Yokluktan Varlığa Ermek

Biraz felsefi düşüneceğim bu yazımda. Doğruluk iddia etmeden paylaşacağım düşüncelerimi. Arada sırada zihnimi kurcalayan bir kavram var: Yaratılmak.

Farklı din ve kültürlerde değişik manalara gelebiliyor yaratılmak. Doğu dinlerinde yoktan varlığa ermek demek. Burada yok kelimesi literal manada anlaşılmalı. Yani onu oluşturacak yapı taşları bile daha ortada yok demek. Batı dinleri ve anlayışlarında bu biraz daha farklı manalara geliyor. Yaratılmak daha çok lego parçalarının bir araya gelmesiyle meydana çıkmak olarak kullanılıyor. Yani hali hazırda yapı taşların var ve sen bu taşların bir araya getirilmesi ile meydana geliyorsun. Bundan dolayı arada kavramsal uyumsuzluklar yaşanıyor ve konuşmalar aynı düzlemde olmuyor. Kısacası, temeller çatışıyor. Hatta bazı dinler de varlık, Tanrıdan bile kadim. Tanrı bir mühendis gibi var olanı bir araya getirmek suretiyle başka varlıkların yaratılmasını gerçekleştirmiş oluyor.

Peki benim anlatmak istediğim kısım nedir? Yaratılmanın bize aktarılan şekliyle kompleks bir dizaynın bir yapıcısı olma zorunluluğu ve bunların tesadüf olmadığından daha farklı bir açıdan anlatılması mümkün mü?

Yaratılmanın anlatılması için yok olmanın anlaşılması lazım. Peki biz yok oluyor muyuz? Ya da etrafımızda doğu dinlerinde ki tabiriyle yaratılmanın tam zıddı olarak yok olmak meydana geliyor mu? — Yok olmanın meydana gelmesi de ilginç bir ifade oldu. — Yok olmayı anlamak, varlığın kendisini yeniden varlığa erdiremiyeceğini ve dolayısıyla yaratılmanın başka bir elle yapılması gerektiğini anlamak için önemli. Varlık sahibi olmayan bir insan kendisine varlık kazandırabilir mi? Varlıktan kastım atomlardan ya da ileride farklı keşiflerin olmasıyla isimlendirilecek atom altı parçacıklarından meydana gelmiş ve evrende diğer varlıklar ile bir şekilde etkileşim içerisinde olabilen herşey. İlla gözle görülmesi yada elle tutulması gerekmiyor. Farklı varlık sahalarında da yer tutabilir.

Şimdi bu noktada bazı sorular sorarak konumuza devam edelim. Zamanın bir parametresi olan hareketin ya da değişimin gerçekleşmesi sırasında varlık döngüsel bir şekilde devamlı yok olup yeniden varlığa eriyor mu? Kısacası, tüm varlıklar devamlı bir yok oluş ve yaratılma sürecinde mi? Daha somut bir örnek vermek gerekirse, sinemada izlediğimiz karelerin görülebilir olması için ekrana yansıtılması lazım. Filmin izlenebilir olması içinde bir önceki karenin kaldırılması ve bir sonrakinin hemen arkasından ekrana yansıtılması gerekiyor. Eğer bir yok oluş gerçekleşmezse, bir sonra ki kareler üst üste geleceklerinden film izlenebilecek bir durumdan çıkacaktır. Peki bu varlık içinde geçerli midir? Yani ben elimi kaldırdığımda eğer elimi meydana getiren parçalar bir önceki varlıklarını kaybetmeyip yeni şekillerini devamlı var olmak ile alsalar, o zaman elimin hareketi sırasında binlerce el bir önceki pozisyonlarda oluşmuş olacakmıydı?. Bu eğer bu çıkarım doğru ise, o zaman devamlı bir yok etme ve yaratma söz konusu olmak zorunda. Aksi halde kainatta boşluk olarak ifade edeceğimiz bir yer kalmayacak ve kainat, yok edilmediğinden her hareketlerinde farklı şekillerde var olan maddeler ile dolmuş olacaktı. Anlatmaya çalıştıklarım karmaşık olduğunun farkındayım. Onun için çoğu insanın hatırlayacağı bir Windows hatası ile göstereyim demek istediğimi:

Yukarıda ki resmi hatırlarsınız. Pencereleri hareket ettirdiğinizde bir önceki pozisyondaki pencerenin kaybolmamasından dolayı, ekran aynı pencerenin binlercesi ile doluyordu. Pencere yerine, yukarıda anlattığım el nesnesini koyarak meseleyi daha somut bir hale getirmişimdir umarım.

Peki devamlı yaratma ve yok etmenin ne gibi sonuçları olacaktır. Öncelikle bir varlığın kendisini yok etmesi imkansız. Dolayısıyla bir yok edene ihtiyaç var. İkincisi, yok olan bir şeyin kendisini yaratması imkansız. Dolayısıyla bir yaratana ihtiyaç var. Devamlı yok olup yaratılan bir varlığın başkalarını yok edip yaratması imkansız; o zaman yaratılanlara benzemeyen bir yaratıcının varlığı gerekiyor. Yok olan bir varlığın kendisini kaldığı yerden yaratması için gerekli bilgiye sahip olması imkansız, o zaman her bir varlığının bir önceki konumunu hatırlayan ve almaya çalıştığı bir sonraki durumunu önceden bilen muazzam bir hafıza ve öngörüye sahip bir yaratıcıya ihtiyaç var. Yine el örneğinden yola çıkarsak, elimin bir öncekini durumunu, mesela rengini, fiziksel şartlara gösterdiği reaksiyonu, sıcaklığını, duruşunu, vs. hepsini hatırlayıp bunları bir sonraki yaratılış safhasında yanılmadan koruyabilecek bir hafızadan bahsediyorum. Aynı şekilde de yaratılışın gerçekleşmesi anında bunları koruduğu gibi, hareket sonucunda meydana gelecek diğer şartlarıda doğru ve kusursuz bir şekilde yaratması lazım. Aksi halde, bedenime bağlı olan elimin, bir sonraki yaratılmada dünyanın başka bir yerinde ya da uzayın derinliklerinde ortaya çıktığını görüyor olurduk. Bu aslında kaderide açıklamış oluyor. Yani bir sonra ki hareketin bilinmesi ve bunu sadece bir varlık için değil, en ufak bir varlığın bile yapmış olduğu hareketin kainat üzerinde ki etkisinin bilinmesi ve diğer herşeyinde bu bilgi dahilinde yaratılması durumu. Aslında buna kelebek etkisi açısından bakabiliriz. Aynı zamanda, bir sonra ki hareketi bilen, daha sonra ki hareketleri de çok rahatlıkla bilecektir. Basit bir algoritma gibi. Daha sonra ki hareketlerin neler olacağını bilmesi için illa da bir önceki yaratılış aşamasının bitmiş olması gerekmiyor. Tam olmasa da basit bir örnek ile açıklamak gerekirse, uçuruma doğru hızla koşan bir adamın uçurumdan düşeceğini bilmek için illa da uçuruma bir santim kalmış olduğu anın görülmesi gerekmiyor… Neyse, algoritma daha mantıklı ve kapsayıcı bir örnek. Sonuç olarak ortaya çıkan şey, herşeyi öncesini ve sonrasını ve birbirleri aralarında ki etkileşimi bilen muazzam bir ilim.

Peki yok olmayı nasıl ispatlarsınız? Mantık yürütmek dışında ölçülebilir olmasının çok zor yada imkansız olduğunu düşünüyorum. Eğer kainatın içinde ki her bir varlık aynı anda yok olup yeniden varlığa eriyorsa, yok olmanın ispatlanması imkansız olacaktır. İnsan zaten yok olacağını hatırlamayacaktır. Hatta yok olup devamlı yaratıldığını bile bilmeyecektir. Çünkü bir anda zamandan zamansızlık içerisine girme ve sonradan yeniden zamanlanabilir evrene dönme söz konusu. Aynı zamanda, yok olan bir hafıza neyi hatırlayabilir ki? Hatta bu o kadar ilginç bir duruma bile varabilir ki, eğer zamanla ölçebilsek, yok olduğumuz an binlerce yıl bile olsa, biz bunu asla anlayamıyacağız. Tam olmasa da benzer bir örnek bilim kurgu filmlerinde dondurulan insanların yüz yıllar sonra çözülmeleri ile hafızalarında en son kaldıkları yerden devam etmeli. Sorsanız, belkide bir kaç saniyedir donmuşuz derlerdi ta ki kendilerine gerçek donma süreleri anlatılana kadar. Zamanın bir objectif tarafı var, bir de perception yani algılanma tarafı var. Algılanan zaman farklı şartlara bağlı olarak uzayıp kısalabiliyor. 10 saatlik bir tren yolculuğunda telefonlarında komik videolar izleyen insanların algıladıkları zamanın daha kısa olması ve dolayısıyla tren yolculuklarının sanki daha hızlı geçtiğini düşünmeleri gibi.

Aklıma yeni şeyler geldikçe bu yazımı güncelleyeceğim. Bir sonra ki yazımda görüşmek üzere.

Like what you read? Give Tarik Guney a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.