Spin-off’lar ve Uzay Araştırmalarının Yan ürünleri

Uzay görevleri için harcanan paralar ne olarak geri dönüyor?

“Dünyada bu kadar açlık ve salgın hastalık gibi sorunlar varken uzay araştırmalarına bir yığın para dökmenin ne gereği var?” bu, uzay çağı başladığından beridir epeyce tartışılmış, hala da tartışılmakta olan bir konudur.

Gerçekten de büyük devletler dünyadaki bu kadar soruna rağmen uzay araştırmalarına devasa bütçeler ayırıyor.(ABD’nin NASA’ya ayırdığı bütçe yıllık yaklaşık 18 milyar $) Peki bilimsel çalışmalara ayrılan bütçeler neden bu kadar eleştiriliyor? Burada dikkatten kaçtığını düşündüğüm şey; dünyadaki fakirlik, savaşlar, doğanın uğradığı tahribat gibi sorunların temelde devletlerin ve bazı zenginlerin para ve güç hırsından kaynaklanması. Bu yüzden bana kalırsa devletler ne kadar kaynak ayırırsa ayırsın insanlar para ve güç hırsıyla çalmaya, çarpışmaya devam ettikçe bu sorunlar kesilmeyecek.

Gelin bir de bu kaynak uzay araştırmalarına aktarılıyor da ne oluyor onu inceleyelim. Örneğin NASA’nın insanlı Ay görevi olan Apollo Programının maliyeti yaklaşık 25.4 Milyar $ olarak açıklanmış[1]. Bu milyar dolarları roketin içine koyup Ay’a mı gönderdiler? Bu bütçe ile roketin fırlatılacağı rampadan inşa edileceği tesise, en büyük parçalarından seçilmiş astronotların giydikleri kıyafete kadar on binlerce parça tasarlandı, üretildi, test edildi. Tabi ki bu kadar işin hepsini de NASA yapmadı. İş bölünerek yüzlerce alt yüklenici şirkete dağıtıldı ve doğrudan 350 binden fazla, dolaylı olarak milyonlar insan bu işin ekmeğini yedi. Burada bu kadar büyük bir bütçenin nasıl oluştuğu ile beraber bu çalışmaların ne kadar geniş bir kesime yayıldığını görüyoruz. Apollo programı gibi şuanda devam eden tüm uzay programları, projeler bu şekilde büyük çaplı bir sektör oluşturur ve bu işlerde tüm dünyadan insanlar birleşerek bir yapbozun parçaları gibi ortak bir şekilde çalışır. Bu çalışmalara yapılan yatırımlarla ne elde ediliyor şimdi de ona bakalım.

Bir yatırımcı gözüyle bakarsak uzaya para yatırmak pek cazip gelmez çünkü 2–3 senede parayı katlayabilen inşaat sektörünün aksine bilime yatırılan emekler, üzerinden epeyce bir zaman geçtikten sonra meyvesini verir. Ancak bizim bu konuya yatırımcı tarafından değil, devletlerin tarafından bakmamız gerekir. Ünlü İngiliz filozof Francis Bacon şöyle demiş:

“Bilginin kendisi güçtür.”

Bu sözle yola çıkarak günümüz devletlerinin gerektiğinde silah olarak kullanmak veya pazarlamak için bilimsel veri avlamalarına hak vermemek elde değil.


Uzay araştırmaları uygulamalı bilimlerin onlarca kolundan bir tanesidir. Kapsamı da sadece Dünya’nın dışına makineler göndermek veya uzayda koloni kurmaktan çok daha fazlasıdır. Fakat onu farklı kılan şey istisnasız bütün temel bilimlerin uzay çalışmalarında yer alabilmesidir. Örneğin bir doktor olarak yer çekimsiz ortamın insan vücuduna etkisi, botanikçi olarak Mars’ta bitki yetiştirmenin imkanı ve jeolog olarak Mars’ın tektoniği gibi konularda çalışma yaparak kendinize yer bulabilirsiniz. Burada elde edilen bilgiler sadece uzay araştırmalarıyla sınırlı kalmaz, bilimin tüm alanlarında kullanılır. Uzay araştırmalarında geliştirilip günlük hayatımıza da giren teknolojilere birçok örnek sayabiliriz. Mesela:

Uydu Televizyonu

https://flic.kr/p/dKy4TK

İtiraf edelim hepimizin ilk aklına gelen bu oldu. Analog yayın denilen eski sistemde tepelere veya kuleler yardımıyla yüksek yerlere aynı radyo vericileri gibi TV vericileri yerleştirilirdi. Televizyonlar da çubuk şeklindeki antenleri yardımıyla vericilerden yayını çekerdi. Ancak bu sistem hem bizi sürekli daha iyi görüntü yakalamak için anteni oynatmakla uğraştırıyordu, hem de yakınınızda bir verici yoksa (örneğin uzak bir köyde iseniz) TV izleyemiyordunuz. Fakat artık Yer eşzamanlı yörünge denilen yörüngede dünya etrafındaki dönüşünü dünya ile eşzamanlı olarak 24 saatte tamamlayan uydular sayesinde TV izlemek için çanak antenimizi doğru yöne doğrultmamız yetiyor. Başka bir vericiyle uğraşmaksızın ülkenin en uzak yerinde de olsak TV yayınına kaliteli bir şekilde ulaşabiliyoruz.

Hafızalı Köpük

https://flic.kr/p/d2a4Fo

Hafızalı dediysek o kadar da akıllı değiller. Bu malzemeyi özel yapan üzerine basınç uygulayan cismin şeklini alması ve cisim kalktığında da eski haline dönebilmesi. Günümüzde uçak koltuklarından ortopedik yatak ve yastıklara hemen hemen her yerde kullanılmakta olan bu ürün ilk olarak 1970’lerde NASA’daki araştırmalarda ortaya çıkmış.

Çizilmeye Dayanıklı Gözlük

https://flic.kr/p/e5sv8M

Polikarbonat cam denen özel malzeme ile üretilen bu gözlükler normal cama göre çizilmeye ve kırılmaya 12 kat dirençli oluyor. Bununla da kalmıyor, üzerine gelen Ultraviyole ışınların %99’unu geri yansıtıyor. Bu malzeme de ilk olarak astronotların kasklarını daha dayanıklı yapmak ve onları uzay ortamındaki UV ışınlardan korumak amacıyla geliştirilmiş.

Hasta Takip Sistemleri

https://flic.kr/p/52p8SK

Hastaların kalp ritmi, vücut sıcaklığı, kan basıncı gibi yaşamsal verilerini sürekli ölçerek gerekli yerlere ileten bu sistemlerin tarihi 1957’deki Sovyetler Birliği’nin Sputnik 2 görevine kadar uzanıyor. Bu görevde uzaya gönderilen ilk canlı olan Laika adlı köpek küçük bir modüle konularak uzaya gönderilmiş ve 5–7 saat boyunca vücut tepkileri yer istasyonundan izlenmişti.

Su Arıtma Cihazları

https://flic.kr/p/qXMN5F

Bugün deniz suyunu arıtarak içme suyu elde eden ve hatta büyükşehirlerde çoğumuzun evlerinde kullandıkları su arıtma sistemleri de uzay çalışmalarının bir ürünü. NASA, ESA ve diğer tüm uzay ajansları su arıtma işini çok ciddiye alıyor. Öyle ki Uluslararası Uzay İstasyonunda astronotların terleyerek ve idrar yoluyla kaybettikleri suyun bile büyük bir bölümünün arıtılıp tekrar kullanılmasını sağlayan bir arıtma sistemi kullanılıyor.


NASA bu şekilde uzay araştırmalarında bulunarak dünyada da kullanım alanı bulan buluşları her senenin sonunda bir kısa film hazırlayarak ve sitesinde yayınlayarak meraklılarına sunuyor. Siz de “spinoff” denen bu ürünleri incelemek isterseniz https://spinoff.nasa.gov adresinde yüzlercesini bulabilirsiniz.

Velhasılkelam, bu yazıda epeydir tartışılan bir konuyu inceledik, bilimsel amaçlar uğruna harcanan paraların nereye gittiğine ve ne şekilde karşılık bulduğuna baktık. İnsanların verdikleri vergilerin nereye gittiğini sorgulaması demokrasinin bir gereğidir. Fakat görüldüğü üzere ne uzay araştırmalarında, ne de CERN’de bilim adına harcanan paralar boşuna gitmiyor, eninde sonunda tüm insanlık için faydalı olacak teorik veya pratik bilgilere dönüşüyor. İnsanoğlunun mağaralardaki yaşamından günümüzdeki seviyeye gelmesinde en büyük etken merak etmesi ve bu sayede öğrenmesi, keşfetmesidir. İşte coğrafi keşiflerden Ay’a ayak basmamıza kadar uygarlığımızın kat ettiği tüm ilerlemeler bu yeni bir şeyler deneme isteği, merak sayesinde olmuştur. Aristo’nun da dediği gibi:

“Bilim iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir yol göstericidir.”

Kaynak:

[1] https://spinoff.nasa.gov/

· http://zidbits.com/2010/11/top-ten-nasa-spinoffs/

· http://georgetyson.com/files/apollostatistics.pdf

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.