Roy Andersson’un Sånger Från Andra Våningen Filmi Üzerine
Ingmar Bergman filmin yönetmeni Roy Andersson için zamanında ‘’dünyanın en iyi reklam filmi yönetmeni’’ demiş. Ki sanırım haklı da, Andersson bu filmini kendi reklam filmlerindekine benzer bir perspektife oturtup ‘’yıllarca kendisine işverenlerle, kapitalizmle, postmodern toplumla’’ adına ne derseniz deyin; basit, gri ve sıkıcı bir tonda alay ediyor.

Dört yılda çektiği bu filmi kırk altı sahnede; her sahnenin kendi küçük dünyasına realist, soyutlayıcı ve kafkaesk öğeler serpiştirip izleyiciye acımasız bürokrasiyi, aşağılanan bireyleri, o huzursuz iç sıkıntısını; orta yaşlı, yüzleri soluklaşmış bir toplum içinde izah ediyor. Cannes özel jüri ödülü sahibi ve üçlemenin ilki olan filmden aldığım tadı üçlemenin diğer filmleri olan “Du Levande” ve “En Duva Satt På En Gren Och Funderade På Tillvaron”dan da aldım.
Açıkçası teknik anlamda fazlaca ilginç buldum. Çünkü; Andersson statik bir kamera kullanıyor, belki bir iki sahnede kamera ileri geri gidiyor ancak asla kımıldamıyor denilebilir. Reklam filmlerinde de aynı tekniği kullandığı için bu durumu biraz ironik buluyorum. Resimlerin içindeki hikaye aynı açıdan ödün vermeden müzedeki bir tablo gibi hikayesini olduğu şekilde aktarıyor. Sinemanın antitezini veriyor denilebilir belki de.
Luis Bunuel’in filmlerine benzediği, özellikle “The Phantom of Liberty” ya da “The Milky Way”, söylenilebilir ve sürrealist olarak nitelendirilebilir. Toplantı sırasında hareket eden binalar, kaosun sokaklarda anlatımı, sıradışı bir şekilde bagajlarını yüklenen insanlar… Jean Luc Godard’ı da hatırlamamak mümkün değil. İkinci kattan şarkılar derken yönetmen Avrupa’yı mı yoksa İsveç’in modernite içerisindeki yerini mi kastediyor emin değilim ancak genel anlamda Alexis Carrel’ın, yıllar önce sayesinde Nobel ödülü aldığı bireyini ikinci kat şeklinde kastettiğine şüphem yok.
En çarpıcı sahnelerden biri ise masum ve küçük bir kızın şirketlerin, din adamlarının ve ailelerin toplandığı paganistik bir tören eşliğinde kurban edilişiydi. “We have already sacrificed our youth can we do more?” her şeyi -neredeyse- okuyan, bilen yetişkinlerin küçük kızın doğum günü partisine herkesi çağıramayacağını belirtmeleriyle başlıyordu. Aslında filmde hafif bir sosyalist hava sezmek de mümkün, zamanında Sosyal Demokrat Parti için reklam yapmış biri için garip sayılmaz. Bir de şair var akıl hastanesinde; belki de en etkileyici sahneler onunkiler. Yönetmen, Perulu şair Cesar Vallejo’nun dizelerini de tekrar tekrar duyuruyor onun kardeşinin aracılığıyla: ‘’Blessed be the one who sits down.’’

Dahası Benny Andersson -eski Abba üyesi, “Mamma Mia!” isimli ünlü filmin bestecilerinden- bir İsveç orkestrasını filme öyle güzel döşüyor ki özellikle metro sahnesine hayran kalmamak elde değil. “Monty Python” severler muhtemelen bu İskandinav filmini de beğeneceklerdir.
Andersson’un reklam filmleri:
