İletişim dili, Émile Coué ve Oto-Telkin Metodu…

Émile Coué… Coué, Fransız bir psikolog ve eczacı. Émile Coué, oto-telkin diye tâbir edebileceğimiz yeni bir psikoterapi metodunu bilim dünyasına ve kullanımına sunan ilim adamıdır. Coué’nin bu yöntemine “hipnoz” da diyebiliriz kısaca. Çoğu kaynaklarda “Coué Metodu” olarak da adlandırılmaktadır.

Adam haklı bayanlar beyler…

Konuya bahis bu yazıma sebep, geçtiğimiz haftalarda sıklıkla dinlediğim BBC Radio Four’daki bir programda kendisinden bahsedilmiş olması… Coué’nin o ünlü cümlesinden bahsedilince bu yazıyı kaleme almak istedim. Zira, hepimizin günlük hayatında karşılaştığı bir durum bu. Farkında olalım ya da olmayalım çoğu zaman, sözlerimiz; bir nazar niteliğindedir. Coué’ye göre dış şartlar yoktur, inançlar ve değerler vardır. Telkinlerin istikrarlı kullanımıyla da istediğimiz durumu ve içsel hâli oluşturup kullanabiliriz.

Özetin özeti olarak aktaracak olursak, “Oto-Telkin Metodu” hakkında Émile Coué, kısaca şöyle diyor: “Her sabah ve akşam rutin bir şekilde belli cümlelerin tekrarı insanın bilinçaltına etki eder. Bu da hastalıklardan kurtulmasından tutun da kişisel gelişimine kadar pek çok şeye mühim katkılarda bulunabilir…”

Ve bu telkin sözlerinin en ünlüsü orijinal hâliyle şöyledir: “Tous les jours à tous points de vue je vais de mieux en mieux…”

İngilizce olanı daha bir tanıdıktır bize: “Every day, in every way, I’m getting better and better…”

Türkçe olarak ise bire bir şöyle tercüme edebiliriz: “Her geçen gün ben her yönden daha ve daha da iyi oluyorum…”

Oh be… Dünya varmış!..

Émile Coué, anlatılanlara göre esprili, devamlı pozitif düşünen dinamik bir yapıya sahip idi. Coué, sahibi olduğu klinikte binlerce insanı psikolojik hastalıklardan telkinlerle iyileşmesine vesile olmuştur. Coué, kendi çalışmaları hakkında komik anekdotlar da aktarmıştır. Mesela, bir sabah Coué, sahibi olduğu klinikte kendi teorisini öğrencilere anlatırken bir hemşire içeri girer ve şöyle der:

“Sayın Coué, 7 numaralı odadaki hasta kendini çok kötü hissediyor…” Émile Coué, parmağını kaldırarak hemşireyi ikaz eder ve “Hiçbir zaman böyle konuşmayın. ‘7 numaralı odadaki hasta kendini kötü hissettiğini düşünüyor’ diyeceksiniz…” Ertesi gün Coué yine öğrencilerine ders verirken aynı hemşire odaya heyecanla girip şu cümleyi kurar:

“Sayın Coué, 7 numaralı odadaki hasta öldüğünü düşünüyor…”

Kolektif Hâfıza ve Telkin

Netice olarak, bu telkinler tarafımızca malumdur. Olumlu sözler, müspet davranışlar, pozitif telkin ve güzel düşünce… Mesela, bir çocuk su kıyısında ya da tehlikeli bir noktada yürüyorsa, ona seslenişimiz “düşeceksin gel!” şeklinde değil, “düşmeden gel” şeklinde olur. Ya da iştahı hiç olmayan bir kişi ile iletişime geçerken sorumuz “aç mısın?” yerine, “yemek yer misin?” şeklindedir. Hitabımız hep olumlu yöndedir veya öyle de olmalıdır. Ben inanıyorum ki genlerimizde bu telkin metodu tahminimce mevcut. Mevcut diyorum, şayet; değil gibi bir düşünceniz var ise ya bilinciniz uyuyor ya da hep menfi duygularla üstünü bir şekilde örtüyorsunuzdur.

Biz her gün, her şekilde, hangi şartta olursak olalım, iyiden iyiye daha da iyi oluyor ve olmaya çalışıyoruz…

Buradan hareketle kuracağımız iletişim dilini ve metodunu da hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz. Kişilerarası ve toplumlararası münasebetlerde pozitif bir iletişim dili (sistemi) kurmalı ve kullanmalıyız. Telkin de bir tedavi yöntemidir. Ve bizler de bunu kurduğumuz pozitif iletişim ile gerçekleştiriyoruz…

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” atasözü buna en iyi örnektir. Yani; sert ve kırıcı olmayan, yumuşak, hoşa giden, gönül alıcı, okşayıcı, etkileyici, inandırıcı ve yerinde söylenmiş söz, insanın hoşuna gider; bu söz en azgın kişinin bile inadını kırar, onu yumuşatır ve yola getirir.

Kısacası; biz her gün, her şekilde, hangi şartta olursak olalım, iyiden iyiye daha da iyi oluyor ve olmaya çalışıyoruz. Eleştirel bakış açısı ve olumlu yaklaşımlar ile Batı’nın keşfettiği çoğu şeyi bizler, ‘Toplumsal (kolektif) Hâfıza’mızda bulundurduğumuzdan, bu tür tezler de hatırlatıcı bir unsur olarak yer alıyor ve almaya da devam edecek.

Bu yazımıza vesile olan ve bizlere hatırlattıran Émile Coué’nin de emeğine sağlık diyoruz… Velhâsıl; güzel düşünün, güzel olsun…

***

Kelâm-ı kibar: “Kişi; yumuşaklığı, tatlı dili ile, gündüzleri oruç tutanın ve geceleri namaz kılanın derecesine kavuşur…”

İrfan ATASOY — Türkiye Gazetesi — 25.09.2016

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-atasoy/593399.aspx

Like what you read? Give İrfan Atasoy a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.