Teşekkür Ederim Manu Bana Bu Çocukluğu Yaşattığın İçin

2005 NBA Finalleri

Yaşım 10–12 civarları… Annemden aldığım Siemens C55'i kurup NTV’deki maça kalkardım. Henüz ilkokul zamanları. Babam da arada benimle beraber kalkar NBA’in o deli dolu maçlarını izlerdi. İki takımın aşığıydım: LeBron ve SAS. SAS ilk göz ağrımdı. 2007 NBA Finalleri benim için muazzam bir anı olarak sonlandı. Aynı anda hem sevinip hem de üzülürken ne LeBron tacını takabilmiş ne de Manu saçlarıyla tamamen vedalaşabilmişti.

Manu. Timmy’nin arkasında 2. sıradaydı benim için. Genel kanının aksine 3'e asla düşürmezdim. 2 olmasındaki tek sebep ise halen aşık olduğum Timmy- Panya aşkı olurdu. Halen bu kadar az kullanılmasına anlam verememekteyim.

Manu. Adını anmak bile kanımı kaynatıyor. Yenilmeyi kabul etmemek. 1 değil 2 olmanın asaletiyle oynamak. Olmaz denileni oldurmak. Girmez denileni girdirmek. Durmaz denileni durdurmak. En güçlü kası her zaman kafatasının içindekiydi. Omurgamda soğuk bir titreme hissederdim her sihrinde.

2007 NBA Finalleri

Ben buraya attığı son saniye basketleri, eurostepleri, blockları da yazmayı bilirdim. Ama benim için asla Manu bir kas gücüyle oluşturulan enstantane olmadı. Onun saha kenarında oyunu saniyesi saniyesine okuyup ihtiyaç neyse onu vermesini ben size nasıl örneklendirebilirim ki? Herkes son yıllarında çaylak bir genç gibi yırtıcı oynaması üzerine yaşlanmayan adam dedi, takımın tempolu oyunda yırtıcılığa aç olmasıyla Manu olmanın bir araya gelmesinin bu ürünü oluşturduğunu fark edemeden. Veya Parker delerken 3 atmasına, delemezken içeriden sonlandırmasına ses eden de olmadı. Timmy kenardaken ribaund odaklı, onunla birlikte sahadayken top çalmayı kendine dert eden Manu’yu niye ben kimseden dinlemedim?

Ayrı oynayan oyunculardandı oyunu. Ben kısaca selamımı verip saha kenarına uğurlamayı görev bildim kendime sadece. Onun kadar zeki ve zarif bir basketbolcuyu sanırım bu gözler uzun süre göremeyecek.

Gracias Manu.