Weimar Trilojisi / 3- Bauhaus

1. Bauhaus’dan hemen önce…

Birinci Dünya Savaşı’na girerken Weimar altın çağını yaşıyor, şehir Hollanda tahtının da varisi olan Grand Dük William Ernsttarafından sanat ve siyasette Almanya ve Avrupa’da önemli bir yeri olması için geleceğe hazırlanıyor, altyapı, bina ve eğitim yatırımları yapılıyordu. Dük, daha önce resim okulu olarak kullanılan okulu modernize etmeye karar verdi. Bu amaçla1905 yılında halihazırda Weimar’da yaşamakta olan ve şehrin gelişiminde önemli projelere imza atan Belçikalı mimar ve ressam Henry van de Velde’yi okulda yeni düzenlemeler yapmak üzere davet etti. Henry van de Velde Amerika ve İngiltere’de ilgi uyandıran “Arts and Crafts(Sanat ve Zanaat) akımından etkilenerek resim yapmak yerine dekorasyon, iç mimari ve eşya tasarımı alanına girmiş, alışılmış tasarımların ötesinde yaratıcı soyutlamalar kullanarak “Art Nouveau” akımının kurulmasına öncülük etmişti. Böylece Grand Dük William Ernst ve Henry van de Velde beraberWeimar Saxon Grand Ducal Art School’u kurdular.

Henry van de Velde Van Gogh ile de tanışmış, tablolarında spontane olarak yansıttığı iç dünyasından, hızlı ve doğal soyutlama becerisinden etkilenmiş, Van Gogh’un resimde uyguladıklarının benzerini eşya ve dekorasyon tasarımlarında yapmıştı. Bu yüzden Art Nouveau’nun eserleri ve ürünleri, dolayısı ile Weimar’da kurduğu okulun eğitim felsefesi “Erken Ekspresyonist“ etki altında oldukça “bireysel, özgün ve sezgisel“ olarak ortaya çıkmıştı.

Ama savaş yılları başladığında herşey değişmek zorundaydı. Belçika savaşta nötr bir pozisyon alsa da Almanya Fransa’ya girebilmek için Belçika’yı da işgal etmiş, onlara da savaş ilan etmişti. Henry van de Velde Belçikalı olduğu için işine son verildi, ancak kendi yerine Modern Mimari ve Modern Tasarım alanında Avrupa’da adını duyurmuş olan, üç kuşaktır mimarlık yapan bir aileden gelen Walter Gropius’u önerdi.

Walter Gropius savaşta iki defa ölümden dönmüş ve demir madalya ile onurlandırılmıştı. Savaştan önce yaptığı mimari ve endüstriyel tasarımlarda işlevselliği ve özellikle çalışan kesimin sağlığını, rahatlığını ön planda tutmuş, Amerika’daki endüstriyel yapıların gelişimini belgelediği makalesinde fabrikaları ve tahıl asansörlerini anlatmıştı. Gropius mimarlık ve mühendisliği sanattan daha öncelikli görüyordu. “Mimarlık, mühendisliğin bittiği yerde başlar.“ diyordu. Kendi tasarımları için dahi eskiz yapacak kadar resim ve çizim becerisi yoktu, bununla ilgili öğrenciliğinden itibaren destek alması ve başkaları ile ortak çalışması gerekmişti. 1915 yılında Gropius Weimar Saxon Grand Ducal Art School’a direktör olmak üzere çağırıldı, ancak savaş bittikten ve hatta devrim gerçekleştikten sonra görevine başlayabildi.

Yeni cumhuriyetin kuruluşunda ve devrimlerin yapılmasında Rusya’daki 1917 devrimi örnek alındı. İşçiler, denizciler, alt rütbeli askerler, erler Almanya’nın tamamında hızlıca örgütlendiler ve aralarından temsilciler seçerek Ekim 1918’de, Ruslardan sadece bir yıl sonra, İngilizlerin kurmaya çalıştığı yarı parlamenter sistemi reddederek Weimar’da kendi parlamentolarını kurdular. Parlamentonun %80’i solcuydu. Radikal solcular da bu devrimde çok etkinlerdi, Rusya’dakine göre oldukça barış ve uzlaşma içinde geçen bu devrim döneminde radikal solun liderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht öldürülmüş, aristokrat sınıf yurtdışına sürülmüş, Alman İmparatorluğu yerini Weimar’da kurulan ve ilk anayasası oluşturulduktan hemen sonra parlementosunu Berlin’e taşıyan Weimar Cumhuriyeti’ne bırakmıştı.

Devrim sürecinin ve dolayısı ile yeni rejime geçişin başladığı tarih olan Ekim 1918 ile yeni parlamentonun Weimar’da toplandığı Şubat 1919 tarihleri arasında işçi hakları, iş güvenliği, sosyal haklar, sivil haklar, insan hakları alanlarında oldukça kararlı ve çoğunluğun kabul ettiği bir uzlaşma olmuş ve Weimar’da yeni Cumhuriyetin çoğulcu anayasası kabul edilmişti. Almanya’daki Sosyalist Devrim Rusya’daki gibi şiddet ile gerçekleşmemiş, hemen her adımında partiler, gruplar ve sınıflar arasında pazarlıklar olmuş ve Cumhuriyet herkesin el sıkışması ile ortaya çıkmıştı.

2- Bauhaus kuruluyor, Weimar yılları

Gropius böyle bir devrimci geçiş döneminde, Alman halkının İmparatorluk dönemindeki sıkı yönetime duyduğu tepki ve özgürlüklere olan açlığı içinde 1919 yılında Weimar Saxon Grand Ducal Art School ve Weimar Güzel Sanatlar Akademisi‘ni birleştirerek Bauhaus’a dönüştürdü. Apolitik bir eğitim kurumu kuracağı ile ilgili sözü, Bauhaus’un bir komünist yuvasına dönüşmesine izin vermeyeceği ve sadece eğitime odaklanacakları görüşleri çelişkiliydi. Çünkü dönem Sosyalizm Dönemi’ydi, devrim ruhu içinde dayanışma, güven, sosyal adalet, eşitlik vardı. Ayrıca Bauhaus’un üretim yöntemi, amaçları ve felsefesi sosyalizm ile örtüşüyordu. Amacını “Sanatçı ile Zanaatçı arasında kibirli bir engel yaratan sınıf ayrımı olmadan bir Zanaatkarlar Topluluğu yaratmak.” olarak açıklamıştı. Ayrıca “Yaş, cinsiyet, etnik köken, inanç, eğitim geçmişi gibi hiçbir ayrım yapılmaksızın öğrenci alınacağı” da duyurulmuştu. Görsel sanatlar ve zanaatkarlık ile “Çalışan Sınıf” için ürünler vermeyi hedefliyorlardı, artık aristokrat sınıf yoktu ve devrimi çalışan sınıf yapmıştı.

Bauhaus’un kelime anlamı “Yapı Evi” dir, ama “İnşaat Okulu” anlamında kullanılmıştır. Buna rağmen ilk kurulduğunda mimarlık bölümü dahil edilmemişti. Ancak Gropius ve benzer fikirleri paylaşan arkadaşlarının yaptığı mimari tasarımlar Bauhaus akımı ile anılmaktadır.

3- Bauhaus’da hazırlık eğitimi

Bauhaus’un ilk yıllarında Gropius daha vizyon koyucu ve organize edici bir rol aldı, teknik olarak eğitim ve pedagoji konusunda çok yer almadı. Eğitim vermeleri için Ekspresyonist ressam ve heykel sanatçılarını davet etti ve içlerinde İsviçre asıllı mimar Johannes Itten eğitim planlamasında ve hazırlık eğitiminin oluşturulmasında en kilit rolü oynadı.

Itten İsviçre’de Okul Öncesi (Kindergarten) Öğretmenliği okumuş, buradaki hocalarının pedagoji bilgilerinden, Luteran görüşlerinden ve psikanalizden etkilenmiş, daha sonra Güzel Sanatlar‘da eğitim almış ve son olarak da Doğa Bilimleri ve Matematik alanında lise öğretmenliğinden mezun olmuştu. Ardından Almanya’ya gelerek Stuttgart Akademi’de Adolf Hölzel’in master öğrencisi olmuştu. İsviçre vatandaşı olması sayesinde savaş yıllarında kendini sanatına verebilmiş, ilk kişisel sergisini Berlin’de ve ardından da özel sanat okulunu savaş yıllarında Viyana’da açmıştı. Bu yıllarda Ezoterizm ile ilgilenmiş, Rudolf Steiner’in de aralarında olduğu Teozofistlerle ortak dünya görüşünü paylaşmaya başlamıştı. Ancak Itten doğu mistisizmi konusunda daha uçtaydı. Bağlı olduğu Mazdaznan inancının gerektirdiği gibi yaşıyor, keşiş gibi giyiniyor, vejeteryan besleniyor, ritüelleri yerine getiriyordu. Derse başlamadan önce öğrencilerine de nefes egzersizi ve meditasyon yaptırıyor, bu şekilde iç görülerini ve yaratıcılıklarını arttırmaya çalışıyordu.

Itten’ın verdiği hazırlık kursu bir dönem sürüyordu ve mecburiydi. Hazırlık eğitiminin içinde formal ritmik çalışmalar, materyal, desen, doğa çalışmaları, nudist çizimi, kontras çalışmaları ve eski ustaların eserlerinin incelemesi vardı.Hazırlığı başarı ile geçenler atölye çalışmalarına alınıyordu. Itten eğitime bütünsel (Holistic) bir metodla yaklaştı.Öğrencilerin öğrendiklerine ve ürettiklerine çok yönlü bakabilmeleri için konuları fragmanlara ve başlıklara bölmek yerine çoğu zaman içiçe ve birbirleri ile ilişkilerini göstererek işlemeye çalıştı. Hazırlık kursunun yaratıcı beceriler kazandıran bir dönem olması gerektiğini düşünüyor, öğrencileri bilgilerini ve sezgisel yeteneklerini geliştirmeye yönelik seanslarla ve tartışmalarla besliyordu. Itten öğrencilerin hatalarını düzeltmeye çalışmaz, çalışmalarına müdahale etmez, doğruları kendi kendilerine keşfetmelerini sağlamaya çalışırdı.

Ancak bir süre sonra Gropius ile aralarında fikir ayrılıkları oluştu. Itter’in daha bireysel yaşam tarzı ve Ekspresyonist Sanat anlayışı Gropius’un kitleler için Ekonomik ve Endüstriyel Üretim anlayışına uymuyordu. Gropius Almanya’nın savaş sonrası durumunu analiz etmişti. Kaynak sıkıntısına çözüm olarak ve rekabet gücünde avantaj kazanabilmek için tasarımlarda sadeleşmek ve seri üretime geçmek gerektiğine inanıyordu. Bu yüzden Ekspresyonizm’den uzaklaşmaya çalıştı ve Itten ile 1923’de yollarını ayırdı. Yerine Macar ressam Laszlo Moholy-Nagy’i davet etti. Moholy-Nagy “Sanat ve Teknolojinin Birlikteliği“ni ve teknolojinin üretim aracı olarak kullanılmasını onaylayarak hazırlık sınıfının eğitim içeriğini tekrar düzenledi. Daha temel düzeyde, somut, mistisizmden uzak bir eğitim verdi.

4- Bauhaus’da Çıraklık ve Ustalık

Hazırlık sınıfından sonra form ve renk derslerinin verildiği bir dönem daha geçiriliyor, bununla çıraklık belgesikazanılıyor, ardından da üç yıl sürecek atölye eğitimi başlıyordu. Atölye eğitiminin sonunda da öğrenciler sanatkarlar odasının sınavına girerek ustalık belgelerini alıyorlardı. Bu eğitimin sonunda öğrencilerin sahada yapı üretme deneyimi edinmeleri bekleniyordu. Ancak bu Weimar’da mümkün olmadı.

Hazırlık sınıfından sonraki atölyeler kil, cam, ahşap, kumaş, metal, taş atölyelerinden oluşuyordu. 1923’ten sonra yeni anlayış ile atölyeler endüstriyel laboratuarlara dönüştürüldü. Ürün tasarımları ile beraber seri üretim yapılabilecek yöntemler üstüne de çalışılıyordu. Öğrencilerin yarısı kadındı ve sadece kadınlardan oluşan bir sınıf oluştu, bu sınıf daha sonra dokuma atölyesine dönüştü.

İlk Tiyatro Atölyesini kurmak ve yönetmek için 1921’de Ekspresyonist sanatçı Lothar Schreyer davet edildi. Ancak Schreyer’in de Itten’ın da mistik görüşleri kabul görmedi. Schreyer hukuk okumuştu ve tiyatroya da daha metinsel yaklaşıyordu. Öğrenciler de öğretmenler de daha modern ve teknolojinin kullanıldığı yapısalcı fikirleri uygulamak istiyorlardı. 1923’te Oskar Schlemmer atölyenin yönetimine getirildi. Schlemmer resim, heykel ve tasarımın yanında koreografi ile de ilgilenmişti. Sahnede görselliğe, kostümlerin heykelimsi tasarımlarına ve geometriye yer veriyordu.

Bauhaus ne öğretmenler, ne de öğrenciler için bir okul değil, beraber öğrenme deneyimi edindikleri bir laboratuar gibiydi. Birbirlerini seyahat arkadaşı gibi görüyorlardı, herkes kendi üretimini yapmakta özgürdü.

5- Weimar’dan Dessau’ya

1924’te Nasyonal Sosyalistler iktidara geldiler ve Bauhaus’un bütçesini kısarak öğretmenlerin yarısının kontratını iptal ettiler. Bunun üzerine Gropius ve arkadaşları topluca istifa ederek Bauhaus’a sahip çıkacak başka bir şehir arayışına girdiler. Aradıkları teklif SPD’nin (Sosyal Demokrat Parti) etkin olduğu Dessau’dan geldi ve tüm Bauhaus ekibi Dessau’ya giderek okullarını yeniden kurdular. Ancak bu defa Mimarlık da bir başlık altında eğitimin parçası olmuştu. Weimar’da yetişmiş, atölyeleri bitirmiş ve mimarlık yapmaya hazır öğrencileri de Desau’ya gelmişti. Gropius Dessau’da daha çok maliyet ve kalite üzerine odaklanmaya başladı. Bauhaus’un öğretmenlerinden olan Klee ve Kandinsky’nin yaratıcılık ve estetik anlayışları ile bu nedenle çatışıyordu. Dessau’nun şehir konseyi Bauhaus’a fazla para ayıramıyordu ve finansal sorunlar yüzünden de içeride ayrı çatışmalar devam ediyordu. Groupius mimari ve endüstriyel projeler ile bir süre okula para akmasını sağladı, ama piyasadan okulun projeleri için para toplamakta zorlandı. Tüm öğretmenlerden geçici bir süre maaşlarının %10’unu düşürmelerini istedi. Ancak yine Kandinsky ve Klee karşı çıktılar.

Gropius üzerindeki sorumlulukları diğer Bauhaus öğretmenleri ile paylaşmaya çalışıyordu, ancak hepsi görmezden geldiler. Okula gelir getirebilecek entellektüel çalışmaları ise öğretmenler kendi özel atölyelerinde kendi isimlerine tescile ettirmişlerdi, Bauhaus adına kaydettirmemişlerdi. Bu yüzden bu üretimlerden de okula bir gelir sağlanamıyordu. Kişisel menfaatleri için çalışıyorlardı, bu Bauhaus’un ruhuna aykırıydı. Gropius Bauhaus’a olan inancını kaybetmişti, sonunda kendi yerine başka birini getirmeye karar verdi. 1927 yılından itibaren Mimarlık dersleri resmen başlamıştı ve Gropius mimarlığın başına İsviçreli mimar Hannes Meyer’i getirdi. 1928’in başında da Bauhaus’dan ayrılarak yerini Hannes Meyer’e bıraktı.

6- Bauhaus’da Mimarlık

Gropius’a göre “İnşa Etmek Yaşam Süreçlerini Tasarlamak”tı. Bauhaus’da binanın formu işlevini yansıtır, ya da diğer anlamda binanın işlevi formunu belirler. Binalar modern çağın teknolojisine, makineleşmesine ve süratine uyumlu ve esnek bir şekilde tasarlanmıştır. Geniş ve çok amaçlı kullanılabilecek mekanlar oluşturulmuş, sade demir-çimento iskeletlerle, az sayıda duvarla bölünmüş, dış cepheler sıklıkla çelik profil ve cam ile giydirilmiştir. Bunlar ekonomik ve hafif malzemelerdir. Gün ışığının da daha fazla kullanılmasını sağlar. Şeffaf, temiz, sağlıklı, yaşanabilir alanlar yaratılmaya çalışılır, form, biraz deyim yerindeyse, kendiliğinden gelir. Ne içinde ne de dışında süslemesi olmayan rasyonel ölçeklerde planlanan yapılardır. Sonradan Bauhaus evleri endüstriyel binalar gibi tasarlandığı, fazlasıyla planlı, hijyen, sade ve hesaplı olduğu için “Ev ruhundan ve doğallığından uzak” olmakla eleştirilmiştir. 1928’de Gropius’un yerini alan Hannes Meyer katı bir fonksyonalistti. (İşlevselci) Mimari yapının çevresi ile simbiyotik bir bağ içinde tasarlanması, etrafındaki trafiğin ve doğanın da düşünülmesi gerektiğini vurguluyordu. Ancak Meyer’in Bauhaus mimarlığı içinde etkin bir rolü olmamıştır.

7- Dessau‘dan Berlin’e… kapanış

Bauhaus’un yeni direktörü Meyer ne öğretmenler, ne öğrenciler ne de şehir konseyi tarafından sevilmemişti. Gropius’un ayrılmasına onun neden olduğunu düşünenler dahi vardı. Meyer estetik kaygısını öncelik haline getiren öğretmenlerle kısa sürede yolunu ayırdı. Politik görüşünü saklıyor ve sadece işine odaklı olduğunu söylüyordu, ancak okulun popularitesinin artması ve gelişen atmosferde şehir için tehlikeli bir yöne kayması da kaçınılmazdı. 1930 yılında Dessau belediye başkanı tarafından işine son verildi. Yerine yine Gropius’un önerisi ile Ludwig Mies van der Rohe getirildi. Ancak şehir Nasyonal Sosyalist partinin yönetimine geçmiş ve politik baskılar artmıştı. Mies 1932’de okulu Berlin’de bir fabrikaya taşıdı, kendi parası ve öğrencilerin emekleri ile kullanılır hale getirdi. Ancak 1933’te Weimar Cumhuriyeti yerini Nazi Almanyası’na bıraktı ve Gestapo Bauhaus okulunu kapattı, Mies de Gropius gibi Amerika’ya göç etti.

8- Sonsöz

Bauhaus sosyalist ve özgürlükçü değerlerle ve inançlarla kurulmuştu. Bu değerler ve inançlar da daha önceki toplumsal deneyimlerle beslenmiş ve olgunlaşmıştı. Amaç Alman toplumunun modernizme girerken endüstriyel tasarım ve yapı ile ilgili ihtiyaçlarını karşılamaktı. Bauhas’da eğitim sistemi demokratik, bireysel tercihlere ve özgün çalışmalar yapmaya uygun, çok çeşitli araç ve metodun içiçe geçmesine elverişli bir şekilde oluşturulmuştu. Böylece yalnızca ortaya yeni ürünler vermekle kalınmıyor, bu dönemden sonra gelecek sanatçılara, tasarımcılara, mimarlara ve mühendislere de yepyeni bir bakış açısı sunuluyor, olanakların sonsuzluğu ve aynı zamanda gerçekleştirilebilirliği ile ilgili bir perspektif veriliyordu. Amerika, Avrupa ve İsrail’de birçok sanat, tasarım ve mimarlık okulu Bauhaus’un eğitim modelini ve ilkelerini örnek aldılar ve verdikleri mezunlar ile de modern çağın önemli tasarımlarına ve binalarına imza attılar.