Sen bir ağaçsın!

Heybetli dalların ve yemyeşil yapraklarınla ne kadar da güzel bir ağaçsın. Baharın çiçekler açar ve bakanları kendine hayran bırakırsın. Meltemlerde sallanır dalların ve mis kokular yayarsın. Ama hep böyle mi kalacaksın? Hep böyle mi kalacaktın? Hep mutlu mu olacaktın? Esen rüzgarlar her zaman dallarını mı okşayacaktı? Tahmin edemedin ve tahmin edemezdin!

Kahrolası fırtına yaklaşıyordu yavaş yavaş. Önce o korkunç sesi geldi kapkaranlık bulutların arasından. Gök gürültüleri inletiyordu her yeri. Duyanlar kaçıyordu saklanmak için. Ama sen nasıl kaçabilirdin ki kendinden? Yıllarca özenerek büyüttüğün dalların ve yaprakların bırakmıyordu seni ve kaçamamıştın başına geleceklerden.

Rüzgar tüm şiddetiyle vuruyordu sana ve kopuyordu dalların. Düşüyorlardı yavaş yavaş toprağın yıllardır görmediğin bağrına. Sanki hiç sana ait değillermiş gibi, sanki hiç seninle olmamışlar gibi uzaklaşıyorlardı senden. Onlarca ağacın köklerinden kopup devrilmeleri arttırıyordu korkularını durmaksızın. Ne zaman bitecekti bu fırtına? Ne zaman herşey eskisi gibi olacaktı? Korkularını hissetmiş gibi daha da delicesine esmeye başladı rüzgar. Daha hızlanmıştı kopuşları dallarının ve daha da hızlanmıştı kırılması gururunun. Sevdiğin herşey uzaktı artık. Ne zaman görebilirdin onları bir daha? Ne zaman? İncelirken sen bu şekilde, neden sorusu geldi aklına. Neden bu deli rüzgarlar köklerimden koparıp atmamışlardı ki beni kaçınılmaz sonuma. Neden kopan sadece dallarım olmuştu? Bu ne bir rastlantı olabilirdi ne de sen sahibiydin kendinin. İncecik dallarını bile korumayan nasıl olur da kökünü koruyabilirdi ki? Ne kadar sıkı sarılsan korumak için dallarını, o kadar çok istekli görüyordun kopmak için onları.

Farkında varmadın belki, övündüğün dalların yıllar olmuştu çürüyeli. Nicedir yağan hakikat yağmurlarıydı beslediğin çürümüş bu dalları. Yeşil yaprakların boyamıştı gözlerini izleyenlerin seni. Ama görememişlerdi yaprakların sakladığı çürümüş bedeni. Onlar seni terketmişlerdi çoktan ve sendin aslında onları bırakmayan. Bir bebeği ağlatacağını bile bile yine de ağzına itilen kaşık gibi gelirdi bazen rahmet. Bir annenin evladına bakışları gibi olmazdı şefkat her zaman. Farklı şekillerde ve zamanlarda misafir olurdu merhamet. Bu sefer de deli rüzgarlar olmuş ve ziyaret etmişti seni. Kırdığı her dalınla yaş olup akıyordu bu sefer gözlerinden. İnceliyordun. Bir zamanlar yerlere sürten dalların, sen farkında olmadan semalara doğru kalkıyordu şimdi.

Kendini teskin ediyordun devamlı. Çok güçlüydün ve atlatacaktın bu günleri. Sen bağırdıkça, rüzgar daha bir deli esti. Kırıyordu sahip olduğun herşeyi. Kırdığı tek dalları değildi, sendin aslında. Benliğini, ruhunu, gururunu, ve seni paramparça etmek istiyordu. Sen ise daha çok bağırdın ve daha çok. Güçlüydün, ne kadar da güçlüydün! Daha sert esti rüzgar, kapamak istercesine çeneni. Gök daha çok gürlüyordu bastırmak için sesini. Bir zaman sonra ne dalların gözükür oldu, ne de sesin duyulur. Tutamadın hiç bir dalını, koruyamadın onları. Sonra, yitirdin tüm umudunu. Ne kadar da zayıfmışsın halbuki?! Hava zifiri karanlık, rüzgar ölesiye hızlı, gök ise hiç susmuyordu artık. Bu ölüm çığırtkanlığında kendini bile duyamaz olduğunun farkına varınca sustun yavaşca. Dokunduğunu yakan rüzgara inat kısarak gözlerini, baktın kendine. Kimdin sen? Ne olmuştu sana? Bu sorular ile boğuşurken farkına varmıştın bir şeyin: Rüzgar hiç olmadığı kadar hızlı esmesine rağmen, gövden hiç eğilmiyordu artık. Dokunduğu tüm dallarını bıçak gibi kestiği halde, incecik gövdene dokunuyor ve sonra varıp gidiyordu yoluna. İnceldikçe daha güçlü olmuştun sanki.

Durdu rüzgar, ayrıldı kapkara bulutlar, konuşmaz oldu gökler. Yavaşça yeniden açtın gözlerini. Sana bakanlar seni değil, güneşi, semaları, bulutları görüyorlardı artık. Övündüğün dalların ile engelliyormuşsun yıllarca onları. Öyle ki kendin bile onları göremez olmuştun. En son ne zaman böylesine net gördüğünü hatırlamıyordun semâları. Dallarının arasından bakardın bazen güneşin güzelliğine. Şimdi ise her şey ne kadar da berrat ve ne kadar da güzel. Kendini kaybettiğinden beri, kaybettiğin çok daha güzel şeyleri bulmuştun geri.

Küçük bir bulut geldi tekrardan. Bembeyaz. Yavaştan yağmaya başladı yağmur üzerine. Ne zamandır enine büyüyen sen, şimdi boyuna, semalara doğru başlamıştın büyümeğe. Güzelliğine hayran bıraktığın nicelerini bırakarak geride, yıllardır görmediğin güzelliklere yaklaşıyordun şimdi. Yeniden doğmuştun. Yeniden hayat buldun ölümün içerisinden.

Uzaktan bir ses geldi: Hoşgeldin!