Fikrin Adabı…

Aslında bu yazım için daha uygun bir başlığım vardı ama kullanmayı doğru bulmadım. Namussuz Namuslu filmini hatırlarsanız, kullanmak istediğim başlıkta bu minvalde olacaktı. Neyse… Sorun ahlak iddiasında bulunanların seçtikleri ifadelerde ki ahlaksızlık.

Bir fikrin beyanı iki yapı taşından oluşur: Fikrin kendisi ve aktarım biçimi. İşin teorik kısımlarına girmeden bu yazının asıl konusunu söyleyeyim hemen: Fikirlerini beyan ederken, bilerek yada bilmeyerek küfür, iftira, yalan gibi üslupsuzlukları düşüncelerine kaldırım taşı yapanlar ve bunlara karşı alınacak önlemler. İftira ifadesini kullanmamda ki sebep kesin bir bilgiye yada en ufak bir ilmi temele dayanmadan heveslerinin rızasına uygun olarak başkalarının karalanmasını ifade etmek. Bu gibi insanların sahip oldukları bitmek bilmeyen şüpheler, ya vesveselerinden, ya hastalıklarından yada kötü niyetlerinden dolayı oluyor. Ama fikirlerini anlatırken kullandıkları üslupları farkına varmasalar da hem beyanlarını adileştiriyor hemde aklı yerinde insanlar nazarında kendilerinin değerini ve yerini düşürüyor. “Banene başkalarının fikrinden ve benim hakkımda ne düşündüğünden…” diyenler ise, ya hangi dünyada yaşadıklarının farkında değiller yada zihnen yaşıyor değiller. Başkalarının hiç bir düşüncesine değer vermemek ile her denilene saplantılı bir şekilde takılmak aynı ruhsal sorunun farklı semptomları sadece. Hangi ruhsal sorun diye sorarsanız, cevaben dengesizlik, aşırıcılık, kendi beğenme vs. Her zaman olduğu gibi bu noktada da ölçülü olmak en doğru olanı.

Başkalarını bilmiyorum, ama benim için değerli gördüğüm insanların gözünde değerli olmak kendimi geliştirmek için harcadığım zamanı ve emeğimin sonuçlarını değerlendirebilmek için önemli. Bunu başkalarının ne dediğini umursuyorum şekilde anlamak yerine, duruşuna ve karakterinin kalitesine değer verdiğim insanların benim hakkımda ki düşüncelerini bir ölçü birimi olarak görmek ve inandığım prensipleri hayatıma ne kadar aksettirebiliyorum, bunu anlayabilmemde yardımcı olması şeklinde bir yaklaşım olarak görmek lazım.

Yukarıda ki şahsi anlayışım böyle bir yazıyı neden kaleme aldığımın nedeni aynı zamanda. Yoksa sırf eleştiri olsun diye yazılan bir yazı değil bu. Bilakis kendi açımdan bazı cevaplarıda vermeye çalışacağım. Ama incelemek istediğim davranışları biraz anlatmakla yola devam edelim.

Bir kaç insan…

Hayat bana her ortamın olmazsa olmazı birkaç insana karşı dikkat etmeyi öğretti. Bunlardan bir tanesi tutarsız insan. Bugün dediğini yarın yalanlayan, fikirleri üzerinde savunacak kadar bile düşünmeden her aklına geleni ifade eden ve sonrasında ise kendilerince değer verdikleri insanlardan duydukları şeylere göre hemen fikirlerine tırpan vuran insanlar. İkincisi ise bırakın yalan yanlış şeyleri, doğruları bile anlatırken devamlı küfür ve şahıslara hakaret etmekle, ifade etmeye çalıştığı hakikatleri kirletenler. Burada belki aklımıza, fikrin ifade edilme biçiminden daha ziyade fikrin kendisine bakmak daha doğru değil mi düşüncesi gelecektir. Doğrusunu söylemek gerekirse, cevabım hayır. Kısacası nedeni, fikrin doğru düzgün bir şekilde ifade edilememesi, aktaran kişinin karakterinde ki bazı sorunlara işaret eder. Kirlenmiş bir camın dışarısını kötü göstermesi, kötü bir kameranın renkleri yanlış aktarması gibi. Dolayısıyla bu insanların ifadelerinde ki hakikat parçalarını çer çöpten ayırmak gerekecektir ki bu da dikkat ve emek gerektiren bir iş olabilir. Herkeste farklı ölçülerde olması ihtimal olan bu gibi sorunlar, kötü bir çevrede büyümekten veya zamanla şahsi çıkarlarını karakterinin önüne koymasından dolayı gelişen bozulmalardan meydana gelir. Ama çoğu zaman bunlar doğru bir karakter eğitimi ile üstesinden gelinecek şeylerdir.

Çok önemli gibi durmayan ifadeler bile aslında hayatımızın bir yerinde alacağımız önemli bir karara etki edecektir. Onun için neyi, kimden ve nasıl duyduğunuz hayatımızın kalitesini etkiler. Bir şekilde, bizi ilgilendiren doğru bilgi kaynaklarına ulaşmak ve hakikatı öğrenmek zorundayız. Ama insan olarak her şeye vakıf olmamız imkansız olduğundan, başkalarının getirdikleri haberlere de ihtiyacımız olacak. Burada habercinin iyi tanınması lazım. Yalan söylemekten çekinmemek, şüphelerden kafasını kaldıramamak ve tutarsız olmak gibi sorunlardan en az bir tanesine bile sahip olunması haberin doğruluğuna halel getireceğinden dikkatli olunmalı. Çok iyi niyetli ve güzel insanlarda bile duygusal gelgitlerden mübalağa gibi ifadeleri çarpıtan sorunlar olabileceğinden durumun ciddiyeti ve hassasiyeti daha iyi bir anlaşılıyor. Bilmiyorum, doğru haberin ve dengeli fikirlerin ne denli önemli olduğunu anlatmak için nelerin söylenmesi lazım… Ama şu bir gerçek ki doğru bilginin öğrenilmesi her yerde önemli. İş yerinde, sosyal hayatta, ailede… doğru, tutarlı, ve temelli bilgilere ekmek su gibi ihtiyacımız var.

Tutarsızlık, şüphe, ve mübalağa gibi sorunların iki tür insanda daha belirgin olduğunu görüyorum genelde. Birincisi herkesin dediğine hiçbir filtre uygulamadan inanan ve fikirlerini duyduklarına göre şekillendiren insanlar. Bunun üzerinde çok durmaya gerek yok. Diğeri ise usulsüz kitap okuyan. Bu iki insan arasında ki temelde ki fark, sadece bilginin kaynağı. Birisi için kitaplar, diğeri için ise başkalarının konuşması. Kitaplar eğer kritik edilerek okunmazsa, okuyanı hem hakikata karşı kapatıyor hemde başkalarına da ilim adı altında yanlış bilgilerin aktarılmasına neden oluyor. Kitap yazmak herkesi alim yapmadığı gibi, alim olmakta her denileni doğru yapmıyor. Tabi burada kimleri alim olarak tanımladığımız önemli.

Çözüm

Tamam buraya kadar problemi inceledik. Ama buna karşı duruş nasıl olmalı, nasıl bir çözüm takip edilmeli ve nasıl taktiksel manevralar yapılmalı? Öncelikle muhattabınızı doğru anlamak lazım. Anlarken de sergilenen davranışları ve konuşulan ifadeleri prensipler üzerinden değerlendirmek en basiti ama en kapsamlı olanı. Prensipleri ise doğruluğu hakkında muhakeme sahibi insanların ekseriyetinin mutabık kaldığı kaynakları okumak ile öğrenebiliriz. Eğer gösterilen davranış ve ifadeler bu prensiplere temelde aykırı ise, o zaman haber kaynağının güvenirliğinin şüpheli olduğuna kanaat getirebilirsiniz. Örneğin, başkaları hakkında size haber getirenin sizden de haber götüreceği büyük bir ihtimaldir. Burada ki prensiplere aykırı olan davranış gizli kalması gereken haberleri taşımak. Ya da başkalarının lafları yanlış aktaranlar, sizinde laflarınızı yanlış anlayacak ve aktaracaklardır. Burada ki prensip, anlamak için hakkıyla dinlemek. Dolayısıyla bu şekilde ki insanların laflarına ne ölçüde inanmanız gerektiğine ve bunların yanında hangi ifadeleri kullanacağınıza dikkat etmeniz gerekiyor. Neyse, yazımı daha sıkıcı hale getirmeden bitireyim…

Ama bir dakika!

Yazımı bitirmeden bir kaç şeyi açığa kavuşturmak, yazımı okuyanların sonrasında radikal bir tutum sergilememeleri için önemli. Bu yazıdan çıkarılacak ders: dinlememek sureti ile insanları hakir görmek değil asla. Bilakis, çıkarılması gereken en temel derslerden bir tanesi, arkadaşlıkların uzun vadeli olabilmesi için, kötü sonuçlar doğuracak olan davranışların proaktif bir şekilde elimine edilmesi yada onlara karşı önlem alınması. Çeşitli nedenlerden dolayı zihni melekeleri sekteye uğramış olan insanların getirdiği haberleri yada diğer ifadelerini olduğu gibi kabul etmek suretiyle atacağınız adımların kötü sonuçları sonrasında sosyal çevrenizi yıkmak yerine, insanı tanımakla doğru ve yanlışı ayırt edebilmek, çıktığımız hayat yolunda size ve çevrenizde ki insanlara mutluluk getirebilecek önemli bir stratejidir.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.