Karanlığın Esiri Mağaralardan Güneşin Dostu Ovalara

Haber izlemekten düzün düşünemez hale geldik. Dünyada devamlı değişen şartlar ve bozulan değerler arasında neye üzüleceğimize şaşırıyorum. Bazen kendimi aktüalitenin boğucu havasından kurtarmaya çalışsam da ummadığım bir yerde gördüğüm bir link yada paylaşılan bir haber başlığı ile bir anda haberlerin nefes aldırmayan dünyasında buluyorum kendimi. Bu dünyada insana iki şans kalıyor: Ya kafanızı ve vicdanınızı atıp olan biteni bir hikaye şeklinde izleyeceksiniz, yada bir yerlerde zülüm gören insanların çektileri yüzünden sizde azap çekecek ve onların dertleri ile dertlenmekten kim bilir bir zaman sonra daha asabi ve mutsuz bir insan olarak sadece kendinizi değil aynı zamanda etrafınızdakileri de mutsuz ve huzursuz edeceksiniz.

Ama asıl öğrendiğimiz çözmek istediğimiz sorunların neredeyse imkansız oluşlarından daha ziyade kullandığımız yöntemlerin hatalı olduğu.

Hayatta bazı şeyleri değiştirmek imkansız olduğunu zamanla öğreniyor insan. Ama asıl öğrendiğimiz çözmek istediğimiz sorunların neredeyse imkansız oluşlarından daha ziyade kullandığımız yöntemlerin hatalı olduğu. Değiştirebileceğimiz belkide tek şey kendimiz gibi duruyor. Hayata bakış açımız kaçamadığımız sorunlara karşı tavrımız ve hayatımızı hangi düşünceler ve idealler üzerine kurduğumuz gibi değişkenler üzerinde daha çok yetki ve etki sahibi gibi duruyoruz. İnsan olarak herşeyi bilir ve yapabilir kafasına ne kadar sahip olduğumuz ile doğru orantılı olarak sorunlarımız ve yanlışlarımızda arttı. Radikal bir hal almaya çalışan bireysellikten dolayı koptuğumuz toplumda suçlu olarak kendimizi görmek yerine genelde hep suçu başkalarına atarak sorunları çözmeye çalıştığımızdan daha zalim ve acımasız çözümler üretmeye başladık. İnsan kendisine zarar veremediği kadar başkalarına daha çok zarar verme eğilimli olmaya başladı. Burada ki tarihsel değişimi ve referans noktasını neresi alırsanız alın, ama bireyselliğin başkalarını daha hızlı suçlamaya eğilimli bir yönü var. Bu nedenlerden bir tanesi hatanızı söyleyecek insanların yanınızda bulunmaması ve dolayısıyla kendimizde görmediğimiz yada göremediğimiz hataları hep başkalarında aramaya karşı bir eğilim göstermemiz. Bunun yanında toplumdan kopan insanın örnek alacağı insan sayısıda azaldı ve daha çok kendini beğenen ve kendini şımartan insanların ortaya çıktı. Radikal bireyselleşmenin toplum içinde ki dengesizliği nasıl arttırdığı ve başkalarının sorunları ile dertlenen ve onların sorunlarına çözüm olmak için fedakarlık yapan insan sayısınıda azalttığı aynı sorunun farklı semptomları olarak çıkıyor karşımıza.

Tanımadığı insanların dertleri ile nasıl dertlenebilir ki insan?
Toplumsal yalnızlık bireylerin yalnızlığının kollektif bir hal almış halidir sadece.

Zamanla dengesiz bir biçimde gelişen bireyselliğin ve gruplaşmaların sonucu ise başkalarından nefret etme eğilimi gösteren insanların çıkmasını körükledi. Mantıken düşündüğümüzde sorunun kaynağını hep başkaları gören, kendilerini başkalarına göre daha çok beğenen, kendisini eleştirmeyen yada eleştirebilecek insanlar ile beraber olmayan, ve kapalı kaldığı dehlizlerde cahilleşen insanların birbirlerinden nefret etmelerini beklemek çok mu zor? Peki bu sorunlar nasıl kendisini göstermeye başladı diye sorarsak ülkelerde ki değişen politik saha buna bir inceleme alanı sunuyor. İnsanların sorunlara daha basit ve yüzeysel çözümler sunanları tercih etmeleri artan cehaletin, ülkelerini diğer devletlerden izole edenleri seçmeleri artan yalnızlaşmanın, eleştiri kabul etmeyen ve herşeyi bildiğini düşünen siyasileri seçmeleri artan kendini beğenmişliğin, ve son olarakta sorunlarını başkaları ile kavga ederek yada başka ülkeleri, muhalefeti, insanları suçlayarak çözmeye çalışanları seçmeleri ise kendilerini eleştirmeyi unutmuşluğun en önemli göstergeleri arasında. En sonunda toplumlarda insanlardan oluştukları için kendisini başkalarından soyutlayan toplumlar aslında kendi içlerinde de her bir bireyin ciddi bir yalnızlık ve soyunlanmış yaşadıklarını görürüz. Diğer bir ifade ile toplumsal yalnızlık bireylerin yalnızlığının kollektif bir hal almış halidir sadece. Bunu farklı durumlar içinde değerlendirebilirsiniz. Başka grup yada toplumlara karşı hırçın tavırlar sergileyen toplumlar kendi içlerinde de aynı hırçınlığa sahiptirler. Ama onları yapay veya zayıfda olsa birbirlerine bağlayan devlet, vatan, yada dini değerler sayesinde bir miktarda da olsa kollektif bir hareket gösterebilirler. Ama bu uzun vadeli olmadığı gibi düşman yokluğunda nefretin hislerinin ortak değerlere galebe çaldığı görülür ve bu toplumların iç savaşlar yada farklı şekillerde parçalandıklarına şahit olursunuz.

Şimdi bunca anlatımın amacında aslında çözüm bulamadığımız sorunların temellerinde yatan sorunlardan bir tanesini açıklamak vardı. Giderek polarize olan dünyada bir senede tüm sorunları çözülemeyeceği aşikar. Ama kendimizden başlayarak ufakta olsa daha merhametli, anlayışlı, bireyi kendine hapsetmeden toplumun bir aktif parçası yapabilen, ve cehalet duvarlarını kırmış ve öğrenmeyi sosyal bir aktivite haline getirmiş gruplar oluşturmayı başarabiliriz. Eminim bu şekilde düşünen ve bu tarz grupların içinde olmayı arzulayan nice insan vardır. Belkide bu grupları kurmayı başarmış insanların varlığından habersiz olarak kendi içlerinde yaşamak zorunda kalmış olabilirler. İnternet çağında böyle insanlara ulaşmak her zamankinden daha kolay. Sadece insan ne aradığını bilmesi lazım.

İşin garip ve bir o kadar da güzel tarafı birer lamba misali kurdukları bu yaşanılası sosyal gruplar ile ortalığı aydınlatan ve benliğin zindanlarından kurtulmak isteyenlere ışık olabilecek bu insanların benzer davranışlarının belkide binlerce yada milyonlarca insanda yankı bulması ve taklit edilmesi ihtimali. Ve belkide 100 yıllardır çözülemeyen bazı sorunlar en azından bir kaç senede olmasada uzun vadeli olacak şekilde 50 senede çözülür. Bir günde sonuç almaya çalışan aceleci cahil anlayışların çözüm arama yolunda devirdikleri çamlara ve yok ettikleri varlıklara ve değerlere inat belki yavaş ama daha etkili ve kalıcı çözümler sabırla ve zamanla toplumlar içerisinde yerini bulacak ve kök salmaya başlayacak.

Akılları hissiyatlarına ve kendilerine ezberletilen sorunlu fikirlere esir olmuş olanların, anlatılan farklı fikirlere ve çözüm için gerekli olan bütünsel bakışa karşı kapalı olacaklarını beklemek şaşırtmamalıdır.

Burada bilinmesi gereken gerçeklerden ve bu gerçeklere dayanacak yöntemlerden bir taneside cehaletin yerini fikirlerde bağnazlık ve kişisel zevk ve arzuların hızla doldurduğu zamanlarda insanlara bir şeyler anlatarak arzuladığınız huzur ve barış ortamının gelmesinin her zamanınkinden daha zor olacağı. Akılları hissiyatlarına ve kendilerine ezberletilen sorunlu fikirlere esir olmuş olanların, anlatılan farklı fikirlere ve çözüm için gerekli olan bütünsel bakışa karşı kapalı olacaklarını beklemek şaşırtmamalıdır. Zaten bu durumda bu insanlara bir şeyler anlatmak belkide dosttan daha ziyade düşman sayısını arttıracak ve yaşandığını görmedikleri hedeflerin onlara anlatılmalarını ütopik göreceklerinden anlatını hayalperest, yalancı, çıkarcı gibi farklı sıfatlarda görmeye başlayacaklardır. Bu arada bu insanları otomatik olarak küçük gördüğümü ve aşağıladığımı düşünmeyin. Nerede ve hangi şartlar altında büyüdüklerini bilmediğimizden dolayı maruz kaldıkları ortam faktörleri yüzünden farklı karakterlere sahip olmaları normaldir. Ama bu insanların göz ardı ederek yada sorunlarını görmezden gelerek çözüm bulunamayacağıda bir gerçektir. Çünkü sorunları bilmeden neyin çözümünü arıyor olacağız?

Aynı değerlere daha baştan kafa yormuş ve bu değerleri yaşatmak isteyen insanlar verilecek emeklere karşı daha saygılı olup, alınacak yolda güvenilir ve arkadaşlarına karşı daha sadık olacaklardır.

Arzulanan topluluğun kurulması için gerekli insanları aynı değerlere sahip olmayan yada ilgilenmeyenlere anlatmak ile kazanmak yerine daha en baştan aynı değerleri paylaşanlar bulunarak yola çıkılması daha mantıklıdır. Bu hem zaman ve emek israfını engelleyecek, morali ve umutları daha yüksek tutacak ve daha hızlı yol alınmasını sağlayacaktır. Bunun dışında aynı değerlere daha baştan kafa yormuş ve bu değerleri yaşatmak isteyen insanlar verilecek emeklere karşı daha saygılı olup, alınacak yolda güvenilir ve arkadaşlarına karşı daha sadık olacaklardır. Güzellikler paylaşmak isteyenlerin en çok ihtiyaç duyacakları varlıklar yine kendi arkadaşlarıdır. Arkadaşlar iyi ve kötü zamanlarda bu topluluk içinde birbirlerinin yanında olarak sorunları ve sevinçleri paylaşacaklardır.

İnsanlarda ki nefret büyük bir ihtimal ile hemen durmayacak. Hatta uzun yıllar bu nefret artarak devam edecek. Ama bu arada da bazı şeyleri iyileştirmek adına çalışan samimi insanlar olmaya devam edecek. Nefret ile yanan kaplerinin ateşleri altında kalıp son nefeslerini alıp veren vicdanları ve dolayısıyla hiç sahip olamadıkları mutlulukları yüzünden hayatlarını kendilerine zindan etmeye çalışan insanları kaybedeceğiz belki. Ama maalesef güneş dünyadan ne kadar da büyük olsa ve ne kadar da parlak ve canlı olsada mağaralara saklanmayı tercih etmiş insanlar için bir mana ifade etmeyecektir. Dolayısıyla kendi istekleri ile mağaralarda karanlığın körlüğünü tercih edenler bir zaman sonra göremedikleri duvarlara toslayacak ve göremedikleri uçurumlara düşeceklerdir. Onlar için sadece yazık oldu deyip umudun yolunda yürümeye devam etmek zorundayız.

Sonuçta her ne kadar kötülük olsada dünyada hala bir yerlerde benim gibi ümitvar olan insanların olacağına karşı olan inancımı devamlı canlı ve heyecanlı tutacağım.

Kalın sağlıcakla…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.