Sevdiklerinizi Arayin: Bir Pamugun Hikayesi

Asli Ayyildiz
Jul 21, 2017 · 4 min read

Sevdiklerinizi arayin.

Kisisel gelisim kitaplarini oldum olasi sevmemisimdir. Bize verdikleri ögütlerden de pek hoslanmam. Cünkü genelde “Tembellik etmeyin, simdi kalkip yapmak istemediginiz ilk seyi yapin, her gün yeni bir seyler kesfedin, hayati ertelemeyin” gibi zaten bildigimiz seyleri bize tekrar tekrar farkli sekillerde söylerler. Fakat iki yil önce bir kitap benim hayatimda cok önemli bir etki yaratti. Evde oldugum bir gün bir internet alisverisinden ücretsiz elime gecen kisisel gelisim kitabina bir bakayim dedim. Yazan suydu:

Sevdiklerinizi arayin.

Oldukca basit degil mi? Fakat bunu yapmak hayatin kargasasinda (en klise bahanemizdir ya) aklima gercekten gelmemisti iste. Kitaba biraz daha bakindiktan sonra hemen elime telefonumu alip anneannemi aradim. En son aylar önce konusmus olmaliydik. Zaten anneannem cogu yasli insan gibi telefonla konusmayi pek beceremezdi. E normal tabii, onlar bizim gibi telefonla büyümemisti. Kapatirken bizim gibi “görüsürüz” ya da “öptüm” de demezdi formaliteden, cat diye kapatirdi yüzüme. Ama o icten “Yavrum, ben hep size dua ediyorum.” deyisi hicbir seyin yerini tutmazdi. Kücükken her bize geldiginde beraber uyudugumuz mavi gözlü pamuk anneannemi artik sürekli aramaya baslamistim. Arada bir birkac gün daha gec aradigimda “Neden aramadin? Merak ettim seni.” derdi. Aramizda cok özel bir bag olusmustu artik. Birbirimizi görmesek de aramizdaki sevgiyi giderek gücleniyordu.

Birkac ay sonra anneannem rahatsizlandi. Hastaneye yogun bakima alindi. Istanbul’da yasamiyorlardi. Yanlarina gittik annem ve babamla. Yogun bakim odasina girdim. Benim gelecegimi kimse söylememisti, sürpriz olmustu ona. Cok sevindi. Gözleri öyle yorgun bakiyordu ki ama o minnetti görebiliyordunuz. Aslinda minnet duymasina ne gerek vardi ki? Hastaydi, tabii ki gidecektim. Ama yaslilar kendilerini degerli hissedemiyorlardi iste. Ölüm döseginde bile olduklarinda gitmemizi bir hediye sayiyorlardi. Onlara gerekli degeri kimse vermiyordu cünkü.

Annem hastanede kalacakti. Bana “Sen eve git, hasta olursun hastanede. Hem hic uyuyamazsin burada, sabah bes bucukta kahvalti ediliyor.” dediler.

Gitmedim.

Hasta yakinlarinin odasina üc cekyat koymuslardi. Bir tanesinde annemle birlikte uyuduk. Bizim odada yatan bir kadin vardi, esini bekliyordu. Esi de ya kirk ya ellilerindeydi, koah hastasiydi. On bes yasindan beri sigara iciyor, “Artik cigerleri bitmis.” diyor doktorlar dedi. Babam da “Daha gencmis, benim babamda da vardi bu rahatsizlik, dayanir esin, cikar hastaneden.” diye perisan haldeki kadini biraz olsun teselli etmek istedi. O anda baskalarinin size söyledikleri o kadar önemli oluyor ki bunu o kadinda gördüm. Kadin babamin sözlerine öyle umut baglamisti ki sanki bir anda doktorlardan önemli bir haber almis gibi sevinmisti. Ama adam cok dayanamadi, biz ciktiktan bir süre sonra öldü.

Yasli bir adam yatiyordu hemen kapinin karsisinda yogun bakim odasinda. Kapi ne zaman acilsa adamin yüzünü görüyordum. Uyurken bile yüzündeki aci dolu ifadeyi görüyordum. Kan kusmaya baslamis artik, bütün vücudu iflas etmis deniyordu. Birkac güne o da öldü. Yakinlari kordorlari inlettiler, agladilar cok.

Yogun bakim odasinin prensesi anneannem dayaniyordu. Kalmama cok sevinmisti, onu yogun bakim odasindan cikarmalarini bekliyordu. Özel odaya alindiginda hepimiz ayni odada kalacaktik. Bu ona güc veriyordu belki de. Annemle sabahlari kalktiktan sonra hastanenin bahcesinde zaman gecirmeye basladik. Bir de arkadas edindim kendime, simsiyah bir köpekcik. Cevredekiler ona müthis bir yaraticilik örnegi olarak “Zeytin” adini vermisler ben baska bir ad taktigimda kiziyorlardi “Onun adi zeytin.” diye. Hastanenin kasvetli havasindan kurtulmak icin onunla zaman gecirmeye basladim. Hastaneden verilen köfteleri, etleri ona götürüyordum, cünkü fellik fellik arayip buldugum köpek mamasina elini bile sürmemisti beyefendi.

Bir sinava girersiniz bazen, cok zordur. Cevrenizdeki herkesin birer birer kaldigini görürsünüz ve sizin de tüm umudunuz kaybolmaya baslar. Anneannem yanina gittigimizde bizden helallik istemeye baslamisti. Ama ben ona bir sey olmayacagini biliyordum. Gözünüzün önünde tüm hücreleriyle yasamaya calisan insanin bir anda gidecegi hic akliniza gelmiyor. Doktorlar mütemadiyen ameliyata alip “Durumu agir.” dese bile. Anneannemin özel odaya gecmesi zaman aldi, ben Istanbul’a döndüm. Aramalarim devam ediyordu fakat konusacak nefesi bile bulamiyordu artik. Akcigerleri neredeyse tamamen iflas etmisti.

Sonra ben Almanya’ya geldim. Anneannem de evine gecmisti artik. Ama bir makineyle beraber. Günde yaklasik on saat makineye bagli kalmasi gerekiyordu. Makine tüm yüzünü sariyor korkunc bir görüntü yaratiyordu. Ona üzülüyordum, hem de cok. Artik aramak, onu konusmasi icin yormak bile istemiyordum. “Nasilsin?” diye sorup tekrar annemle konusmaya devam ediyordum. Aradan aylar gecti böyle. Yazin anneannemin yanina gidecektim, öyle sözlesmistik.

Bir gece saat saat ücte abim aradi ve haberi verdi: Anneannem gitmisti.

Dogruyu söylemek gerekirse ögrendigimde icimde duydugum ilk ses “Kurtuldu.” oldu. Aci hissi sonradan geliyordu. Saatler günler gectikten sonra idrak ediyordunuz onu bir daha göremeyeceginizi. Bazen unutmus gibi oluyordunuz, sonra telefonunuzun rehberinde aniden karsiniza “Anneannem” diye bir daha asla arayamayacaginiz bir numara cikiyordu.

O yogun bakim odasindaki herkes gitmisti.

Biz mi?

Biz de kaldigimizi saniyorduk iste. Sonsuza dek yasayacagimizi saniyorduk.

Sevdiklerimizin hep ulasabilecegimiz bir uzaklikta oldugunu saniyorduk.

)
Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade