Mahallenin aile babası Joan Miró

Katalonya, hem isyanları hem de yetiştirdiği sanatçılarla bereketli bir coğrafya. Joan Miró da aileden gelen zanaatkârlıkla kendi üslubunu oluşturmuş bir isim.

Ailesinin, başlangıçta sanat okuluna gitmesine izin vermemesiyle Joan’ın girdiği bunalım anne-babasının yelkenleri suya indirmesine neden oluyor. Barselona’da yazıldığı görsel sanatlar okulunda Joan, Francisco Galí ile tanışıyor.

Galí’nin “Çizdiğin nesnelere dokun” öğüdünü dinleyen Joan, bu çocukça tavsiyeyi ömrünün sonuna kadar aklından çıkarmıyor.

Tanınmaya başladığı 1910'ların ikinci yarısından itibaren Joan, tarihöncesinden bir insanın bakış açısıyla ya da bir yirminci yüzyıl yetişkininin zekâsıyla doğayı çizmek için çalışmalarına hız veriyor. Fakat Joan’ınki öyle böyle bir çalışma değil; tek bir tablo için yıllarca uğraşıyor.

Seneler sonra bu “çılgınlığı” kendisine sorulduğunda, dürüstlüğü, iş ahlakı ve neredeyse saplantı derecesine varan yetkinleşme tutkusu açığa çıkıyor.

Siz onun çalışmalarının öyle cavcaklı olduğuna bakmayın, kendisi mahallenin çapkını Picasso’dan ve delisi Dali’den farklı; sakin biri. Bu sakinliğe rağmen, çizdiği her şeyi doğal ortamından sökerek düşsel alana aktarıp ürkütücü resimler kotardı.

Kuşları, kadınları, yıldızları, Ay’ı ve Güneş’i çeşit çeşit renge boyayan Joan Miró, insanın bilinçaltındakileri yakalamaya uğraşırken sükûnetini korudu.

1936'da, iç savaş yüzünden İspanya’dan ayrılmak zorunda kalan ve hep bir arayış halindeki Barselonalı aile babası, mutluluğu ve huzurunu, yaptığı resimlere yansıtmayı başardı.

Bunun yanında, Paris’te yaşadığı o yıllarda şeytansı figürler kullanarak İspanya İç Savaşı’nın dehşetini tuvaline aktardı.

Sadece tuvalle yetinmeyen Miró’nun öbür çalışma alanları seramik, taş, halı ve duvarlardı.

Dada hareketine katılan Miró, kendisi çok yanaşmasa da bundan sonraki eserleri hep sürreal olarak nitelendi. Kırsalda geçen hayatı, tüm yaptıklarının özünü; belki de sanatının bam telini oluşturdu.

İspanya’da düzenlenen 1982 Dünya Kupası’nın afişini hazırlayan Miró’nun, Dünya Ticaret Merkezi’nin bir duvarına yaptığı resim ise 11 Eylül saldırılarında kulelerin enkazında kaybolup gitti.

Ölümünün ardından kurulan Miró Vakfı, sanatçının koleksiyonunu dünyanın dört bir yanındaki insanlara ulaştırıp ismini geleceğe taşıyor…

Akdeniz’in İspanya kıyılarından yeryüzüne yayılan bir esinti, hâlâ hepimize dokunuyor. Tıpkı Joan Miró’nun çizdiği her şeye dokunduğu, dokunmaya çalıştığı gibi…