Çok okumak değil çok düşünmek

Aslında demek istediğimi başlık bir cümle hatta daha az şekilde özetliyor. Ama kitap okumayı seven bir insansanız belki de bu yazacaklarım sizin ilginizi çekebilir. Çünkü kitap okumayanların çok düşünecek bir şeyleri olma ihtimali maalesef bu yazının 1000 kişi tarafından okunma ihtimalinden bile düşük. Neyse esas konuya dönelim çünkü anlatmak istediklerim bilgiye ulaşımları daha da hızlanmış günümüz insanlarının büyük sorunlarından bir tanesi olduğunu düşünüyorum.

Okumak öğrenmeyi seven insanların belki de en zevk aldığı şeylerin başında geliyor. Özellikle bu çağda okunacak bilgiye erişimin hızlı ve kolay olması okumayı ve öğrenmeyi hayatımızın zaman alan bir aktivitesi olmasına neden oluyor. Bu çok güzel bir şey ama sadece okumak eksik kalıyor. Bu yazıda da işte bunu irdelemeye çalışacağım.

Okuyan insanların sorunlarından bir tanesinin düşünmeye ve kendi fikirlerini oluşturmaya harcadıkları zamanın beklenilenin çok altında olması. Dolayısıyla başkalarının fikirlerinden öteye geçemiyorlar. Kendi fikirlerinizi oluşturamaz ve kendi mühakemenizi yaparak doğru ve yanlışı ayırt edecek derinliğe sahip olmazsanız, okumak yanlış yaptıracak ve size hayatı zehir edecek bir aktiviteye bile dönüşebilir. Hatta insanlar çoğu zaman bir şey öğrenmek istediklerin de bunu kendileri nasıl yaparlardı diye düşünmek ve denemeler yapmak yerine başkaları nasıl yapmış diye cevabı yine dışarıda arıyorlar. Benim mesleki hayatımı şekillendiren mesleğin yazılım mühendisliği olmasından dolayı, bu sorunu kendi mesleğimi icra eden insanlar da fazlasıyla görüyorum. Eğer anlatmak istediğim tam anlaşılmadıysa bir düzeltme yapayım: Başkalarının nasıl yaptığını merak etmek kötüdür demiyorum. Ama daha kalıcı ve etkili öğrenme biçiminin öncelikle kendinizin yapmış olduğu denemeler ile ve bu denemelerin verdiği sıkıntıların ve soruların sonucunda araştırma yapmak sayesinde olduğunu gördüm. Çünkü kendiniz ile başladığınızda öğrenmek için gerekli sorunsal içeriği daha iyi kavrıyor ve soruna nasıl yaklaşmanız gerektiğini ve bu sorunların neleri engellediğini daha iyi düşünebildiğinizden öğrenmeniz daha etkili ve zevkli oluyor.

Ama düşünmek ile sadece daha iyi öğrenmiş olmuyor aynı zamanda problem çözme yeteneğinizi geliştirmiş oluyorsunuz. Bence kendi yeteneklerinizi küçümsemek kendinize yapacağınız en büyük haksızlık olacaktır. Genelde insanlar ya tembellikten ya da kendilerini tanımamaktan çözümlerini başkalarında ararlar. Bu zamanla öyle büyük bir bela haline gelmeye başlıyor ki zihni fakülteleri zayıflatmaya ve başkalarına daha çok muhtaç olmaya ve hep geriden gelmeye kadar gidiyor.

Az düşünmenin başka hangi tür sorunları olduğunu eminim siz de biliyorsuzdur. Ben belki çok dikkat edilmeyen kısımlarını anlatmaya çalıştım. Ama iş ve kişisel hayatınızda alacağınız zevkin azalmasında az düşünmek ve kendi iç derinliklerinizin farkında olmamak yatıyor. Çoğu insan zannettiğinin aksine çok daha derin iç dünyalara ve düşüncelere sahipler. Diğerlerinin ise sadece geliştirmeleri gerekiyor. Ama genelde toplum içinde bu insanların iç derinliklerinin ya da varmaya çalıştıkları derinlikleri anlamayan insanların negatif tepkilerinden dolayı niceleri kendileri sığ sulara mahkum ediyor ve derin suların milyonlarca insandan saklanmış güzelliklerini görmeden zamanlarını geçirip göçüyorlar.

Bu noktada bir şeye dikkat çekip ana konum üzerinden devam etmek istiyorum: Cehaletin fazla olduğu toplumlarda bencilliğin daha fazla olduğunu görüyorum. Bunun nedenlerinden bir tanesi toplumun insanı ve insanın iç derinliklerini anlamadıklarından dolayı bireyleri cehaletleri ile şekillenmiş dar kalıplar içinde yaşatma arzusunun insanları ya cahil yapması ya da biraz daha ileri görüşlü insanların kendi içlerine kapanması ve başkalarının fikirlerine ve zamanla da şahsiyetlerine değer vermemeye itmesi. Dikkat ederseniz başkalarının ne dediği dinlemeyin gibi ifadelerin zamanla artması aslında insanı daha az tanıyan nesillerin ve toplumların meydana çıkmasından dolayı. Çünkü bu insanlar öğüt verdiklerinde insanın kabiliyetlerini kısıtlandıran ve onları kalıplaştıran ifadeleri kullanıyorlar. Hayır burada her öğüt saçmadır demiyorum. İnsanlara akıl danışmak çok önemlidir. Ama burada daha da önemli olan kime akıl danıştığınız. Bunları yazarken, dinlediğim türkü de Her gördüğünü tabip sanma… ifadesi doğrusu tam oturdu anlatmak istediklerime. Akıllı insanlar kimlere akıl danışacaklarını bilen insanlardır. Her konuşanı dinlemek çorak arazilere tohum ekmektir sadece.

Yeniden gelelim ana konumuza. Peki ne yapmak lazım? Kitap okuyanların kitap okudukları gibi aynı zamanda kendilerine düşünme zamanları ayırmalı ve düşünme egzersizleri yapmaları gerekmektedir. İsterseniz bunu kitap okurken sayfa aralarında, isterseniz başında ve sonunda, isterseniz de boş zamanlarınızda yapın ama yapın. Çözüm bu. Başka bir şey yok. Sırf konu uzasın diye de bir kaç cümle ile anlatılacak şeyleri dallandırıp budaklandırmayacağım.

Hatta bence kaliteli eğitim sistemlerinin olmazsa olmazı düşünme seansları olmalı. Çocuklar kendilerine verilen konular hakkında düşünmeli, karalamalı, ve sonra bunları diğerleri ile arkadaşları önünde saygılı bir şekilde tartışmalı, savunmalı, kazanmalı, yenilmeli.

Düşünmeyi kolaylaştıran şeylerden bir tanesi de yazmak. Yazmak insanın zihninin musluğunu açması gibi: Kalemi ya da klavyeyi elinize aldığınızda düşüncelerinizin akıp gelmesi. Bugün gelmiyorsa bile zamanla sizler öğrendikçe gelmeye başlaması.

Sen yürümeye başlayınca yol kendiliğinden görünür. — Mevlana Celaleddin Rumi

Ne düşüneceğini bilmeyen veyahut ne yazsam diye merak ediyorsanız, cevabı uzun yıllar önce Hz. Rumi vermiş aslında. Siz bir yola çıkan, yol gözükmeye başlayacaktır.

Hadi bir daha ki yazıma kadar, kalın sağlıcakla…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.