Atom Karınca: Valbuena

Koeman, bu maça basın toplantısında da ifade ettiği gibi 4–4–2 sistemiyle başladı. Takım, ilk yarıda zaman zaman 4–1–2–3 formasyonuyla oynasa da maçın genelinde 4–4–2 sistemiyle sahadaydı. Geçen maça tek forvetle çıkan Koeman, bu maça çift forvetle çıktı. Anlaşılan hoca maçlara göre ilk 11'ini belirliyor.


Bu doğru gibi görünse de takımın henüz 4 aydır belli bir dizilişe ve oyun formatına sahip olmaması gerçekten vahim. Ancak yeni gelen hocayla beraber taşların yerine oturacağına inanıyorum.

Maçta topla daha fazla oynayan ekip Anderlecht’ti. Fenerbahçe ise bu konuda rakibinin çok gerisinde kaldı. Tabi topla oynamak her şeyi belirlemez. Örneğin; ilk yarım saatte Anderlecht %57, maçın son 15 dakikasında ise %60 oranında topla oynayan ekipti. Ancak topla oynayan takımın oyuna hükmetmesi beklenirken, oyuna hükmeden ekip Fenerbahçe idi.


Şut sayılarına bakarsak eğer, FB maçı 16, rakip 15 şutla bitirdi. Ama FB bu şutların 6'sında isabet bulurken rakip takım bunların hiçbirinde isabet bulamadı. Bunun temel nedeni; Fenerbahçeli oyuncuların rakibi, takım olarak iyi karşılamasıydı. Anderlecht şutları daha çok bloklayan taraftı ancak bu şutların nasıl ve ne şiddetle olduğu tartışılır…


Fenerbahçe, en net ataklarını 15 ile 20. dakika aralarında buldu. Slimani, 15–18. dakikalar arasında yaptığı 2 kafa vuruşunda da ağları sarsamadı. Hasan Ali, 19. dakikada Anderlecht deplasmanında attığı golün benzerini bu maçta da denedi ancak bu sefer başarılı olamadı. Keşke bu güzel dejavuyu bizlere yaşatsaydı.


Fenerbahçe’nin ataklarının, (yuvarlarsak) %40'ı sol kanattan, %35'i sağ kanattan ve %25'i orta sahadan geldi. Ancak daha çok etkili olunan bölge orta sahaydı. Örneğin, şut organizasyonlarının %70'i orta sahadan geldi.


Frey bu maçta iyi bir görüntü verdi. Her ne kadar Fenerbahçe standartlarına yakıştırmasam da kendisine verilen görevi yerine getiren profile sahip bir oyuncu Frey. Bu maçta yaptığı duvar pasları oldukça başarılıydı. Büyük ihtimalle bu verkaçlar taktik idmanda çalışılmıştır.


Frey’in maç içindeki tek olumsuz tarafı; topla zaman zaman çok fazla oynamasıydı. Kendisine gelen topları ezmesinden dolayı top kayıplarına neden oldu. Frey, genel anlamda, attığı gol dahil kendisine verilen görevleri yerine getirdi ve başarılı bir performans ortaya koydu.


Santrafor bölgesinden bahsetmişken de Slimani’yi es geçmek istemiyorum. Slimani, bu sene transfer edilen oyuncularda yaşadığım en büyük hayal kırıklığı. Ligdeki ilk maçında uzun zamandır oynamamasına rağmen kısmen etkili bir oyun sergilemesinden dolayı eksikliklerini maç eksiğine bağlamıştım. Ancak o zamandan bu yana henüz mesafe katedebilmiş değil. Şu anda beklentilerinin çok çok aşağısında. Kayseri ve Trnava maçları dışında henüz golle buluştuğu bir maç yok. Bunun dışında sürekli top eziyor ve takımın temposunu düşürüyor.


Slimani’yi sezon başında ısrarla takımdan göndermek istemeyen Leicester Cityli yetkililerin ve ısrarla takıma getirmek isteyen Comolli’nin şapkayı önlerine koyup düşünmeleri lazım.

Maçın yıldızı tartışılmaz Valbuena’ydı. Bu maçta da derbideki oyununun üstüne koyarak devam etti. Fenerbahçe ataklarının başlangıcında hep o vardı. Attığı golde kalecinin hatası olsa da yaptığı orta, başlı başına değerliydi. Geçen sezon yedek kulübesinden çıkamamasına rağmen profesyonelliğinden taviz vermeyip geçen seneden bu zamana süre gelen istikrarını ve azmini kutlamak gerek.


Bu sezon, en çok eleştirildiği konular olan savunmaya yardım etmemesi ve topla çok oynaması hususlarında kendini geliştirmiş ve daha farklı oynayan bir Valbuena görüyorum. Bunda hocanın da tercihlerini yoksaymamak gerek. Önceden de belirttiğim gibi Valbuena, iyi değerlendirildiği takdirde artıları, eksilerinden daha fazla olan bir oyuncu.


Maçın, Valbuena’dan sonraki en başarılısı olarak gördüğüm oyuncusu Jailson’du. Maçtan önce aldığı 8 maçlık cezaya rağmen moral bozmayıp, maça iyi hazırlanmış. Girdiği kademelerde çok başarılıydı. Attığı pas sayısı bu maçta düşük kaldı ancak topu iyi kullanmasından dolayı bu eksikliğini takıma fazla hissettirmedi.


Maçın yıldızı: Valbuena

Maçın kötüsü: Ayew