Otobüste aşk başkadır

Gün ağırmadan yola düşmüş, kapitalizmin neferleriydik. Ne hafta başı, ne ortası ne sonu olan iğrenç bir gündeydik; Salı günüydü. Her gün gibi; aynı dakika da uyanıp, aynı kahvaltıyı edip, aynı durağa gelmiştim. Birazdan aynı otobüse binip, aynı insanlarla birlikte, aynı şeyleri tekrarlamak üzere, aynı otobüs şöförünün kollarına kendimi bırakacaktım. O, nasırlı elleriyle vitesi döverken, ben arka taraflarda bir türlü göremediğim boşluğu aramaya çıkacaktım umutsuzca.

Hala Salı günüydü, hala güneş doğmamıştı ve trafik her zamanki gibi keşmekeşti. Arayışımı derinleştirmiş, canhıraş bir şekilde insan madenini kazmaya vermiştim kendimi. Derken mucizeyi gördüm. Daha önce çok duymuş ama hiç tanık olmamıştım. Sabahın o saatinde, otobüsün en güzel köşesine yaslanmış duruyordu o güzel kız. Musa’nın kızıldenizi yardığı gibi yarmıştı adeta beyaz yakalı denizini. Otobüs demirindeki bütün tutamaçlar onun narin elleriyle tutulmak üzere bekliyordu, başka el kabul etmiyordu. Koltukların hepsi tükürmüştü üstünde oturanları, bana otur bana otur diye sinema koltuğu gibi açıp kapanmaya başlamıştı. Şoförün bile nutku tutulmuştu, ortalarda bekleyenleri gözü görmüyor, ani fren yapamıyordu.

Aklımda sorular vardı. Bu kız bu saatte nasıl bu kadar süslenmişti? Saat kaçta uyanmıştı? Niye bu otobüste ilk defa görüyordum? Öğlen yemeğinde acaba döner çıkar mıydı? Ben cevaplara hangi sorudan başlayacağımı düşünürken göz göze geldik. Şimşek çakması gibi bir andı, her şimşek çakması gördüğümde yaptığım gibi gözümü kapatıp gök gürültüsünü bekledim.

Dırııt. Boş akbil sesiyle kendime geldim, etrafıma baktım. Dur-kalkların etkisiyle oluşan akıntıda başka bir yere mi süzülmüştü acaba meleğim. Yoktu… Korkarak kapıya baktım ve kozasından çıkan bir kelebek gibi dışarı süzülüşünü gördüm onun.

Sigara molası kadar sürmemişti aşkımız. Otobüsümüz bir duraktan diğer durağa ilerlerken yutkundum, az önce boğazıma düğümlenen şey sanki cana gelmiş ağzımdan dışarı fırlamaya çalışıyordu. Camdan dışarı baktım, öğlen yiyeceğim döneri düşündüm ve haykırdım; “ARKA TARAFA İLERLEYEBİLİR MİYİZ?”