YARIM KALAN AŞKLAR UNUTULMAZ
Birini seversiniz,yıllarca koşarsınız peşinden ama günün birinde fikirleriniz, dünya görüşünüz ya da kültürel ortamınız değişir..
Yani kendi kendinizi değiştirirsiniz..
Üzerinden yıllar geçse de icinizde bir “acaba?” sorusu hep kalır..
Yarım kalan bu aşk unutulmaz olur artık

Bu olgu devletlerin ve milletlerin hayatında da olur..
İstanbul fethedlir..Bir tarafta Endülüs, bir tarafta Osmanlı..Avrupa bir hilal gibi sarılmıştır. Ancak hilalin uçlarını birleştiremeden Fatih’e emr-i hak vaki olmuştur..
Bana göre bu da yarım kalmış aşktır.

Viyana kuşatılmıştır..Ama kuşatma sırasında beklenmedik olaylar,ters esen rüzgarlar, değişime uğrayan fikirler,insanlar..Kuşatmayı yarım bırakmıştır.

Osmanlı’dan sonra Atatürk’ün de yönü Avrupa’yadır.Atatürk’ten sonra tekrar bir içe kapanış..Yine yarım kalan bir aşk..

Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde son çeyrek yüzyılda ciddi adımlar atılmıştır.
Halkın her kesiminden bu konuda destek görülmüştür.
İnsan halkarındaki iyileştirme,ekonomik işbirlikleri,halkın gelir seviyesinin yükselmesi,eğitim ve daha bir çok alanda ortaya çıkacak iyileştirme ve gelişmeler halkımızda beklenti oluşturmuştur.

Ancak bu gün gelinen nokta itibariyle bu da yarım kalmıştır.
Üstelik AB’nin istemesine rağmen.Şimdi sergilenen tavır tamamen anlaşılmaz bir şekilde sanki kasıtlı olarak AB ile ilişkelerin kesilmesi yönündedir. Yani AB ye sırtımızı dönelim, içeriye kapanalım,kendi kendimize yetelim gibi.
Ancak gördüğüm kadarıyla AB niyet okumalarla hareket ederek, Türkiye’nin çeşitli bahanelerle AB üyelik sürecini noktalamak istediğini gözlemliyor ve Türkiye’nin bu istediğini vermiyor.Herşeye rağmen ilişkileri sürdürmeye niyetlidir.

Tabiki ilişkeler menfaat eksenli olacaktır.AB nin Türkiye’den çıkarı olduğu kadar,Türkiye’nin AB den çıkarı vardır.Belki daha fazladır. Sözgelimi AB kapısında bekleyen Türkiye’nin bekleme sırasında bile AB den bir çok yardım ve fon aldığını kimse göz ardı etmemelidir.

Günden güne bu süreçte AB den uzaklaşmanın sosyal ve ekonomik alandaki negatif etkileri kartopu gibi büyümekte,proplemler sarmalı katlanmaktadır.

Hamasi ve duygusal davranışlar,motivasyonlarla şimdiye kadar hiç proplem çözülmemiş,hiç gelişim yakalanmamıştır.

Eskiler bir problem çözme ya da inovasyon sürecini şöyle özetlerdi: “Tefekkür,tezekkür,teakkul, tedebbür ve tertil “ 
Yani iyice düşün…geçmişini,tarihini hatırla…geleceğe yönelik düşünce üret….olayların arkasını incele ve tedbir al…aklınla geçmiş ve gelecek hakkında bağ(lar) kur ve bunları belli bir sıraya göre hayata geçir.

Bu günkü modern yönetim anlayışının üzerinde durduğu yöntem de bu değil midir?

Evet başa dönecek olursak şu an geldiğimiz nokta itibariyle toplum tekrar yarım kalan bir aşk travması yaşayacaktır. Şimdi bunu görmese de önümüzdeki yirmibeş elli yıl içinde görecektir. 
Ya da bu travma hedefe varırken zaman kaybından da kaynaklanmış olacaktır.Tıpkı Timur’un Osmanlı’ya İstanbulun fethini geciktirmesi gibi. (Belki tek suçlu Timur değildir bu olayda.Timur kadar ona meydan okuyan Beyazıt’ında bunda payı olmuştur.)

Ancak geldiğimiz nokta itibariyle evlilik programlarından başka bir şey seyretmeyen ve günü birlik şahsi işlerinden başka bir şey düşünmeyen halkımızın çoğunluğu ne tür fırsatlar kaçırdığının ve neler kaybettiğinin farkında değil.

Bir yerdeki akıl ve sermaye başka bir yere göç ederse o yer nasıl iflah olur?

Ne demek istediğimi aslında “Gençliğe Hitabe” de Atatürk çok veciz bir şekilde anlatmış..

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Ali Cöre’s story.