Türkiye’de yazılım toplulukları ve dinazorlar 🐲


Bir tasarımcı olarak nodejs ile ilk tanıştığım zamanlarda çok heyecanlanmıştım. Öğrenmek istiyordum. Sebep de yok ha, belki hobisel bir şeyler yapabilirim diye.

Sonrasında Türkiye’de bir topluluk aradım ama yoktu. NodeSchool’u buldum ve farkettim ki hayalimi gerçekleştirebileceğim bir kapı. Başvurdum, onaylandı. NodeSchool Istanbul adını aldık. Artık öğrenmek ve nodejs bilen insanları bir araya getirip etkinlik düzenlemek gerekiyordu.

Aylarca tüm kaynakları araştırıp öğrenmeye çalıştım. Sonra sektörde arama yaptım. Huseyin BABAL, Ozgur Yasin Aydin ve Salim KAYABAŞI gibi değerli ve fazlasıyla bilgili insanlara ulaştım. Durumu anlattım, sağ olsunlar hepsi kabul etti ve ilk etkinliğimizi yapmaya karar verdik.

Etkinlik alanı, sponsor arayışı gibi zorlu bir süreçten sonra Kworks(Koç Incubation Center) kapılarını bize açtı. IBM gibi destekçilere kavuştuk. Her şey güzel gidiyordu. Ta ki etkinlikten bir gün öncesinde nodejs ile ilgili bir hackathon’na katılana kadar.

Amaç katılmaktı ama bir gün sonra etkinlik olduğu için vazgeçtik. Yine de gidip bir selam vermek istedik. Hackathon düzenleyicileri ile biraz muhabbet ettik, çok güzeldi ortam. Çok da üzüldük açıkçası katılamadığımız için. Sonra bir 🐲 çıka geldi ve ekipten bir arkadaşla konuşmaya başladı. Ben de o sırada başkalarıyla konuşuyorum. Sesler yükselmeye başladı, bu 🐲 adam bizim ekipteki arkadaşla tartışmaya başladı. Yaklaştım konuya dahil olmak için.

Aynen söylediklerini aktarıyorum:

“Biz şu şu etkinlikleri yaptık geldiniz mi? NodeSchool’da nedir. Biz zaten Nodejs’i anlattık, daha ne gerek var bir meetup kurmaya. Her teknolojinin de ayrı ayrı topluluğu mu olur?
Apache’nin var mı mesela?”

Yani açıkçası bu arkadaş diyordu ki “Bizden icazet alın önce”.

not: bu 🐲 adam nodejs hakkında geçici bir hevestir diyen, ön görülü bir arkadaş.

İstemeden sordum, kaç kişi geldi etkinliğinize.

“Yüouğğzz”(100) dedi 🐲 adam atarlı bir şekilde.

Tabi ki sinirlendim ama bu kalitesizliğe inmemek için, kendisini de tanımadığım ve yaşlıca biri de olduğu için susmayı tercih ettim. Sonrasında bir yazılım dili ile ilgili bir şeyler söyledi. O zaman çalıştığım şirkette o dille geliştirme yapıldığı için konuya burdan dahil olayım istedim.

A - Galiba xx dilinde yazıyorsunuz…

B- Ben xx’in kitabını yazdım!

dedi böbürlenerek 🐲 adam.

Sinirlendim ve arkadaşıma dedim ki gel gidelim burdan. Ben böyle insanların hala var olduğunu bilmek dahi istemiyorum.


Büyük gün:

Sonraki günkü ilk etkinliğimizde 150 kişilik salonu genişletip 225 kişilik yapmıştık. Oraya da 250 kişi sığdırmıştık(yerde bile oturan vardı). 100 kişide yer yok diye geri dönmüştü. Muhtemelen onların etkinliğine katılmıştır :)

Bu bizim başarımız mıydı? Hayır tabi ki. Nodejs o zamanlarda merak edilen(ki hala öyle) bir dildi(Runtime Environment). Insanlar nedir ki bu node yenir mi diye gelmişlerdi. Bazılarımız için ilk deneyimler, ilk sunumlar, heyecan, stress. Vaktinde bitirilemeyen oturumlar.

Evet, aynen öyle tökezlemiştik. Ama her nedense herkes memnun kalmış, teşekkür ediyordu. Güzel bir iş başarmıştık(eksik de olsa), yüzlerce insanı bir araya getirmiş, meraklarını uyandırmış, bazılarına iş bulmuş bazılarına eleman sağlamıştı etkinlik.

Sonrasında webinar, etkinlik, atölye olarak devam etti etkinliklerimiz. Şimdilerde daha da azimli çalışıyoruz. Yeni etkinlikler, atölyeler, elimizden ne gelirse yapmaya çalışıyoruz.


Neden bu sitem:

Özgür yazılım adı altında işler yapmaya çalışıp da insanları böylesine rencide etmek, önünü kesmek, destek olmak yerine köstek olmak. Yeni bir şeyler öğrenmek isteyen insanlara, sen ne anlarsın demek.


Sonuç:

Bir tasarımcı olarak yapmaya çalıştığım şey nodejs’i öğrenmek ve öğrenebildiğim kadarını aktarabilmekti. Ama piyasanın böyle 🐲larla dolu olduğunu nereden bilebilirdim ki?

Bu günlerde Electron.js’e bağlandım, meetup grubumu açtım(Meetups). Harika bir şey electron.js. Çok güzel şeyler yapıyorum electron ile ve mutlu oluyorum. Yakın bir zamanda da öğrenebildiğim kadarını anlatıp insanlara tanıtmaya çalışacağım.

Ne dersiniz bir 🐲 da orada belirir mi?


Sıkıldıysanız bonus.


One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.