Uyku

“Sevmiyorum ki ben uykuyu.” dedim. Uykuyu sevmiyordum insana kattığı olumsuzluklar yüzünden. Sebeplerini anlatacağım ama öncesinde şu adamdan kurtulmalıyım.

Birkaç saat süren tartışmanın sonunda fikrime saygı duyabilmişti. Hazırlamam gereken sunumu kendimce hazır bulduğumda odama çekildim ve sabahın sekizinde kalkıp okula götürmek üzere uyudum.

Vakit kaybettim yani.

Sabah oldu ve hızlıca hazırlanıp çıktım. 2014 model Ranger’ıma atlayıp müzik olarak tanımlayabildiğim tek müziği açtım ve sunumumda söyleyebileceğim şeyleri sayıkladım.

Yaklaşık yarım saatin sonunda oraya vardığımda içlerinden birinin bile bana katılmadığı arkadaşlarımın beni merakla beklediklerini gördüm. Herkes sandalyesine oturmuş, ama koskoca salonda tekmişim gibi hissediyordum. Birkaç teşekkür sözleri ve kısa anlatımlar sonunda beklediğim şey çattı geldi. “Başlayabilirsiniz Ataberk Bey.” dedi gıcık sınıf hocamız Selim Gündoğdu.

Ağır bir tavırla iki kez yutkundum. “Uyku.” dedim. Devamını getirmekte zorlanmadım.

“Doğal bir dinlenme, yorgunluk, stres gidermek ve bir süreliğine hayattan çekilmek amacıyla yapılan gözleri kapatıp yatma eylemi. Günlük canlılığımız için uykuya ihtiyaç duyarız. Yetersizliğinde sinirlilik, dikkat bozukluğu gibi sıkıntılara yol açabilir. Fazlasıyla uyku ise ruhsal bozukluk gösterebilir. Düzensiz uyku çok büyük sorunlara yol açabilir. Kişinin doğumundan ölümüne kadar olan kısmının 1/3’ünü oluşturur. Günlük bilgilerimizi depolamamıza yardımcı olup psikolojimizi yeniler.” şeklinde anlattım.

“Tanım kısmını noktalayıp yarışmaya katılış amacım olan itiraz-isyan bölümüne geçiyorum.” dedim. Ödül iki kişilik gidiş-dönüş dört günlük Los Angeles biletiydi. Afişleri ilk gördüğüm zamanı hatırladım ve içimden geçirdim:

‘Değiştiremeyeceğiniz fakat hayat boyu sizin sinirinizi bozacak, hem yararlı olup hem de olumsuz olan bir olgu bulun, sunumunuzu yapın, kazanın ve Los Angeles’ li olun.’

Tüm okul bana bakıyordu, diğer yarışmacıların aksine izleyiciler pek dikkatsizdi. “Başlıyorum.” dedim.

“İlk olarak söyleyeceklerimin tümü sadece kendi fikrimdir ve kimsenin üzerine alınmaması gereken düşüncelerdir. Uyku kişisel bir zayıflıktır. Günlük 6–8 saat uyku dışında uyku gereksinimi duyan ve psikolojisi bunu değişim olanağı tanımayan bir zaaf haline getirirse engelleyemeyeceği bir saplantı, ve de birçok düşük başarı elde etmiş olur, ve edecektir. Bilim, günde 6–8 saat uykuyu yeterli görüp, insan vücudunun fazlasına ihtiyacının olmadığını söyler. Yani bu durumda, daha fazla uyku isteyen kişiler egolarına söz geçiremeyen, psikolojisini şekillendiremeyen tembel kişilerdir. Tembel kelimesinin herhangi bir olumlu yönü yoktur. Tarih boyunca başarı yakalayan hiçbir insan, uykuyu hayatının merkezi yapıp onu üstte tutmamıştır. Sanatın en büyük üstadlarından Leonardo Da Vinci günde sadece 3–5 saat arası uyuyordu. Yakaladığı sanatsal güç ve hayatına sığdırabildiği diğer meslekler kendi yetenekleri kadar, az uykunun da eseri. Doğumumdan bu yana hiçbir zaman uykum gelmemesi bence ilgi çekici. Sadece gerektiği zaman yatağıma çekilip uyurum. Uykunun gelmemesi son derece havalı, bunun örneklerini anlatmak oldukça zor olabilir. Uyku kayıptır. ZAMAN KAYBI. Uykuda geçirilen o saatler, bir insanın her konuda profesyonelleşmesi ve yükselmesi için en büyük engeldir. Düşünün, bu uykulu dünyaya adım attığınızdan terk-i diyar edene kadar, burada geçirdiğiniz sürenin üçte biri uyuyarak bitiyor. Yazık. O sürede yapılabilecek şeyleri düşünmeden edemiyorum. Kendimize katabileceğimiz bilgi birikimi ve yeteneksel gelişimleri düşünmeden edemiyorum ve bu beynimde yer eden bir sorun. Sosyalleşmeden uzak, arkadaş sorunları, sevgili sorunları… İşe geç kalmanızı sağlaması küçük bir sorun gibi görünüyor değil mi? Patronunuz sizi kovsa kendinize ‘neden geç kaldım’ diye sorduğunuzda egonuz cevap olarak ‘uyku’ demiyorsa aynı hatayı tekrarlayabileceğinizden emin olabilirsiniz. Üniversite sınavı vakti uyuyakaldığımızı düşünelim. Sizi uyandıramadığı için alarma mı küfredersiniz, yoksa benim gibi uykunun olumsuzluğunu mu sorgularsınız? İçten bir şekilde ikinci yanıtı verenin pek çıkacağını sanmıyorum ne yazık ki. Bu yarışmayı kazanmak istiyorum, ama şu yaptığım şeyin asıl amacı beni dinleyen masum kişilerin uykunun görünmeyen tarafını görmeleridir. Kısaca uykuyu ‘zayıflık’ olarak tanımlıyorum. Ona duyduğumuz gereksinimi değiştiremeyiz, fakat daha az tembellik yapıp daha çok kendimizi geliştirirsek ileride hepimiz mutluluğa el atabiliriz. All we need is control.”

Birkaç saniye sustuktan sonra “Anlatacaklarım bu kadar. Herkese teşekkürler.” dedim.

Alkışladılar beni. Şaşırdım.

“Yarışma bir hafta sürecek ve adaylar haftanın sonunda jüri ve izleyicilerden aldıkları puana göre değerlendirilecekler.”

Eve geldim ve ceketimi koltuğa fırlattım. Bir hafta boyunca bekleyecektim.

Haftanın sonu çıkageldi ve bunu farkettiğimde öğle yemeğimin vakti geldiğini hatırladım. Daha önceden hazır olan soğuk sandviçlerimi çantama koydum ve doğruca arabama koştum. Acelem vardı. Bugün okulun konferans salonunda sonuçlar açıklanacaktı.

Büyük gün.

Yoldayken kendimi kazanacağıma hazırlayamıyordum çünkü anlattığım konu pek de sağlam değildi. Diğer yarışmacıların konuları da pek iyi değildi dedim sonra kendime. Kazanırsam sevincimin nasıl olacağını ben bile merak ettim. Heyecanımı bastırmak için huzurlu bir müzik açmak istedim. Ağaçlar arasındaki güzel okulumu görünce durdum ve sağa çektim.

Arkadaşlarımın “Hoşgeldin!” dediklerini duydum. “Sonuçların açıklanmasına onbeş dakika var. Neden geç kaldın? Uyuyakaldın değil mi?” derken omzuma vurarak dalga geçti Meriç. Oralı olmadım. Selim Gündoğdu boş konuşmaları geçtikten sonra elenenleri sıralamaya geçti.

“Sonuncu olarak ilk elenen isim Rüveyda Aksakal.”

Kız baya üzülmüştü. İlk elenmek daha da ego söndürücü dedim kendi kendime.

“Dokuzuncu olarak elenen kişi ise Serpil Ağ. Sekizinci sırada..”

Heyecanım gitgide artıyordu. Bazıları ağlamaya şimdiden başlamıştı bile.

“Yedinci ismimiz Eren Cankur… Beşinci sırada elenen yarışmacımız Gülin Yaren Kibar.”

Hala ismim çıkmamıştı. Heyecanım ayaklarımdan beynime kadar tüm damarlarımda hız testi yapan bir yarış arabası gibiydi. Tüylerim diken diken oldu, gözlerimi kapattım.

“Dördüncü sırada elenen isim Berk Soykıran.”

“İlk üçe kaldın! İlk üçe kaldın!” diyen bir ses sırtımdan dürttü. “Aklımdaki ses de aynı şeyi söylüyor zaten.” dedim.

“Üçüncü sırada elenen yarışmacı Zeynep Umay Taylan. Geriye sadece iki isim kaldı. Şimdi elenen değil, kazanan açıklanacak ve ödülü alacak.”

Ne? Kazanan mı açıklanacak? Son kalan iki kişiden biriydim ve içimizden biri kazanacak…

Kazanacaksın.

İçimdeki çocuk teselli verdi. Tek bir isim açıklanacakken o ismin kazanan olduğu düşüncesi heyecanımı doruklara taşıdı. Korku, heyecan, istek ve inanç duygularım fena halde karıştı. Sınıf hocamız ağzını açmaya yeltendiğinde kalbim duracak gibi oldu.

“Bu harika yarışmanın sonunda ödülü kazanıcak kişiyi açıklamadan önce izleyicilere, yarışmacılara, tüm emeği geçenlere ve sponsorlarımıza teşekkür ediyorum. Ödül verildikten sonra tarigi gelince sizi havaalanına götürecek, sonrasında Los Angeles’ ta sizi karşılayacak dostlarımızı göreceksiniz. Birincinin bize kazancı çok büyük olacak. Yurtdışına gezilerimiz, çevremiz artacak. Dünyadaki En İyi Üniversiteler listesine girmeye hak kazanmak için attığımız en büyük adım olacak. Tüm ülkeler bizi tanıyacak, bu marjinal ve radikal zihniyetlerin arasına girmek isteyen çok öğrenci toplanacak. Gelişmiş bir topluma katkısı olacak.”

Artık o isim geliyordu. Anladım.

“Daha fazla uzatmadan artık birinciyi açıklamanın vakti geldi. Bu yarışmanın kazananı, ödülü alıp Los Angeles’a gidecek kişi. Ataberk Çalış.”

Olduğum yerde havaya bir metre falan sıçradım. Anneme ve tüm arkadaşlarıma sarıldım mikrofonu elime alıp teşekkür ettim. Heyecanım sevince dönüştü ve birkaç kez etrafa bağırdım. Hayatımın en büyük amacı Amerika’ya gitmekti. Hareketlenme bittiğinde koşarak binadan çıktım ve arabaya atlayıp eve gittim. İki gün sonra gidecek olduğum yer, beni en büyük amacıma ulaştıracaktı.

Sonra sordum.

Sonra ne olacak?

Hikaye burada bitti. İnsanlar uykuya olan bu düşüncelerimi ben ortaya koyduğumda bana sende uyuyorsun, sende geç kalkıyorsun derken uykunun doğal bir vücut isteği olduğunu ve benim bunu değiştiremeyeceğimi akıllarına getirmez mi hiç? Uyuyacağım tabii lan. Benim isyan hücrelerim burada işin içine intikal ediyor. Böyle olmaması lazımdı.

Dünya, uyuduğumuz bir yer olmamalıydı.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.