Mad Men’cilik Oynarken…

2004'ten bu yana, fasılasız kariyer koşturmacasındayım. Hepimizin hayata tutunduğu dal başka, ben de “yazmak” eylemi üzerinden farklı sektörlere girip çıktım. 2007'den bu yana ise reklam — pazarlama dünyasında, türlü çeşit ajansa değdim dokundum. Son yıllarım ister istemez daha “dijital”…

Zaman içinde öğrendiğim bazı şeyler var ki, onları yazmak istedim artık bir yerlere. Size mi not düşmek olur bu, tarihe mi not düşmek olur bilemem; lakin en çok kendime not düşmektir.

Her ajans aynıdır, farkı insan yaratır.

Dedikodusu, kapışması bitmez yerler bunlar. Kimsenin fısır fısır kapı arkasında söylenmekte, başkalarını çekiştirmekte beis görmediği acayip yerler… Akışları da birbirine benzer. Pek çoğunda brief nasıl alınır bilmeyen müşteri temsilcileri, sanki başka bir gezegende yaşayan, farklı birimleri kullanıyormuş gibi izahat veren (çoğunlukla vermeyen) yazılımcıları, çoğu zaman kendi aleminde yaşayan yaratıcı ekipleri ile rengarenk yerler! Bu arada yazılımcıları varsa oturup bir posta şükretmek şart!

Sözü getireceğim yer şu ki; ajansların genel havası hiç değişmez. Sadece o garip yapıları daha yaşanır, çalışılır kılan insanlar olur zaman zaman. Örneğin nefes aldıran bir kreatif direktör… İşlere dokunuşuyla herkesi hafifletir, müşteriyle diyalogu yeni projelerin kapısını daima açık tutar, üretkenliği ve paylaşımcılığı ile ekip arkadaşlarının önünde değil yanında durur. Rabbim, ne güzel insandır o!

Değişim tepeden gelir, tabandan değil!

İşte bu gibi özellikler sergileyen yöneticiler fark yaratır. Ne yazık ki fark yaratan personeller için bu cümleyi kuramayacağım. Zira onlar genel hava itibariyle bozuk olan bir düzene alt sıralardan giriş yapmışlarsa, listenin bir numarasını göremeden Top 20'ye veda ederler. Çünkü zaten birilerine göre akan bir nehrin bozuk yatağını düzeltmek sıradan bir “personel”e mi kalmıştır? Pis be!

İşte o yüzdendir ki bu “vizyon sahibi dimağların” mutlaka üst düzey pozisyonlarda olması, ajansın düze çıkma sürecinde önemli meselelerden biridir.

Personel mi? Don’t take it personel.

Herkes işini yapsın!

“Ya Ahmet’in “kreatif performansından” memnun değiliz.”

“Sibel müşteriye gitmesin abi, toplantı notu filan alamıyor, brief veremiyor!”

Hacılar! Sükunet…

Bir ajansın en büyük gürültüsü, bir ekip elemanının diğer ekip elemanının işi üzerine yaptığı konuşmalar sayesinde duyulur olur.

Evet, aksaklıklar daima vardır. Zaten ben ilk maddede bu tenkiti yaptım gördüğünüz üzere. Lakin herkes ajans kariyerinin ilk gününde, sadece kendi payına düşen işi yaparken, ilerleyen günlerde bir serzeniş bulutuna dönüşür. Bu kaçınılmazdır. Siz konuşmaktan kaçsanız bile, mutfakta birilerine yakalanır onları dinlersiniz. Zamanla direnişiniz kırılır, konuşanlar kervanına katılırsınız.

Halbuki ne güzel olmaz mı Ahmet tasarımlarını yaparken Sibel toplantı notlarını temize çekse? Hı?