En son umutlar ölür!

Hoca kim olmalı? Daha kolay bir sorum var: Hoca kim olmamalı? Erwin Koeman. Bunu tamamen objektif olarak söylüyorum. Açıkçası yabancı hocalardan yana değilim. Ama Koeman’ın bu görevi sürdürememesini düşünmem de sebep; Fenerbahçe seviyesinde bir hoca olmaması.

Peki nedir bu Fenerbahçe seviyesi? Genelde 3 büyük takımın taraftarları ve TV yorumcuları ligimizde şampiyon olmuş takımları öve öve bitiremezler. Özellikle “Forması 1 puan eder.” klişesi çok yaygındır. Ancak günümüzde bunların hiçbiri elle tutulur şeyler değil. Belki eskiden “Anadolu takımlarının nitekim daha zayıf” olduğu dönemlerde bu tür yaklaşımların mantıklı yanları vardı.

Ancak günümüzde artık scout, yetenek avcılığı denen bir şey var. Eskiden var mıydı? Vardı ama ülkemizde yoktu. Genelde olduğunu iddia edenler veya zannedenler vardı.

Şimdiye bakarsak çoğu Anadolu ekibi iyi scout ekipleriyle irtibat halinde. Artık kaliteli gençler, yaşı ilerlemesine rağmen uygun bedellerle kulübe gelen verimli oyuncular Anadolu ekiplerinde. Örneğin, Diagne. Kasımpaşa sizce bu futbolcuya ne kadar bonservis vermiştir? SIFIR! Aldığı maaş ise 700 bin avro.

Peki Fenerbahçe’de yokları oynayan, henüz ligde 1 golü olan Slimani ne kadar alıyor? 4,5 MİLYON AVRO.

Formanın değil oyuncunun kaç puan aldığına bakacaksınız?
Metnin ilk başında Fenerbahçe seviyesi demişken bu konulardan bahsetmeden geçmek istemedim. Çünkü kulüplerimizin bu durumda olmasının sebeplerinden biri de küresel boyutta yeterli hacme sahip olmadığımız hâlde kendimizi olduğundan büyük görüp, takımlarımıza yapılan transfer, teknik direktör baskıları.

Fenerbahçe’de görev yapacak hocanın seviyesini tartmak için en iyi tercih geçmişe gözatmak. Fenerbahçe’de son 20 yılda başarılı sayılabilecek verileri olan hocaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mustafa Denizli: 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası sonrasında Mustafa Denizli, Fenerbahçe ile anlaştı. O sezon, Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ilk Türk teknik direktör oldu.


Werner Lorant: Türk medyası tarafından kendisine “Köylü” lakabı takılmıştır. Fenerbahçe’de teknik direktörlük yaptığı dönemde 6–0'lık Fenerbahçe-Galatasaray maçını kazanarak tarihe geçmiştir. Bu maçtan sonra “Korkaklar kazanamaz” şeklinde bir demeç vermiştir.

Fenerbahçe kariyerinde küresel bazda önemli bir başarısı olmamasına rağmen Fenerbahçelilere yıllarca unutulmayan bir hatıra hediye etti.


Christoph Daum: Fenerbahçe ile 2003–04 sezonunda 76 puanla şampiyon oldu. Sonraki sezon çok başarılı bir performans ile bir kez daha şampiyon oldu. Türkiye Kupası’nda da finale kalmayı başardı ancak finalde ezeli rakipleri Galatasaray’a 5–1 yenilerek takımın kupa hasretine son veremedi. Takımla 3. sezonunda da olaylı Denizli faciasından (kumpasından) sonra sağlık sorunları sebebiyle kulüpten ayrıldı.

İkinci döneminde ise Fenerbahçe, şampiyonluğu 1 puan farkla Bursaspor’a kaptırdı.


Zico: Belki de Fenerbahçe’ye, tarihinin en büyük başarısını yaşattı. Geldiği ilk sezonda Süper Lig’de ve Türkiye Kupası’nda şampiyonluk yaşadı. En önemlisi Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale kalmayı başaran ilk Türk takımı unvanını kazanmasında başrol oynadı. Ki Zico’nun gönderilmesi Aziz Yıldırım’ın futbol adına en büyük hatasıdır kendi kanımca. Sonuç olarak 12 yıldır Şampiyonlar Ligi’ne hasret Fenerbahçe taraftarları.


Aykut Kocaman: Aslında teknik direktörlük başarısından çok 2011 yılında, Fenerbahçe’ye kumpas yapılan dönemde dik durarak büyük bir liderlik örneği sergiledi. Teknik direktörlük kariyerinde ilk döneminde 3, ikinci döneminde 1 sezon görev aldı. Ancak sadece 2010–11 sezonunda şampiyonluk sevinci yaşadı.


Ersun Yanal: 28 Haziran 2013 tarihinde 1 yıllık sözleşme ile Fenerbahçe teknik direktörlüğüne getirildi. Fenerbahçe ile 2013–2014 sezonunda 27 Nisan’da şampiyon olarak süper ligin en erken şampiyonluğa ulaşan teknik direktörü oldu. Özellikle verdiği demeçleriyle taraftarın kalbinde taht kurdu.

“Fenerbahçe savunma yapmaz, yaptırır.”
“Biz şampiyon olacağız, diğer takımlar sıralamayı belirlesin”
“Mutluluk, Fenerbahçe’de olmaktır.”
“Ne yani başarıyı mı cezalandıracaklar?”

Aslında baktığımızda bu hocaların hepsinin sırrı belli: Hücum. Savunma yaparak asla kazanamazsınız. Doğru savunma yaparak kazanırsınız. Yani hücum ederek kendinizi savunursunuz. Aykut Kocaman dışında diğer tüm hocaların yaptığı en önemli şey hücumcu bir anlayışla takımı oynatmalarıydı.

2011’de Kocaman’la şampiyon olunan dönemde şampiyonluğu getiren en önemli unsur; hocanın oyun anlayışından çok oyuncuların golcü kimliklere sahip olmasıydı. O sezon Alex, 28 gol atarak kendi adına bir rekor kırmıştı. Bunu yapan takımın 10 numarasıydı. Bir de forvetleri düşünün!


Futbolun amacı keyif vermektir. İnsanlar bu oyunu keyif almak için izliyorlar. Bunun için forma ve bilet alıyorlar, maça gidiyorlar. Keyif vermeden asla şampiyon olmamıştır Fenerbahçe. Taa Rıdvanlar, Oğuzlardan beri, ondan öte Lefterlerden beri keyif vererek, gol atarak şampiyon olmuşlardır.


Keyiften kastım gol, hücum, asist, şut, hırs, ruh… Aksiyon olmadıkça insanlar üzerinde tepki de olmaz. tezahürat da, taraftar da. Gelin görün ki Fenerbahçe, Ersun Yanal döneminden beri bu anlayıştan çok uzak bir şekilde oynuyor, oynatılıyor. Hatta hücum ettiğini zanneden hocalar bile gördük. Vitor Pereira gibi. Bir de çok gol attığı için hücum ettiğini sananlar oldu. Aykut Kocaman gibi. Ancak şampiyon olunabilmek için sadece gol yetmez.

Bu sezona Cocu ile başlandı başlanmasına ama kimse bu kadar kötü bir performans sergileyeceğini tahmin bile etmiyordu. Açıkçası kendisinin bu göreve gelmesinden yana değildim. Yerli bir isimden yanaydım. O ismin de Ersun Yanal olması daha doğru olurdu. Genelde bu isteğin sadece taraftar kafasıyla hareket edilerek talep edildiği düşünülüyor ancak bu çok mantıklı bir hamle olurdu (yapılsaydı eğer).

Düşünün 16.092 kişinin oyuyla gelmiş, 20 yıldır kulübün başkanı olan Aziz Yıldırım’a fark atmış, taraftarların en çok istediği başkan profiline sahip Ali Koç’un Yanal’la devam etmesine.

Taraftar, son yıllardır kulüpte görmek istediği 2 ismi birarada görecekti. O taraftarların coşkusunu, heyecanını, hissettiklerini düşünmek bile insanı farklı bir ruh haline sokuyor.


Bundan etkilenen sadece taraftar olmazdı tabi. Kulüpte yer alan oyunculardan malzemecisine kadar hemen hemen herkes şampiyonlukluk havasına erken girerdi ve özgüveni müthiş artardı. Başarısız olunsa dahi taraftarın içindeki o ümit her zaman var olurdu. Şu anki gibi zirveden 17 puan uzak olunsa dahi.

Ne demiş Obradovic, “En son umutlar ölür.”

Ali Koç’u şu bakımdan anlayabiliriz. Koç, başkan olmadan önce çeşitli şeyler vaadetti. Genç ve yetenekli oyuncularla çalışmayı bilen, bu kişilerin potansiyelini en iyi şekilde kullanan bir hocaya ihtiyacın olduğunu belirtti. Özellikle de bu konuda Avrupa’nın bizden fersah fersah üstün olduğunu söyledi. Haklıydı da. Ancak Koç, yüzünü hep batıya döndü. Yerel ligimizde yer alan hocalarla pek ilgilenmedi. Türk bir hocayla yola çıkıldığı takdirde o ismin mevcut hoca (sezon başı) Aykut Kocaman olduğunu söyledi.

Ancak tercih yaparken Abdullah Avcı, Kemal Özdeş, Erol Bulut gibi genç, dinamik, elindeki malzemeyi iyi kullanan yerli hocalar değil de yabancı hocalarla ilgilendi.

Bunun dışında başkanın sezon başında Sarri, Conte gibi kariyerli hocalarla görüştüğü uzun zamandır biliniyordu. Listelerinde tabiki de birden fazla hoca vardı ama ilk tercih Cocu değildi. En son Cocu’ya gidildi ve kendisiyle anlaşıldı. Yani yönetimin hoca seçimi aşamasında bile tereddütler içinde kaldığı çok net belliydi.

Ancak Cocu’nun başarısızlıkla sonuçlanan döneminden sonra da tercihini hâla net olarak kararlaştıramamış ve tereddütte kalan bir yönetim görüyoruz. Eğer iş Comolli’ye kalmışsa zaten gelecek sezon çöp tenekesine atılmış demektir. Sanırım bize sportif direktörün de yerlisi lazım!

Yönetim, taraftarın isteğini dikkate alıp Ersun hocayı göreve getirmelidir. Çünkü taraftarların Yanal’la yarım kalan bir hikâyesi var. Her ne pahasına olursa olsun bu hikayenin mutlu veya mutsuz bir sonla bitirilmesi lazım.

Unutmayın, en tehlikeli aşklar, yarım kalan aşklardır. En dipte de olabilirsiniz zirvede de. Takımın zaten dipte olduğu da aşikâr. Ersun Yanal’la kaybedilecek bir şey yok, aslında kazanılacak çok şey var. Örneğin, keyif veren, hırslı, winner bir takım gibi…