Etkili Anne-Baba ve Öğretmen Eğitimi — Eğitimde İdeal İletişim Yasaları Türkiye’ye ne kadar uygun?

Özellikle eğitimcilerin ve psikolojik danışmanların çok iyi bildiği ve benim de yakın zamanda sayın İnci Doğaner’in önerisi ile okuduğum ve bundan sonra başkalarına da okumalarını önereceğim Thomas Gordon’ın evde ve okulda çocuk eğitimi ve çocuklarla iletişim hakkındaki önerilerini paylaşmak istedim.

Bu öneriler karşısında Türkiye’deki anne-babaların ve öğretmenlerin Thomas Gordon’ın önerilerini uygulamaya geçirmekte sorunlar yaşayacaklarını tahmin ediyorum. Bu sorunları anlamalarında ve aşmalarında yardımcı olacağını düşündüğüm bir tartışma açtım.

Thomas Gordon’ın çocuklarla başarılı iletişim konusunda önerileri kısaca nelerdir?

Zorlayıcı, dayatmacı davranışlarla güç kullanmak ilişkileri zedeler.

Onun yerine çocukların da, ailelerin ve öğretmenlerin de ihtiyaçlarını ayrı ayrı tanımlamak gerekir.

Bir sorunu farkettiğimizde bu sorunun kime ait olduğunu ve taraflarını tanımlamak gerekir. Sorundan etkilenen taraf sorunun sahibidir.

Çatışma yerine uzlaşma yoluna gidilmeli, kaybeden olmamalı, tüm taraflar kazanmalıdır.

Ödül ve ceza yöntemleri taraflar arasında güç ilişkisi ortaya çıkmasına neden olur.

İyi birer dinleyici olmayı öğrenmeli, çocukların kendilerini ifade etmeleri için önlerini açmalı, onları saygı ile dinlediğimizi, anlamaya çalıştığımızı göstermeliyiz.

Sen mesajları yerine “Ben Mesajları“ kullanarak kendi ihtiyaçlarımızı da anlatmaya çalışmalı, olup bitenden bizim nasıl etkilendiğimizi somut bir şekilde dile getirmeliyiz.

Kendimizi ifade edebilmek için birincil duygularımızı keşfetmemiz önemlidir. Dışarıya yansıyan duygularımız sıklıkla ikincil duygularımız olabilir. Arkasındaki gerçek duyguyu anlamalı, kendimize ve muhatabımıza ifade edebilmeliyiz.

Çocukların ihtiyaçlarını kendilerinin belirlemelerini ve seçimlerini olduğu gibi kabul etmek gerekir. Çünkü insanlar çocuk yaşta dahi olsalar, yargılanmadan kabul gördükleri zaman kendilerini özgürce ifade edebilirler.

Diyaloğu açmak aktif çaba gerektirir. En basit şekli ile dinlemeyi ve biraz daha çaba göstererek aktif dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Çocuklar da kendi seçimlerinden kendileri sorumludur. Bu “Kendinden Sorumlu Olmak“ halini ne kadar erken yaşta öğrenirlerse kendi ayakları üzerinde durmak konusunda da o kadar başarılı olurlar.

Değerler kişilere, çağa ve kültüre göre değişir. Seçenekler sadece ihtiyaç bazında değil, değer bazında da artıyor ve insanların başka değerleri seçmesini de kabullenmek gerekir.

Türkiye’de Etkili Anne-Baba ve Öğretmen Eğitimlerinde anlatılanları uygulamak ne kadar mümkün?

Bu önerilerin ve yöntemlerin hayata geçebilmesi için insanların alışkanlıklarını değiştirmeleri gerekir. Thomas Gordon da bunu söylüyor, ancak söz konusu olan kendi toplumumuzsa eğer, değiştirmek gereken alışkanlıklar yazarın öngördüğünün çok daha ötesinde.

Değerlerimizle ilgili dokunulmazlarımız var. Bunlar gelişme çağımızı tamamlayana kadar oldukça yoğun muhafazakar, dinsel, totaliter, milliyetçi eğitimden geçtiğimiz ve korkulara maruz kaldığımız için birçoğumuzda o kadar yerleşmiş ki, yanlış olabileceğine ihtimal dahi vermiyoruz. Kendi kendimizi eleştirmeyi bırakın, dışarıdan yapılan eleştirilere de tepki gösteriyor şüphe ile karşılıyoruz.

Geleneklerimizin ve inançlarımızın etkisi ile hiyerarşi yaratmaya çok eğilimliyiz. Yaşa, cinsiyete, toplumsal statüye, etnik kökene, maddi güce, fiziksel şartlara, bilgi birikimine bağlı güçlü-zayıf sınıflaması oluşturuyor ve insan ilişkilerinde kendimize de muhataplarımıza da eşit olmayan, dengesiz roller biçiyoruz. Hızlı bir şekilde ast-üst ilişkisi kuruyoruz. Bu gelenekleri ve inançları cesurca gözden geçirmeli, reform yoluna giderek çağdaş ve seküler yaşamın ihtiyaçlarına uygun hale getirmeliyiz.

Bu biçtiğimiz dengesiz rol ile güçlü taraf isek onaylanmak istiyor, bunun için elimizdeki gücü kullanmaya yöneliyoruz. Zayıf taraf olduğumuzda da boyun eğmeye yöneliyoruz. Bu durumda ilişkilere bir tarafın kazanıp diğerinin kaybedeceği şekilde yaklaşıyoruz.

Thomas Gordon’ın kitaplarında önerdiği “Başkalarını oldukları gibi kabul etmek ve bunu hissettirmek” bizim için birçok durumda zor. Bunda eğilmez bükülmez katı, insanı öne koymayan devletçi ve militer ideolojinin büyük etkisi var. Yakın tarihimiz ziyadesiyle baskı, korkutma, sindirme, zorbalık örnekleri ile dolu. Doğru olmadığını bilsek de değiştiremiyor, bireysel ilişkilerde de makro değerleri ve toplumsal alışkanlıkları uyguluyoruz.

Türkiye’de insanlar çevresel tehlikeleri fazla görüyorlar ve haklı olarak çevrelerine daha tedbirli yaklaşıyorlar. Hukuki cezalar ve eğitim alanında disiplin kuralları ağır, şehirler kirli ve düzensiz, iş kazaları da trafik kazaları da ürkütücü düzeyde fazla, politik çatışmalar, insan hakları ihlalleri, ifade özgürlükleri önündeki engeller ve terör korkusu batılı ülkelerin çok üzerinde. Yazılı basın da sosyal medya da devletin sıkı kontrolü altında tutuluyor, sansürleniyor. İnsanlar ağır ceza tehditleri altında eleştiri ve düşünce özgürlüğünden mahrum bırakılıyorlar.

Ebeveynler ve öğretmenler yeni neslin kendi başlarına hareket etmeleri, doğru seçimleri yapabilmelerine güvenemiyorlar. Çocuklara kendi sorumluluklarını teslim etmeye cesaret edemiyorlar. Tedirginlik hali daha savunmacı mekanizmaları devreye geçiriyor. Çocuklarına konuşmaktansa susmayı, yenilikleri keşfetmektense güvenli bir şekilde yerinde kalmayı öğütleyen, risklerden korumaya çalışan ebeveynlerin sayısı hatırı sayılır bir şekilde yüksek. Sosyal ve hukuksal adalete inancımızı kaybetmemize neden olan olaylar hiç bitmiyor. Mağdur olabilme endişesi ile korumacı hareket etmeyi tercih ediyor ve çocuklara da bunu öğütlüyoruz. Onlara cesaretten çok korkularımızı aktarıyoruz. Çünkü sadece yanlışlara karşı değil, doğrulara karşı da toleransı olmayan bir siyasi ve bürokratik atmosferde yaşıyoruz.

Kendi geçtiğimiz eğitim sistemi hala yoğun bir şekilde devlet denetiminde ve tek tip insan yetiştirecek şekilde tasarlanıyor. Ne öğrencilere ne öğrenecekleri, nasıl öğrenecekleri soruluyor, ne de öğretmenlerin nasıl anlatacakları hakkında alternatifler üretiliyor. Eğitim malzemesi, içeriği ve yöntemleri, ölçme ve değerlendirme metodları, ritüeller, törensellikler, eğitim ortamı, zamanlaması ve süreleri devlet tarafından, devletin ideolojisine uygun bir şekilde ve zorunlu olarak veriliyor.

Rekabetçi düzenin ve tüketim ekonomisinin doğrular ve yanlışlar konusunda insanları seçeneksiz bırakması da var. Beğenilerimiz maddeci bir düzende şekilleniyor. Doğrular ve yanlışlar, iyiler ve kötüler maddi olarak ölçülüyor, karşılaştırılıyor, puanlanıyor ve sıralanıyor. Bu sorun sadece ülkemizin sorunu değil. Çağımızın tüketim alışkanlığını ideal yaşam şekli gibi gösteren kültür sorunu. Bu şekilde insanların bireysel seçimlerini düşünmeleri zorlaşıyor ve kategoriler üzerinden seçimler yapmaya zorlanıyorlar.

Yine de Thomas Gordon’ın iletişim önerilerini uygulamalı mıyız?

Kesinlikle evet, çünkü bu iletişim şeklini hayatımızın parçası haline getirdiğimizde çözüme odaklı ve olumlu yaklaşacağız. Daha da önemlisi yeni nesil de bu tavrı ve davranışı öğrenerek büyüyecek.

Saygı ve anlayış iletişim dilimizin temel prensibi haline gelecek.

Çocuklar erken yaşta kendilerinden sorumlu olmayı öğrenecekler, bu yüzden onlara daha çok güveneceğiz ve bizlerin üzerindeki yük de azalacak.

Uygulamada önümüzdeki engellerin farkında olmamız lazım. Batı ülkelerindeki insanlar kadar kolay bir şekilde bu yöntemleri hayata geçiremeyebiliriz, ama bulunduğumuz durumun ilerisine gidebilmek ve mutlu insanlar görmek için göze almamız gerekenler var.

Thomas Gordon’ı sindirerek, ağır ağır, düşünerek okumak ve kendi hayatımızda karşılaştığımız sorunlar üzerinde nasıl ugulayabileceğimizi düşünmek gerekiyor.

En hızlı kazanımımız kendimizdeki değişiklikler olacak. Biz değişirsek çevremizde de değişimi sağlayabiliriz.

Sadece bir tavır değişikliği ile aileler, eğitimciler ve öğrenciler olarak, özetle toplumsal olarak neler kazanabileceğimizin farkına varmalıyız.

Özetlemek gerekirse:

Demokrasi ve özgürlüklerin geliştiği, toplumsal güvenin yüksek olduğu ülkelerde ideal iletişim yasalarını hayata geçirmek çok daha kolay. Peki bunun için onlarca yıl beklemeli miyiz? Cesaret gösterip tersini yapmamız da mümkün. Modern toplumda olması gereken ideal iletişim ilkelerini mikro çevrelerimizde hayata geçirmek ve bu şekilde demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesine katkıda bulunmak.