Vizyonlu misyonu hikayeler

Mühendishane projesine ilk başladığım dönemlerde, yanlış hatırlamıyorsam 2013 senesinin ilkbaharı olması lazım, bir arkadaşımın vasıtasıyla, bir teknokent bünyesinde bulunan bir yazılım şirketini ziyaret etmiştim. Üzerinde çalıştığım proje (Mühendishane) henüz çok yeni, çok taze. Nasıl geliştirmeli, nasıl yapmalı, mümkün olduğunca herkesten bir fikir almak istiyorum.

Konuştuk, ettik, ben kafamdaki projeden bahsettim. Bu ziyaret ettiğim şirketin sahibi olan arkadaş da sağolsun bir şeyler anlattı, yol göstermeye çalıştı. Birçok şeyden bahsettik ama bu ziyaretten benim aklımda kala kala şu kaldı: Konuştuğum bu arkadaş eğitim konusunda bir şeyler yapma hevesimi bir yandan takdir ederken, bir yandan da ülke olarak eğitime para harcamayı pek sevmediğimizin altını çizmek için: “Bünyesinde çalıştığımız bu teknokent içinde yer alan tüm şirketlerin geçen sene eğitime ayırdıkları bütçenin toplamı ne kadar, biliyor musun“, diye sordu. Bilmiyorum, dedim. Gözlerini ayırarak ve parmaklarıyla havada kocaman bir sıfır işareti çizerek “sıfır!“, dedi. Söylediğine göre, eğer bir şirketteki çalışanların bir konuda eğitime ihtiyacı varsa, açıp internetten öğreniyorlarmış. Kimse eğitime falan para vermiyormuş. Burası Türkiyeymiş.

Bu sohbet sonrasında uzun bir süre bu cümleler aklıma takıldı. Parayı vurma hayalim vardı da, yerle bir oldu diye değil. Zaten parayı vurmanın peşinde de değildim. Ama millet gerçekten açıp okuyorsa ve bu eğitim işi böyle de oluyorsa, eğitimci hevesiyle işe girişen bir insan durması gereken yeri nasıl bulabilirdi?

Kafamda bu düşünceyi evirip çevirdikten sonra geldiğim nokta şu oldu: Aslında sorunun cevabı kendi içinde saklı. Millet zaten kendi kendine öğreniyorsa, o zaman milletin kendi kendine öğreneceği bir yapı kurmak ve insanları bu yapı içinde serbest bırakmak lazım.

Ben kendi kendime çok büyük bir keşif yaptığımı zannederken, baktım ki abilerimiz, ablalarımız bu konuya benden çoook önce uyanmış, hatta çeşitli aforizmalar bile üfürmüşler. Örneğin Isaac Asimov demiş ki:

Self education is, I firmly believe, the only education there is.

Daha bir dolu aforizma var böyle internette. Bende jeton biraz geç düşmüş olsa da, üzerine çalıştığım tüm bu eğitim projelerinde bu mottoyu baz almaya karar verdim: Yani insanlara içine girip oynayacakları, izleyip, okuyup, mıncıklayacakları bir şey verip, eğitimin kendi kendine gerçekleşmesini sağlamayı hedefledim.

Bu eğitim işini bir fabrika gibi yapılandırmamak lazım. Bir fabrikadan çıkacak nihai ürün bellidir: Hammaddenin kafasına gözüne vura vura, istenen kıvama gelinceye kadar şekillendirilir. İstenen kıvama gelince de mezun… ehem pardon, müşteriye sevk edilir.

Bu değil. İhtiyacımız olan şey, belki de konuya bir çiftçi gibi yaklaşmak: Ürünlerin son şekline karar vermek yerine, onların yeşerecekleri koşulları hazırlayıp, işin gidişatını kendi doğasına bırakmak. Bir fabrika değil, ama belki bir kütüphane inşa etmek. İnternet dediğimiz şey de, Kütüphane v2.0 değil mi zaten?

Mühendishane, bu düşüncelerin bir ürünü. Bir site olsun. Her daim açık olsun, herkese açık olsun. Neye ihtiyacı olan varsa, gitsin izlesin, okusun, kurcalasın, varsa bir sorusu, tartışma platformunda sorsun. Dökümhane projesi de benzer bir yaklaşımın sonucu olarak ortaya çıkmış proje. Tek kişilik, kendi küçük eksenlerinde faydalı olmaya çalışan projeler. Ama aldığım mesajlardan biliyorum ki, birçok kişiye de yardımı dokunmuş projeler. Umarım devamında gelen projeler de böyle olacak.

Şimdi geldiğim nokta şu: Bu projelerin finansal olarak stabil bir eksene geçmeleri lazım. İşin içine biraz akçe girsin ki, bu işin içine başkaları da katılsın, insanlar zaman ayırabilsin, projeler büyüsün ve daha çok insana ulaşsın diye. Ama bunu asla eğitim almak isteyenlere faturalandırmadan. Parası olan gelsin, olmayan gitsin demeden.

İşin bundan sonraki kısmı, bunu başarmanın yolunu bulmak. Bunu da açık ve şeffaf bir şekilde, düşüncelerimi burada paylaşarak yapmak istiyorum ki, belki başkalarına da ilham verir ve onlar da benzer işlere kalkışırlar.

Şirketler internet sitelerine koyar ya, vizyon/misyon diye bir şeyler. Bu yazı da, hem bu sitenin, hem de devamında gelecek projelerin vizyonunu ve misyonunu özetlemiştir umarım.

Bakalım zaman neler gösterecek?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.