
Neden Türkiye’den gittim?
Bu kez biraz Almanya’ya gelis sebebimden bahsetmek istiyorum. Bu yazim “Türkiye’de okul yok muydu?” diyen teyzelere.
Mühendislik egitimim icin geldigim Almanya’da iki ay sonra iki yilimi tamamlamis olacagim. Bu fikri aileme ilk acikladigimda annemin basta buna soguk yaklastigini ama sonradan kabul ettigini hatirliyorum. Onun disinda ne sekilde, nasil gelismisti, hafizamdan tamamen silinmis. Cünkü isin asil zorlugu benim icin yakinlara/akrabalara aciklarken yasandi. Babaannem gidecegim son güne kadar “Sen annensiz yapamazsin orada, geri dönersin.” demisti. Bircok arkadasim gidecegime inanmadi, “Sen kalirsin.” dedi. Yetiskinlerden ise sürekli “Türkiye’de okul mu yok? Burada kazanamaz miydin? Burada da cok iyi okullar var.” gibi beni yoran yorumlar aldim.
Almanya’nin mühendislikte basarisi mâlum. Bu basari beni etkileyen faktörlerden biriydi tabii ki, tercih ederken göz önünde bulundurdugum önemli nedenlerden biriydi. Fakat yurt disi egitimini Avrupa’da yapmak sadece egitim kalitesinden ibaret degildi benim icin.
Türkiye’de yasadigim son yillarda tüm yasananlardan o kadar bikmistim ki gazeteleri okuyup okuyup sinirleniyordum.( Okudugum gazete de kapatildi sonra zaten.) Sinirlenmemek icin haberleri seyretmekten bile kacmaya baslamistim.
Her gün üc saatimin yolda gecmesinden de epey bikmistim, bir yerden bir yere gitmek bu kadar zor olmamaliydi. Bir de o yollarda toplu tasima kullaniyorsan kendine dikkat etmen gerekiyordu tacize ugramamak icin. Eve her gec gelisimde (gecten kasit da havanin kararmis olmasi) babamla annem metro istasyonunun önünden beni aliyorlardi.
Sokaga ciktigimda en normal kiyafetimle yasli basli insanlarin bile bakislarina maruz kalmaktan bikmistim. Bir sey desen “Onlar zaten sen karsilik ver diye bekliyor, sen neden karsilik veriyorsun?” gibi insani cileden cikaran argümanlarla karsilasabiliyordum, demesem beni rahatsiz etmeleriyle kaliyorlardi.
Egitim sisteminin sacmaligindan bikmistim. Tip okuyacak arkadaslarim edebiyat, cografya calisiyordu. Hukuk okumak isteyen arkadaslarim fizik, biyoloji. Hayatlarinin hicbir döneminde bir daha karsilarina cikmayacak gerekli gereksiz her bilgiyi kafalarina doldurmak zorundaydilar. Cünkü en sacma sinav sistemlerinden biri olan ÖSS bunu gerektiriyordu. Sinavin mantigi suydu “Ne kadar fazla -gereksiz- bilgi, o kadar fazla puan.” Türkiye’de egitim sistemi yillardir bir düzene oturtulmadi.
Insanlarin is alimlarinda daha fazla sansa sahip olmalari icin alakasiz baska bir bölüm okumaya cabalamalarindan bikmistim. Hala “Ne kadar cok gereksiz bilgi o kadar iyi.” mantigi devam ediyordu bu alanda da. Insanlar kendilerini kendi alanlarinda gelistirmelilerken bu sans ellerinden aliniyordu. Sistem onlara bu firsati vermiyordu, sürekli gereksiz seylerle kafalarini dolduruyordu.
Isci sinifinin en kötü sartlarda calismaya zorlanmasi beni cok üzüyordu. Hic bir fabrika iscisinin calisma sartlarini gördünüz mü bilmiyorum. Yapacaklari is masanin üzerinde serili olan aletleri birbirine takmak olsa bile ayakta durmaya zorlanirlar. On saat boyunca, bazen zorla birakildiklari mesailerle beraber tam bir gün boyunca ayakta kaliyorlardi. Yapacaklari isi oturarak cok daha kolay yapabilecekleri halde gereksiz bir disiplin olusturulmasi icin insanlar ayakta durmaya zorlaniyordu. Garsonlar da ayni sekilde, kafede tek bir müsteri olmasa bile ayakta durmak zorundalardi. Is veren verdigi parayla insanlarin isini yapmalarini degil, aci cekmelerini istiyordu. Türkiye’de gittiginiz kafelerde garsonlar calisiyor gibi görünmek icin yerli yersiz masaniza gelip bir isteginiz var mi diye sorarlar, bu sizi acikca rahatsiz etse de yapmaya devam ederler. Ya da Gratis, Sephora gibi büyük magazalara gittiginizde bile hani biri sürekli pesinize takilir “Bir isteginiz var mi?” diye sorar ya üc bes kere. Bunu onlar da yapmak istemezler aslinda, bunu magaza müdürü/kafe sahibi emreder. Akla mantiga uymayan her türlü kural Türkiye’de mevcuttur.
Ben cocugumu ileride “Asla yabancilarla konusma.” diye yetistirmek istemiyordum. Her yabancinin onlarda potansiyel katil/sapik izlenimini yaratmasini istemiyordum. Buraya geldigimde tanimadigim insanlarin bana sabahlari yolda “Günaydin” demeleri, tramvayda hapsirdigimda “Cok yasa.” demeleri hosuma gitmisti, evet. Buradaki tüm insanlar iyi demiyorum, kötü de demiyorum, bunun kararini ben veremem; ama burada insanlar genel olarak “kibar”lar. Mesela itise kakisa trene binen kimseyi görmedim ben. Türkiye’de sürekli “Lütfen inenlere öncelik taniyin.” diye kimsenin ciddiye almadigi bir anons yapiliyor ya burada bu gercekten böyle.
Araba kullanirken magandalarla karsilasmaktan da bikmistim, ehliyeti aldiktan kisa bir süre sonra Almanya’ya gelmis olsam bile. Ters yönden gelen bir arabaya “Senin geri gitmen gerekiyor, burasi ters yön.” dediginde “EEEÖÖÖ NAABALIM???” diye bir tepkiyle karsilasmak cok cok normaldi. (Evet bu basima geldi ve geri giden de ben oldum…)
Insanlarin “Cebe ne indirsem kardir” tutumu da hos degildi. 13 yasindayken bir minübüste telefonumu düsürmüstüm. Telefon da simdinin parasiyla yüz — iki yüz lira falan eder herhalde, dandik bir seydi. Aradan on on bes dakika gecti, telefonu aradik ve kapaliydi. Ne ara bulup hemen kapatmislar, helâl. Burda ise basima benim ve arkadaslarimin böyle seyler cok geldi. Bir gün tramvayda kapiya sikisan yasli bir adama yardim edeyim derken telasla cantami oturdugum koltukta birakmisim. Sonra da unutup inmisim. Cantanin icinde de bankadan yeni gelen banka kartim ve yaninda sifresinin yazili oldugu zarf. Bankada da cok fazla bir miktar var. Cantanin icinde baska ayriyeten 120 euro ve baska kartlar var. Unuttugumu anlar anlamaz kayip bürosuna gittim. Yarin sabaha kadar bekleyin, bütün seferler o zaman tamamlanmis olur dediler. Sonraki gün tekrar aradim ve cantamin icinde sifir kayipla cantami geri aldim. Bir kez de bir arkadasim cüzdanini icinde 270 euroyla beraber bir yerde unutmustu. Sonra bunu Alman bir adam bulmus, arkadasimi kimliginden bakip facebooktan buldu ve mesaj atti. Arkadasim hemen gidip alacagini söylese de adam “Ben zaten bisikletleyim, birazdan sana getiririm.” diyip arkadasimin evine kadar gelip cüzdani birakti.
Amacim Türkiye’yi kötülemek degil aslinda. Tüm bunlar ne Türk olmakla ne de Türkiye’de yasamakla ilgili. Bu saydiklarim dünyanin fakir/egitimsiz ülkelerinin cogunda var, bize özgü degil.
Almanya’nin simdiden bana kattigi cok fazla sey oldu.
Mesela burada cok fazla milletten insanla tanistim/yasadim. Geldigim ilk zamanlarda Cinliler benim icin köpek yiyen bir milletti. Araplarin kaba ve pis oldugunu, Almanlarin Türklerden nefret ettigini düsünüyordum. Kolombiyalilarin ya da Meksikalilarin ne kadar cana yakin oldugunu bilmiyordum, Italyanlarin ne kadar yardimsever oldugunu da. Zamanla basta en fazla ön yargiyla yaklastigim Cinli, Arap ve Almanlardan cok yakin arkadaslara sahip oldum, hepsi birbirinden iyiydi ve ön yargilarimin hicbiri dogru degildi. Yine baslarda igrendigim Cin restaurantlarinda hayatimda yedigim en güzel yemekleri yedim.
Insanlari dogdugu anda ellerinde olmadan sahip olduklari seylerle yargilamamayi ögrendim. Her insan kendi icinde bir dünyaydi; dille, dinle, irkla bagimsiz olarak.
Baska ülkelere gitme sansim oldu. Avrupa’nin ortasinda oldugunuz icin diger ülkelere gitmek daha az masrafli oluyor. Mesela gecenlerde Italya’ya 7 Euroya bilet vardi, ucak bileti. Baska yerleri görme, insanlari tanima sansiniz böylelikle daha da artiyor.
Buradaki maddi olanaklara gelirsem, Türkiye’yle kiyaslanamaz bile. Burda para kazanmak gercekten kolay. Örnegin en düsük saatlik yasal ücret 8,5 Euro. Mesela burada asgari ücret 1300 Euro diyelim (yaklasik bunun gibi bir sey oluyor) Türkiye’de de 1300 lira olsun. Son model iPhone 1000 Euro olmus olsun. Bu aylik kazancla son model iphone alinir üzerine bir de 300 euro artar. Fakat Türkiye’de 4000 liraya tekabül eden iPhoneu almak icin yaklasik 5 ay calismaniz gerekir. Ki burada satilanla orada satilan ayni fiyattaymis gibi hesapladim, aslinda elektronik esyalar, arabalar burada daha ucuz. Böyle cok fazla örnek verebilirim ama kisaca söylemek gerekirse burda dört kat daha fazla para kazanilip ürünler daha ucuza satin alinabiliyor. Ayrica asgari ücreti almak icin calistiginiz saat Türkiye’dekinden cok daha az.
Burada ayrica Istanbul’da bir fanusun icinde gibi yasadigimi fark ettim. Istanbul ne kadar metropol de olsa baska bir milletten insanlari tanimak cok zor, burada ise Almanlar kadar yabancilar da yasiyor.
Peki bu sana ne gibi bir fayda sagliyor derseniz, dünyaya, olaylara bakis aciniz cok fazla degisiyor. Tek bir yönden bakmamayi ögreniyorsunuz. Hayattaki amacinizi daha cok sorguluyorsunuz ve sadece yasamak icin yasamak size yetmemeye basliyor. Zamanla her milletten insanı tanıdıkça üzerinizde oynanan oyunlarin farkina varmaya basliyorsunuz. Mesela medyanin sizi nasil birer aptala cevirebildigine tanik oluyorsunuz.
Yani demek istedigim kisaca sudur ki: Evet abilerim ablalarim, teyzelerim amcalarim, Türkiye’de de okul vardi. Universiteyi de kazandim hatta. Ama Türkiye’deki yasam mâlum ve ben burada cok mutluyum.
Ayrica babaanne, dönmeyi de simdilik düsünmüyorum:(
