Yazıyorum ama kime?

Her işin zor yanları var dostum. Döner ustası olacaksan ateşle imtihanı, bilgisayar mühendisi olacaksan 18 saat bilgisayar karşısında çakılması var. Önce bu bilinç seviyesine eriştiysek, gerisi gelir.

Gençlik yıllarımızda kendini gösteren, sonrasında bizimle yaşamaya karar veren ya da çekip giden bir merak var ki o da yazarlık. Edebiyatın türlü çeşidine bulanıp kendini gösteren bu yazarlık merakı, salt bir heves olarak mı kalacak, yoksa “kariyer planların” dahilinde unvanın mı olacak, bunu zaman gösteriyor illa ki. Bir de ne kadar arzulu, bu konuda ne kadar iştahlı ve gelişmeye açık olduğun gerçeği..

Zorlu bir süreç olan yazarlık macerasında “junior” yazarımızın sersemlediği zamanlar olur. Bilhassa yolun başında, yol iz bilmeden savrulmak herkesin başından geçer. “Gerçekten istediğim şey bu mu, yoksa bi’ acayip duygu kıpırdanmaları yaşadım onu mu dökesim geldi acaba?” ikilemleri arasında gerçek hissini yakalamaya gayret eden, illa bir sonuca ulaşır. O safhada yazmaya devam ediyorsa, ilk etap başarıyla geçilmiştir.

Sonrası denemeler… Artık önüne ne gelirse; mutlaka sakar şiirler, giriş-delirme-sonuç eksenli öykümsüler, bol bol anlatılar, günlükten hallice dökülmeler… Aslında mesele tam olarak da buradadır; yazmanın kendisinde. Süreci hızlandıran, dahası devamını sağlayan, yani yazar olmanın hakkını söke söke alan “yazmanın” ta kendisidir. Belki de “yazar” dediğimiz adam, geniş zamanlı bir “yazmak” eyleminin içine hapsolduğu için bu isimle anılır.

Bu sevdaya düşenlere söylenecek çok bir şey yok elbette, hastalığın güzellerinden biridir tutulduğu. Kendini anlatan, kendini doğru düzgün anlatan, kendini içinden geldiği gibi anlatan, duvarsız, yasaksız, kuralsız ve çıkarsız insana olan hasretimizin tavan yaptığı şu günlerde, yazan insan kıymetlidir.

Şunu bilmesinde fayda vardır elbet. Yazarak dünyayı tersine döndürecek paralar kazanmak, ne yazık ki bu coğrafyada pek mümkün değildir. Hele ki öykücü, romancı, şair olmak gibi gayretler ve devamındaki matbu eserler, kazandırmanın ötesinde, kaybettirmeye işarettir. Ama tabii ki kaybedişlerden beslenir birçok yazar derseniz yol sizindir.

Ama “Senaryo yazayım, reklam yazarı olayım” gibi daha “janjanlı” meraklarınız varsa, o yol en azından mıcırlıdır, çamura saplanmadan hayatınızı idame ettirme şansınız yüksektir. Elbette kontrolü kaybetmemek lazımdır, zira güvensizdir bu zemin. Her an işsiz kalma ihtimali ensenizde bekler durur, ki bu başka bir yazının konusu olur.

Yazmak aşkıyla kavrulana son söz:

Bol bol yaz. Yazdıklarına dokunmamazlık etme, onları kes biç, gerekirse doğra. En özünü bul sözünün, temizini, safını. Sokaktan kopma. Yaşananı duy, hisset, yaşa. İçinden gelene, senden yıllar önce koyulmuş kurallar kalıplar dahilinde de bak, edebiyat-şahsen- bunu ister. Fakat yine içinden geldiği gibi yaz.

Bir de yok yere “Ben bu işi bırakıp boks yapacağım yea” gibi çıkışlar yapma. Yapacaksan kendine kadar yap, ortalıkta bırakma.