zinciri de ekleyen Hirst, tüccarlığını geliştirmiş görünüyor.

Hirst’ün ürettiklerine ilişkin kuşkulara magazinel soslar dökenlerin, mevzuun artık neredeyse tamamen ticaret ve pazarlamaya dönüştüğünü gözden kaçırdığı aşikâr. Hâl böyle olunca Hirst’ün dev eserleri yani milyonluk oyuncakları, “sanatseverlerin” koleksiyonunu süsler ve sanatsal buluşmaların has dedikodusu olurken onlara “sadece bakıp geçilecek işler” muamelesi yapanlar, belki de en tasasız kesim.