Türkiye’deki İçerik Editörlerinin İçler Acısı Hali

Kendimi bildim bileli hayatta 3 tutkum oldu. Plastik sanatlar, müzik ve yazı (okumak da dahil). Hepsiyle de amatör ya da profesyonel olarak uğraştım. Hepsinden de az çok para kazandım.

Üniversite sınavına girerken amacım bir güzel sanatlar fakültesini kazanmaktı. Kazanamadım fakat Sabancı Üniversitesi’nde Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı bölümünden mezun oldum. Okulun disiplinlerarası yapısı sayesinde bölümüm dışından da birçok ders aldım. Genellikle teknik ve teorik sanat ve tasarım eğitimime katkıda bulunacağını düşündüğüm beşeri bilimler, sosyoloji ve felsefe dersleri seçtim. Bu dersleri seçerken tek kriterim yaptığım işlere bir sosyal sorumluluk perspektifi katma isteğimdi.

Çalışma hayatıma bir bilişim şirketinde web tasarımcı olarak başladım. Çok kısa süren birkaç küçük ajans deneyiminden sonra sektör değiştirmeye karar verdim ve İnfomag Yayıncılık’ta stajyer olarak işe başladım. 2011'de THY kabin içi dergilerinin operasyon sorumlusunun stajyeri olarak işe başladım. Özellikle editöryel operasyona ve redaksiyona destek oluyordum. Üç sene içinde THYnin üç dergisinin kültür-sanat editörlüğünü üstlendim. İki dergisinin tüm operasyonunu yönetmeye çalıştım. Ayrıca kısa bir süre 4 ya da 5 kurumsal derginin editörlüğünü üstlendim ve operasyonunu yönettim.

İçeriğin bilgi, veri taşıyan bir iletişim aracı olmaktan çıkıp salt ticari bir metaya dönüşmesi beni en rahatsız eden şey. Evet, bu işten para kazanıyorum fakat her meslekte olduğu gibi bu mesleğin de bir etiği var. Var ama bu etiğe en bağlı kurumlar bile %100 bağlılık göstermiyor. Bunun gerekliliği tartışmaya açık fakat çizgiyi aşmanın da bir sınırı olmalı.

İnfomag’da geçirdiğim süre boyunca tasarım ve yazım kılavuzu çalışmalarım da oldu. Sorumlusu olduğum bazı dergilerin kodlarını İnfomag’daki Genel Yayın Yönetmenim Serdar Turan’ın eğitim ve desteği ile kendim çıkardım diyebilirim. Ayrıca İnfomag’daki deneyimim meslek etiğiyle ilgili de çok öğretici bir süreçti. Uluslararası kurum, yazar ve editörlerle çalışma fırsatım oldu. Yayıncılığın dünyada nasıl yapıldığıyla ilgili deneyim kazandım.

Basılı mecradan dijitale geçişim bir içerik ajansı ile oldu. Ajansa geçmemle Türkiye’de, hatta dünyada yazar (ya da içerik üreticisi) titrini almanın hem ticari hem de kalite olarak ne kadar ucuz olduğu iyice yüzüme vuruldu. İçerik ajansında yaptığımız çalışmalarda dışarıdan aldığımız yazı desteği yetmediği gibi gelen yazılardaki anlatım ve yazım hatalarını düzeltmek yerine çoğu zaman yazıları neredeyse baştan yazmak zorunda kalıyordum. Zaten çok istemeyerek çalıştığım şirketle yollarımızı ayırmamız da uzun sürmedi.

2014 sonbaharında Türkiye’nin en büyük dijital yayıncılarından biri (belki de en büyüğü) Mynet’te işe başladım. Yazı işlerindeki yolculuğum boyunca çok hata yaptım ve bu hatalardan elimden geldiğince ders çıkarmaya çalıştım. İşim ‘dil’le ilgili olduğu için hitabetimi ve yazı dilimi güçlendirmeye çalıştım ve hala ‘daha iyisini nasıl yapabilirim’in peşindeyim. Fakat benim iyi olmam maalesef yeterli değil. Blog yazarlarının kitap yazdığı, Twitter fenomenlerinin sırf prim yapmak için bozuk Türkçeleriyle rezalet içerikler ürettiği, kendi ödevlerini doğru düzgün yazmaktan aciz üniversite öğrencilerinin ucuz iş gücü sağlıyor diye sömürüldüğü ve berbat içeriklerine göz yumulduğu bir endüstride işini iyi yapmayı geç doğru yapmak bile büyük bir efor gerektiriyor.

Fakat çalıştığım her şirketten, çalışma arkadaşlarımın bilgi ve deneyimlerinden kendime bir şeyler katmaya çalıştım.

İnfomag’da çalışırken The Bloomberg Way olarak bilinen yazma tekniğini öğrendim. Bunun dışında hikaye yazım ve anlatım teknikleri ile ilgili araştırmalar yaptım. Çalıştığım içerik ajansı ve Mynet’teki ilk yılımda viral içerik yazımı, hikaye anlatımı ve içerik pazarlaması gibi birçok konuda kendimi geliştirdim. Burada küçük bir parantez açmak istiyorum. The Bloomberg Way’in daha sonra öğrendiğim tüm hikaye anlatım teknikleri ve viral içeriklerin nasıl hazırlanabileceğiyle ilgili kılavuzlardan çok daha kapsamlı olduğunu söyleyebilirim. The Bloomberg Way’i öğrendikten sonra çoğu zaman kendimi yeni bir şey keşfetmiş gibi hissetmediğimi belirtmeliyim. Ama bu süreç en azından öğrendiklerimi pekiştirmemi, bazen de öğrendiklerimin üzerine yeni bilgiler katmamı sağladı. Tüm bunlarla birlikte Türkçeyi de gittikçe daha iyi ve doğru kullanmak için büyük çaba sarf ettim. Zaman zaman hatalar yapsam da Türkiye’de Türkçeyi en iyi ve doğru kullanan editörlerden biri (belki de en iyisi) olduğumu hiç çekinmeden iddia edebilirim.

Editörlük kariyerim boyunca yanlış ve kötü Türkçe kullanımından kurtulmak için gösterdiğim çaba Mynet’te çalıştığım dönem tavan yaptı. Özellikle yazarlardan gelen içerikleri düzelterek, anlamadığım şeylerle ilgili araştırma yapıp doğrusunu bularak birlikte çalıştığım yazarlar için yazım kılavuzları hazırladım. Sıkça yaptıkları hataları çıkarıp onlarla paylaştım.

Yazımın bundan sonraki bölümünde başta birlikte çalıştığım yazarlar olmak üzere Türkiye’deki farklı içerik sitelerinin yazar ve editörlerinin yaptığı basit ama büyük hataları sıralayacağım. Sonraki bölüme geçmeden önce söylemek istediğim son bir şey var: ‘dahi’ anlamındaki ‘-de/da’nın bitişik yazılması buz dağının sadece görünen kısmı.

SIKÇA KULLANILAN YAZIM VE ANLATIM HATALARI

1. “ki” bağlacı ve “-ki” eki kullanımları.

Yanlış:Bu dönem geçişi itibari ile tüm devletler, az dinci veya radikal dinci olsa dahi, yaptıkları savaşlar da dahil, tüm işlerinin referansları olarak tanrıyı göstermişlerdir. Tanrı kim? Elbetteki yeryüzünde ki havarileri, din adamları!”
Doğru:
Bu dönem geçişi itibari ile tüm devletler, az dinci veya radikal dinci olsa da, yaptıkları savaşlar dahil, tüm işlerinin referansları olarak Tanrıyı gösterdiler. Tanrı kim? Elbette yeryüzündeki havarileri, din adamları!”

Not:-ki” eki, daha farklı kullanımları olsa da, genellikle olumsuzluk bildiren ifadelerden sonra, ve gereklilik kipleriyle kullanılır.

Örnek I:Bu insanlarla aynı tabanda buluşamazsın ki bir şey anlatabilesin.” (olumsuzluk)
Örnek II:
Aklından geçenleri net ifade etmelisin ki seni anlasınlar.” (gereklilik)

2. Dahi anlamındaki “de”nin sert ünsüz uyumu ile yazılması.

Yanlış: “Sayısız göktaşının cirit attığı uzayda serseri bir göktaşının dünyayı yerle bir etmesi hiç te küçük bir olasılık değil.”
Doğru: “Sayısız göktaşının cirit attığı uzayda serseri bir göktaşının dünyayı yerle bir etmesi
hiç de küçük bir olasılık değil.”

3. Gereksiz yerlerde “olan” ve “olarak” kullanımı.

Bu sorun aslında yanlış kullanılan ‘de/da’dan bile büyük.

Olan ve olmak fiili kullanımı: Sıfatlardan ve/ya nitelik belirtilen hiçbir kelimeden sonra “olan” kullanılmaz. Cümle sonundaki fiillerden sonra çekimli “olmak” fiili kullanılmaz.

Yanlış: kırmızı olan elma
Doğru: kırmızı elma

Yanlış: “…hem bu hatayı zaman zaman yapmamız hem de çok kolay gözümüzden kaçırabiliyor olmamız.
Doğru: “…hem bu hatayı zaman zaman yapmamız hem de çok kolay gözümüzden
kaçırabilmemiz.”

Yanlış: “Katil göktaşları beyaz perdenin aşina olduğu kıyamet senaryolarının en gözde olanlarından biri.”
Doğru: “Katil göktaşları beyaz perdenin aşina olduğu
kıyamet senaryolarının en gözdelerinden biri.”

Yanlış: “Karanlık Çağ denmesinin sebeplerinden biri Katolik Kilise’nin bilim adına tüm çalışmalara köstek olması olarak gösterilir.”
Doğru:
Karanlık Çağ denmesinin sebeplerinden biri Katolik Kilise’nin bilim adına tüm çalışmalara köstek olması kabul edilir.”

*Yanlış:Türkiye genelinde çok ağır eleştiriler almasına rağmen, son yapılan seçimlerde rakip aday dahi olmadan başkan olan Demirören’le birlikte, ülke genelinde TFF’ye olan güven azalmaya devam ediyor.”

*Doğru:Demirören, çok ağır eleştirilmesine rağmen, son seçimleri rakip dahi olmadan kazandı. Bu tarz olaylar ülke genelinde TFF’nin güvenilirliğini azaltmaya devam ediyor.”

*Her şeyiyle kötü bir cümleydi ama tek cümlede 3 olan kullanıldığı için buraya eklemeden edemedim. Örnekte de görüldüğü gibi sadece bir tanesi yetiyor.

4. Gereksiz yerlerde “-mekte” “-miştir” vb. bileşik kiplerin kullanımı.

Kötü: “…sürekli böyle bir kıyamet tehlikesi altında yaşamaktayız.”
İyi: “…sürekli böyle bir kıyamet tehlikesi altında
yaşıyoruz.”

Kötü: “The Day After Tomorrow filmi, bu tarz filmlerin unutumazları arasına girmeyi başarmıştır.”
İyi: “The Day After Tomorrow filmi, bu tarz filmlerin unutumazları arasına girmeyi
başardı.”

5. Gereksiz uzun cümleler.

Çirkin: “Kıyameti haber verdiğine inanılan Maya Takvimi’ne gönderme yapan 2012 filmi görsel efektleriyle zamanı dolan dünyanın içerisine düştüğü umutsuzluğu başarıyla anlatırken aniden gelen bir buzul çağına gönderme yapan The Day After Tomorrow filmi, bu tarz filmlerin unutumazları arasına girmeyi başarmıştır.”
Güzel: “2012 filmi, kıyameti haber verdiğine inanılan Maya Takvimi’ne gönderme yapıyor
(NOKTA). Etkileyici görsel efektlerle zamanı dolan dünyanın içine düştüğü umutsuzluğu başarıyla anlatıyor(NOKTA). Aniden gelen bir buzul çağına gönderme yapan The Day After Tomorrow ise bu tarz filmlerin unutumazları arasına girmeyi başardı.”

6. “Oldukça” kelimesinin “fazlasıyla”, “çokça”, “sık sık” vb. pekiştirme ifadeleri yerine kullanılması.

Yanlış: Sizi Oldukça Şaşırtacak 35 Garip Benzerlik
Doğru:
Sizi Aşırı Şaşırtacak 35 Garip Benzerlik
Doğru:
Şahit Oldukça Sizi Şaşırtmayacak 35 Sıradan Benzerlik

7. Tarih belirttikten sonra “tarihinde” diye pekiştirme.

Yanlış:21 Mart 2013 tarihinde…”
Doğru:
21 Mart 2013'te…”

8. Aynı ya da birbirine çok yakın anlama gelen kalıpların art arda/aynı anda kullanılması.

Yanlış:Dışardan görünenin aksine bu tartışmaların dışında barbarların Avrupa’yı işgalinden sonra keşişler bilim adına tüm yokolan kitapları yazıyla kaydetmişlerdir.”
Doğru:
Dışardan görünenin aksine barbarların Avrupa’yı işgalinden sonra keşişler bilim adına tüm yokolan kitapları yazıyla kaydettiler.”
Doğru:
Bu tartışmaların dışında barbarların Avrupa’yı işgalinden sonra keşişler bilim adına tüm yokolan kitapları yazıyla kaydettiler.”

9. Daha kısa karşılığı olan söz gruplarını uzatmak da uzatmak.

Yanlış:Keşişlerin devasa kütüphane arşivlerinde bilimi koruma altında tutmaya çalışmışlardır.”
Doğru:
Keşişlerin devasa kütüphane arşivlerinde bilimi korumaya çalıştılar.”

10. Yanlış “ise” ve “-se” kullanımları.

Yanlış:Keşişler bu kayıtları devasa kütüphane arşivlerinde korumaya çalışmışlardır. Dönemin en eğitimli kişileri olduklarından dolayı ise bütün bilgiler onlarda toplanmıştır.”
Doğru:
Keşişler bu kayıtları devasa kütüphane arşivlerinde korumaya çalıştılar. Bu sayede keşişler o dönemin en eğitimli sınıfı oldu.”
Doğru:
Keşişler bu kayıtları devasa kütüphane arşivlerinde korumaya çalıştılar. Okuma yazması olmayan sıradan halk ise bütün bu bilgilerden mahrum kaldı.”

Not: Burada “ise” zıt, çelişkili ya da birbiri ile bağımsız gibi görünen iki durumu bağlamak için kullanılmalı. Şunu diyebiliriz: “Ahmet okumayı hemen çözdü, Mehmet ise biraz zorlandı.Veya şunu: “Ahmet okumayı hemen çözdü. Mehmet ise matematikte başarılıydı.Neden sonuç ilişkilerinde “ise”nin farklı bir formu kullanılır.

ise” kelimesi ve “-se” eki Türkçedeki “imek” fiilinin dilek şart kipiyle çekimidir. Genellikle bir durumun ancak başka bir durumun gerçekleşmesi şartıyla ortaya çıkabileceğini ifade eder.

Örnek: “Keşişler bu kayıtları koruduysa dönemin en eğitimli kişileri olmalılar.

11. Kısaltmalardan sonra, açılımın okunuşuna uyumlu ek eklenmesi.

Yanlış:14. yy’da ise Avrupa’nın bu banyo kültürü Kara Ölüm’ün gelişiyle son buluyordu.”
Doğru:
14. yy’de ise Avrupa’nın bu banyo kültürü Kara Ölüm’ün gelişiyle son buluyordu.”

12. “Her” ve “hiç” kullanımları.

Her” önüne geldiği bütün kelimelerden ayrı yazılır. Örnek: her gün, her biri, her şey, her yer…

Hiç” önüne geldiği ‘bir’ ifadesiyle bitişik yazılır. örnek: hiçbiri, hiçbir şey, hiçbir yer…

(tekzip ve düzeltme: TDKya göre ‘hiç kimse’ ayrı yazılıyor. ‘Hiçbir’in aksine ardından bir durum belirtmek gerekmediği için mantıklı. Fakat bir kişiyi ifade ettiği durumlarda bileşik isim formunda kullanılabilir. Örnek: Mr. Nobody filmi Türkçe’ye ‘Bay Hiçkimse’ şeklinde tercüme edildi. Ya da bir kişinin ‘hiç hükmünde’ anlamına geldiği durumlarda bitişik yazılabilir. Örnek: ‘Teyzem benim için artık hiçkimse.’ )

13. Aynı kelime ve/ya söz gruplarının tekrarlanması

Yanlış:NASA Mars’ta su olduğuna dair çok büyük kanıtlar elde ettiği haberini geçti Dünya’ya. NASAya göre, Mars’ta dönemsel olarak “akan su” olduğuna dair kanıtlar var.”
Doğru:
NASA Dünya’ya, Mars’ta su olduğuna dair çok büyük kanıtlar elde ettiği haberini geçti. NASAnın kanıtlarına göre, Mars’ta dönemsel olarak ‘akan su’ var.
Daha Doğru:NASA Dünya’ya, Mars’ta belli dönemlerde ‘akan su’ olduğuna dair kanıtlara ulaştığını duyurdu.”

Yanlış:Tüm enerji kurulan güneş türbininden sağlanırken, katılımcılar zor şartlarda yaşamaya zorlanacak.”
Doğru:
Tüm enerji kurulan güneş türbininden sağlanırken, katılımcıların yaşam şartları mümkün oldukça* zorlaştırılacak.”

*Burada bir yandan ‘oldukça’nın doğru kullanımını görüyoruz.

14. “Tabii” yerine “tabi” yazılması ve tam tersi

tabi: 1. sıfat. Bağımlı
“Sanki bütün kamara, bütün halk, onlara tabi, onlara mahkûmdu.” — P. Safa

tabii: 6. zarf (ta’bi:) Elbette, doğallıkla, doğal olarak, işin gereği olarak
“Yurttaşlarım arasında bana bu yabancılığı çektirmemek isteyenler de oldu tabii.” — A. Ağaoğlu
(kaynak: tdk.gov.tr)

Bu 14 hata benim en sık rastladıklarım ve düzeltmek zorunda kaldıklarım. Bu hataları özellikle kariyerimin ilk yıllarında ben de yaptım fakat (sosyal) içerik sitelerinin yazarları ve editörleri ne yazık ki bu hataları görmezden geliyor ya da zaten bunların hata olduğunun farkında bile değiller.

ANLATIMDAKİ ZAYIFLIK

Bunlarla birlikte anlatım ayrı bir sorun. Türkiye’de içerik üreten yazar ve editörlerin kahvehane ağzı kullanarak yazdığı yazılar hiçbir şey söylemiyor, hiçbir şey anlatmıyor, hiçbir veri, bilgi değeri taşımıyor. Boş laf. Bunun nedeni yazar ve editörlerin iddia ile gerçekleri birbirine karıştırması, kişisel fikirlerini olgu şeklinde sunmaları ve kaynaklarla desteklememeleri.

Örneğin, Listelist’teki “Hayata Değer Katmak Konusunda Bir Dünya Markası Olan Kadınların 10 Ortak Özelliği” başlıklı yazıya göz atalım. Bu içeriğin ‘sponsorlu’ olduğunun notunu da düşeyim.

‘Listicle’ tarzındaki bu içeriğin ilk maddesi: “1. Komplike düşünebiliyorlar ve her konuyu farklı açıdan ele alıyorlar.”

Bu madde bir fikir aslında fakat olgu da kabul edilebilir. Olguyu nasıl desteklemişler bakalım.

“Ve bu şekilde olayı, görmediğimiz açılardan görmemizi sağlayıp, çözmemizde bize çok yardımcı oluyorlar.”

Bu cümle hiçbir şey açıklamıyor. Hiçbir şey söylemiyor. Maddede ifade edilen olgunun (fikrin) devamı ve olgu hiçbir şekilde desteklenmiyor. Hikaye anlatımının en kritik kurallarından biri ‘anlatma, göster’dir. The Bloomberg Way’de de bu kural var. Burada kastedilen farazi bir örnek yerine somut kanıtlarla olguyu desteklemek. Aksi takdirde yazılan şey ‘boş laf’ın ötesine geçmez. Yukarıda olduğu gibi.

Aslında bu sorunun temelleri 1980'lere dayanıyor. Nurdan Gürbilek, Vitrinde Yaşamak kitabının ‘1980'lerin Kültürel İklimi’ bölümünün ‘Dilin Nedensizleşmesi’ alt başlığında toplumun dille olan ilişkisinin kökten değiştiğini ifade ediyor. Gürbilek’e göre 80'lerde dil ‘tanıdıklığı ve yaşanmışlığı tümüyle dışlayan keyfi’ bir biçime büründü. Günümüzde bu keyfilik devam ediyor. Kitabın ‘Adlandırılmak’ bölümünde Gürbilek şöyle yazıyor: “…söz çözümleyici ve sınıflandırıcı bir bilimsel söylemden çok yaşananları estetize eden bir söylem düzenine eklemlenir.”

Aynı geleneği bugün, çok daha yozlaşmış bir halde devam ettiriyoruz. Kışkırtıcı, sansasyonel, gerçek ile bağlarını tamamen koparmış dili yeniden üretip duruyoruz. Bu yeniden üretim sürecinde de dil çok şey kaybediyor. Kaybettiği şeylerden en mühimi ise ‘anlam.’

Artık üretilen hiçbir içeriğin, haberler dahil, anlamı yok. Önemli olan o içeriğin ne kadar kışkırtıcı olduğu. Ne kadar tıklandığı. Bakın… okunduğu demiyorum. Bu kasıtlı bir tercih. İçeriklerin bir anlamı olması gerekmiyor. Hatta okunması bile gerekmiyor. Aynı reklamlarda olduğu gibi. Gerçek hayattan ödünç aldıklarını gerçek dışı biçimde estetize eden reklamlarla, özellikle sosyal içerik sitelerinde yayınlanan yazıların bir anlam taşıması gerekmiyor. Cahil de olsanız, Türkçeyi nasıl kullanacağınızdan haberiniz olmasa bile Türkiye’de iyi(!) bir yazar ve editör olabilirsiniz. Önemli olan ürettiğiniz içeriği pazarlayabilmeniz ve pazarlamak için yaptığınız şaklabanlıklar.

GERÇEK HABERCİLİK BU DEĞİL

Yazımın son bölümünde de biraz habercilik ve haber dilinden bahsetmek istiyorum. Her şeyden önce Türkiye’de (yazılı, dijital, sesli, görsel) hiçbir haber kanalı haber yapmıyor. Maalesef buna AA da dahil. Tüm haber kanallarının tek bir amacı var: Propaganda.

Haziran 2016'da AA tarafından servis edilen ve Mynet’te “Hollanda’da Türk Camisine Saldırı” başlığıyla verilen habere göz atalım.

Haberin linki: http://www.mynet.com/haber/dunya/hollandada-turk-camisine-saldiri-2511148-1

Her şeyden önce haberin 5N1K’sı eksik. Saldırgan grubun neden camiye saldırıldığı belirtilmemiş. Haberin tamamını çıkarmam 10 dakikamı bile almadı.

Önce haberi Google News’te İngilizce aradım. “Dordrecht mosque attack” araması ile Dailysabah ve The Muslim News websitelerindeki haberlerden kaynağın RTV Rijnmond adında bir Hollandalı haber kanalı olduğunu öğrendim. Bu AA’nın servis ettiği haberde geçmiyordu.

Google Translate kullanarak İngilizce aramama ‘RTV Rijnmond’u da ekleyerek Hollandacaya tercüme edip aradım. Aşağıdaki habere eriştim.

http://www.rijnmond.nl/nieuws/143411/Maatregelen-na-bestorming-Dordtse-moskee

Haberi Google Translate ile çevirdiğimde 15 kişilik Kürt bir grubun camiye ‘intikam’ için saldırdığını öğrendim. Bu da haberde bahsi geçen saldırının provokasyon olduğuyla ilgili iddiayı yalan çıkarıyor.

Aynı hafta içinde (Google Translate pek iyi tercüme edemediği için tam anlamadığım bir nedenden dolayı) bir başarı elde eden kızlarının bu başarısını kutlamak isteyen Kürt aile evlerinin penceresine Hollanda ve KCK bayrağı asıyor. Sonra evleri bir grup Türk tarafından saldırıya uğruyor. Cami saldırısı da bu nedenle, misilleme olarak gerçekleştiriliyor.

Şimdi; Türklerin saldırısı Kürtlerinkini meşrulaştırmadığı gibi Kürt ailenin KCK bayrağı asması da Türk grubun saldırısını meşrulaştırmıyor.

Anadolu Ajansı toplumun bir kesimini birbirlerine karşı kışkırtmak dışında hiçbir işe yaramayan bu haberi neden servis ediyor? Haydi servis ediyor ama neden olayın tamamını anlatmıyor? Belki daha öncesi bile olabilir. Oradaki azınlık grupların birbiriyle dayanışması ve/ya çatışmaları buradakinden çok daha farklı toplumsal dinamiklere bağlı olabilir. Nasıl burada Berkin, Ali İsmail, Ethem vb. için adalet talep ediliyor, belki oradaki göçmenlerin de bunlar gibi farklı mücadele ve direniş alanları vardır.

Yeni Şafak, Takvim, Akit, Sözcü, Sabah vb. AA’nın yaptığının da bir adım ötesine giderek mecralarını apaçık siyasi propaganda alanlarına dönüştürüyor. Fakat AA bunu çok sinsice yapıyor ve bu çok tehlikeli. ‘Tarafsızmış gibi’ yaparak hükumetin siyasi görüşünü sinsice topluma aşılıyor. Üstü kapalı hedef gösteriyor. ‘Kürtler Türklerin kutsalına saldırdı’yı bariz bir şekilde yazmıyor ama ima ediyor. Propaganda yapmıyormuş gibi görünerek sinsice toplumdaki ırkçı nefreti meşrulaştırmaya çabalıyor. Yukarıda bahsettiğim kışkırtıcı ve sansasyonel dile bu örnekte de rastlamak mümkün.

TOPLUMSAL FAYDACILIK DEĞİLSE BİLE TOPLUMSAL ZARARSIZLIK

Ben Türkiye’deki editörlerin tamamına yakınının ne kullandıkları dile ne de kullandıkları dil yüzünden topluma verdikleri zararın farkında olmadıklarını düşünüyorum. Hatta durumun daha da vahim olduğunu, bunu umursamadıklarını düşünüyorum. Toplumsal bir fayda sağlamasam bile en azından topluma zarar verecek bir şey yapmamaya çabalıyorum.

(Dipnot: Kısaltmalardan sonra kesme işareti kullanmamak kişisel tercihimdir.)